<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tanıtımlar-2016 | LIBRI</title>
	<atom:link href="http://www.libridergi.org/category/2016/tanitimlar-16/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.libridergi.org</link>
	<description>Epigrafi, Çeviri ve Eleştiri Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Jan 2017 21:25:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>
	<item>
		<title>Selahaddin: Kutsal Savaşın Politikaları</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/056</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 20:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2535</guid>

					<description><![CDATA[M. C. LYONS &#38; D. E. P. JACKSON, Selahaddin: Kutsal Savaşın Politikaları. İstanbul 2006. Pınar Yayınları, 486 sayfa (8 harita ile birlikte). Çev. Z. Savan. ISBN: 9753522495 Salâhaddîn Eyyûbî yaşamıyla hem kendi çağdaşı tarihçileri hem de modern tarihçileri etkilemiş­tir. Onun yaşamı, savaşları ve politikaları hem doğu hem de batı kültürü tarafından efsaneleştiril­miş ve bu efsaneleştirme ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016056.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2513_lbr.2016056-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Selahaddin: Kutsal Savaşın Politikaları</h2>
<h3>M. C. LYONS &amp; D. E. P. JACKSON</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9753522495<br />
<strong>Sayfa:</strong> 486<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2006<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Pınar Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 557-564</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016056<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 24.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 30.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_dab591f29c3617986323f1c8c44dd4f0" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016056.pdf" target="_blank"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016056.pdf" target="_blank"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>M. C. LYONS &amp; D. E. P. JACKSON, <em>Selahaddin: Kutsal Savaşın Politikaları</em>. İstanbul 2006. Pınar Yayınları, 486 sayfa (8 harita ile birlikte). Çev. Z. Savan. ISBN: 9753522495</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Salâhaddîn Eyyûbî yaşamıyla hem kendi çağdaşı tarihçileri hem de modern tarihçileri etkilemiş­tir. Onun yaşamı, savaşları ve politikaları hem doğu hem de batı kültürü tarafından efsaneleştiril­miş ve bu efsaneleştirme çevresinde bir yazım kültürü doğmuştur. Onun hayatının çağdaşlarınca biyografilere bu kadar çok konu edilmiş olması, ortaçağ sultanları arasında benzerine az rastlanır bir durumdur. Salâhaddîn biyograficiliği sadece ortaçağ ile sınırlı kalmamış, özellikle XIX. asır modern tarihçilik çalışmalarında da popülerliğini korumuştur. Salâhaddîn biyografilerinin bu kadar çok olması bir taraftan hayatı hakkında birçok ayrıntıyı bilmemize olanak sağlarken diğer taraftan birçok konunun efsaneleşmesine sebep olmuştur. Hatta öyle ki efsane ve gerçek yer yer birbirinden ayrılamayacak hale gelmiştir. Modern akademik çalışmalar bu efsanelerin ayıklan­ması bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu modern akademik çalışmaların en kıymet­li­lerinden biri devrin tüm kaynaklarına ve el yazmalarına ulaşan ve bu materyalleri doğru bir şe­kilde tahkik eden <em>Malcolm Cameron Lyons</em> ve<em> D. E. P. Jackson</em> tarafından kaleme alınan “<em>Saladin The Politics of the Holy War</em>” kitabıdır. Kitabın ilk baskısını 1982 senesinde Cambridge Üniversi­tesi yayınları yapmıştır. Kitap 2006 yılında Z. Savan tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve Pınar Yayın­ları tarafından piyasaya sunulmuştur. Bizim mevcut çeviriyi tahkik ettiğimiz baskısı yine Cambrid­ge Üniversitesi’nce yapılan 1997 <em>Canto</em> baskısıdır. Eseri muadillerinden ayıran en önemli özellik Salâhaddîn dönemi Eyyûbî tarihi olmaktan öteye geçerek ve Salâhaddîn’in mektuplarını ihtiva eden el yazmalarını kullanarak, bize tam manasıyla bir biyografi sunmuş olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Salâhaddîn biyografileri sadece kendi Sultanlığı için değil, ilişkide olduğu her devlet içinde önem­li bir kaynak yığını oluşturmaktadır. Örneğin <em>İmadeddin el- İsfahani</em>, <em>İbn Şeddad</em> ve <em>Ebu Şa­me</em> gibi devrin önemli kaynakları büyük ölçüde Salâhaddîn’in hayatını konu edinirken, onun düş­manları ve müttefikleri için de eşsiz bilgiler sağlamaktadırlar. Salâhaddîn biyografileri dönemin doğru anlaşılması açısından bu kadar elzem iken, bu biyografilerin Türkçe’ye kazandırılması ayrı bir hassasiyet gerektirmektedir. Öyle ki çalışmamıza konu edilen kaynak, batı literatüründe Salâ­had­dîn hakkında hazırlanan en titiz çalışmaların başında gelir. Ancak çevirinin tarihsel gerçeklerin yanlış anlaşılacak şekilde yapılmış olması ve hatta bu yanlışların kitapta sıklıkla tekrarlanması birçok tarihsel olayı saptırmaktadır. Bu durum akademik okuyucu için birbirini tekrar eden birçok tarihsel yanlışlığa sebep olabileceği gibi, genel okuyucu için ise birçok tarihsel terimin ve olayın yanlış öğrenilmesine sebep olacaktır. Öyle ki bu çeviri tarihsel terminolojiden oldukça bi-haber yapıldığından zincirleme birçok yanlışa sebebiyet verebilir. Bu çalışmamızda amaçlanan, iki metni dilbilimsel anlamda karşılaştırarak çeviri yanlışlarını bulmak değildir. Bu tahkikin temel amacı çe­viride tarihsel altyapı eksikliği kaynaklı yanlışlıklara işaret etmek ve bu yolla bundan sonra yapıla­cak olan çevirilerde bu hassasiyetin kazandırılmasını sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eleştirimiz ağırlıklı olarak tarihsel terminolojinin üzerine kurulu olacağından her kelimeyi tek tek karşılaştırmaktan ziyade, tarihsel gerçekliği saptıran terminolojik hatalar üzerinde durmayı ter­cih ettik. En önemli hatalardan biri “<em>castellan</em>”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> ifadesinin “<em>ikta sahibi</em>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> olarak çevrilmesidir. Burada bahsedilen konu Salâhaddîn’in babası Necmeddin Eyyûb’ün Tekrit’e vali olarak görev­lendi­rilmesidir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a>. Eserin orijinalinde yazar, “<em>castellan</em>” ifadesini kullanmıştır. Çevirmen ise burada­ki “<em>castellan”</em> ifadesini “<em>ikta sahibi”</em> olarak çevirmiştir. Tarihsel işleyişe göre durum değerlen­diril­diğin­de bu sırada Tekrit kentinin iktâ sahibi Bihruz’dur<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> ve Salâhaddîn’in babası ise Bihruz’un onayı ile göreve getirilir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a>. Burada kullanılan “<em>castellan</em>” ifadesi hiçbir surette “<em>iktâ sahibi”</em> anlamı­na gelemez ve mevcut çeviri tarihsel gerçeği saptırmaktadır<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a>. Burada olması gereken terim “<em>diz­dar”</em> veya “<em>vali”dir<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup><strong>[7]</strong></sup></a></em>.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeviriyle ilgili diğer bir problem ise doğrudan çeviri ile ilgili olmasa da çevirmen notu başlığı altında paylaşılan bilgide bulunmaktadır<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a>. Burada kullanılan “<em>Franklar</em>” ifadesine çevirmen not düşerek şu bilgiyi vermiştir: “<em>Roma İmparatorluğu zamanında bölgeye yerleşmiş Alman kökenli Hı­ris­tiyan topluluğu</em>”. Tarihsel terimler, özellikle kronik terminolojisi, dönemlere göre büyük değişimler gösterebilir. “<em>Franklar</em>” ifadesi geç antik çağdan, ortaçağın sonuna kadar hem doğu hem de batı menşeili kroniklerde en sık karşılaştığımız terimlerden biridir. Bu ifade geç antik çağda, çevirmenin de kısmen bahsettiği üzere Doğu Avrupa’yı fetheden ve Roma İmparator­lu­ğu’nun doğu ve kuzey sınırlarında yaşayarak İmparatorluğun egemenliğini tanımayan Germa­nik toplumları ifade etmek için kullanılmıştır<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a>. İslami devir Arap kökenli kaynaklarda ise bu ifade öncelerde <em>el- efrenc </em>olarak karşımıza çıkmaktadır ve batı Hıristiyanlarını, Doğu Roma Hıristiyan­la­rından ayırmak için kullanılmıştır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a>. Fakat esere konu olan döneme yaklaştığımızda, Birinci Haçlı Seferi sırasında Latin kaynakları haçlı seferlerine katılan topluluklar için “<em>Franci</em>” ifadesini kullan­mıştır<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[11]</sup></a>. Müslüman kaynaklarda ise haçlı seferleriyle topraklarına gelenler için genel bir ifade olarak “Franklar” ifadesi kullanılır. Yani haçlı dönemlerinden bahsediyorsak “Franklar” ifadesi haçlı ordularıyla gelen ve Suriye-Filistin coğrafyasına yerleşen Latin toplumlarını genelleyen bir ifadedir. Bu ifade hem kroniklerde hem de devrin görgü tanıklarınca kullanılan ortak bir ifade­dir<a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[12]</sup></a>. Sonuç olarak bu bölümde Franklar ile ilgili yapılan açıklama metnin orijinalinde bulu­nan anlamıyla ilgisizdir ve okuyucuyu yanlış yönlendirmektedir. Burada eğer Franklar terimi açıklana­caksa bu terimin kitapta bahsedildiği devirdeki anlamı açık ve doğru ifadelerle açıklanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çevirinin en büyük hatalarından biri ise kitap boyu devam eden “<em>Latin Continuation of Wil­liam of Tyre</em>”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[13]</sup></a> ifadesinin çevirisidir. Devrin önemli bir kaynağı olarak kabul edebileceğimiz Wil­liam of Tyre’ın kroniği ve bu kroniğe yapılan zeyiller ile alakalı bu ifade çok yanlış anlaşılacak şekilde çevrilmiştir. Bu ifade çeviride şu şekilde bulunmaktadır; “Latince <em>Continuation</em> adlı eserin yazarı William of Tyre”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[14]</sup></a>. Bu noktada William of Tyre’ın kroniğinden ve bu kroniğe yapılan zeyil­lerden bahsetmek, büyük hatalara sebebiyet verecek bu çevirinin doğru anlaşılması için yerinde olacaktır. William of Tyre haçlı tarih yazıcılığının önemli isimlerinden biridir. Özellikle XII. asrın görgü tanığı olan William of Tyre oldukça tutarlı ve ayrıntılı anlatılarıyla birçok meseleye ışık tu­tar. William of Tyre’nin <em>Historia Rerum İn Partibus Transmarinis Gestarum</em><a href="#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[15]</sup></a> adlı eseri devrinin haçlı anlatıları arasında en tutarlı ve ayrıntılı anlatısıdır. William of Tyre’ın eseri sadece kendi dönemine ışık tutmamış tercüme ve zeyilleri vasıtasıyla haçlı tarih yazıcılığında bir külliyat doğur­muştur<a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[16]</sup></a>. Bu külliyat doğrultusunda ortaya çıkan “<em>continuation</em>”lar yani zeyiller farklı dillerde yazılmışlardır ve farklı dönemleri anlatmaktadırlar. Burada metnin orijinalinde kastedilen “<em>Latin­ce Continuation</em>” yani Latince Zeyl, William of Tyre’nin eseri değil, William of Tyre’nin “<em>Historia Rerum İn Partibus Transmarinis Gestarum</em>” adlı eserine yapılan Latince bir ektir ve M. Salloch editörlüğünde 1934 yılında Leipzig’de “<em>Die Lateinische Fortsetzung Wilhelms von Tyrus</em>” adıyla yayınlanmıştır. Öyle ki zaten William of Tyre’nin eseri dipnotlarda “<em>W. T.</em>” olarak gösterilirken zeyli “<em>Continuation</em>” olarak gösterilmiştir. Burada olması gereken çeviri “<em>William of Tyre’ın Latin­ce Zeyli</em>” ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeviride bulunan bir diğer tarihsel hata ise hali hazırda zaten akademik bir tartışmanın da ko­nusu olan “<em>Syrian</em>“ ve ”<em>Assyrian</em>” terimlerinin eş anlamlılığı ile ilintilidir. Çeviride “<em>Michael the Syrian</em><a href="#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[17]</sup></a>” ifadesi tekrarla “<em>Suriyeli Mihael</em><a href="#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[18]</sup></a><em>”</em> olarak çevrilmiştir. “<em>Syrian</em>” kelimesi hem Suriyeli hem de Süryani demektir. Hatta bu eş anlamlılığın etimolojik kökenleri akademik bir tartışmanın da konusudur<a href="#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a>. Fakat durum şu ki<em> Syrian</em> kelimesi “<em>Suriyeli</em>” anlamına gelebileceği kadar “<em>Sürya­ni</em>” anlamına da gelebilir. Çeviri yapılırken bu çift anlamlılık ve tarihsel gerçek göz önünde bu­lundu­rulmalıdır. Burada sözü edilen kişi Süryani Mikâîl’dir<a href="#_ftn20" name="_ftnref20"><sup>[20]</sup></a> ve mevcut çeviri tarihsel gerçekliği cid­di bir saptırmaya uğratmaktadır. Burada metin boyunca çevrilen “<em>Suriyeli Mihael”</em> ifadesi “<em>Sür­yani Mikâîl</em>” olarak çevrilmeliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeviride tarihsel gerçekliğe uymayan diğer bir hata ise “<em>Hugh of Caesarea”</em> isminin çevirisinde geçmektedir<a href="#_ftn21" name="_ftnref21"><sup>[21]</sup></a>. Metnin esasında bu ismin unvanı hakkında bir bilgi bulunmaz iken çevirmen bu ifadeyi tekrarla “<em>Caesera Kontu Hugh” </em>olarak çevirmiştir<a href="#_ftn22" name="_ftnref22"><sup>[22]</sup></a>. Öncelikle belirtmek gerekir ki Caesera Kontlukla idare edilen bir şehir değildir. Haçlı Kontlukları farklı birer siyasi yapıdır ve başlarında bulunan Kont ile idare edilirler. Bu durum düşünüldüğünde Hugh of Caesarea’nın kont olması imkânsızdır. Tarihsel gerçekliğe bakıldığında bu sırada Hugh of Caesarea’nın Caesarea şehrinin hâkimi olduğunu görülmektedir<a href="#_ftn23" name="_ftnref23"><sup>[23]</sup></a>. Kontluk ayrı bir statüdür ve şehir yöneticiliği, hâkimliği ya da lortluğu ile karıştırılmaması gerekir. Bu noktada çevirmen “<em>Hugh of Caesarea” </em>ifadesini ya oldu­ğu gibi “<em>Caesarealı Hugh</em>” diye çevirmesi veya tarihsel durumu doğru araştırarak “<em>Caesarea Hâki­mi Hugh”</em> olarak çevirmesi uygun olurdu. Benzer bir hata “<em>Humphrey of Toron</em>” isminin çevirisin­de de bulunmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi orijinal metinde Humphrey of Toron’un unvanı hakkında hiçbir bilgi bulunmazken<a href="#_ftn24" name="_ftnref24"><sup>[24]</sup></a> çevirmen Türkçe metinde bu ismi “<em>Tibnin Kontu Humphrey</em>” olarak tercüme etmiştir<a href="#_ftn25" name="_ftnref25"><sup>[25]</sup></a>. Tarihsel olarak incelendiğinde de Toron kenti Kontluk ile idare edilen bir kent değildir. Humphrey of Toron ise zaten Kont unvanına sahip değildir. Kendisi Toron kenti­nin hâkimidir<a href="#_ftn26" name="_ftnref26"><sup>[26]</sup></a>. Bu çeviri de yukarıda olduğu gibi tarihsel gerçek ile örtüşmemektedir. Bura­da olması gereken “<em>Toron Hâkimi Humphrey</em>”’dir. Öyle ki zaten yazar bir yerin kontundan bahse­deceği durumlarda o kişinin kont olduğunu belirtmektedir<a href="#_ftn27" name="_ftnref27"><sup>[27]</sup></a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Çevirinin 13. bölümünde bulunan bir diğer çevirmen notu metnin mahiyetinin yanlış anla­şılmasına sebebiyet verebilecek durumdadır. Tarihi dönemlere ait özel terimler, özellikle devlet kurumları ile ilgiliyse devlete, bölgeye ve döneme göre büyük anlam farklılıkları gösterebildiği gibi anlamsal daralmaya da uğrayabilir. “<em>Muhtesib</em>” terimi de böyle bir terimdir. Çevirmen, met­nin orijinalinde de “<em>muhtasib</em>” olarak yazılan<a href="#_ftn28" name="_ftnref28"><sup>[28]</sup></a> ve çevirisine “<em>muhtesib</em>” olarak aldığı bu terim için çevirmen notu düşerek şu bilgiyi vermiştir: “<em>Esnafı denetleyen, ticari hayatın düzenliliğini sağla­yan, vazifeli, zabıta</em>”<a href="#_ftn29" name="_ftnref29"><sup>[29]</sup></a>. Bu açıklama Osmanlı’nın belli bir dönemi için kısmen doğru olmakla bera­ber, XII. asrın son çeyreği ve İslam’ın daha erken devirleri için fazlasıyla yetersiz bir açıklamadır. Metinde Muhtesib’e verilen bir icazet-nameden bahsedilmektedir. Bu icazet-nameyle muhtesib­den, Şiilerin sevmedikleri sahabelere hakaret edilmesine engel olması istenmektedir. Olaydan da anlaşılacağı üzere ticareti ve esnafı denetleyen bir görevlinin toplumsal olaylara müdahil olması mantıklı görünmemektedir ve çevirmen notu okuyucuyu yanlış yönlendirmektedir. Muhtesibler, İslam şehir hayatının önemli görevlileridir. Muhtesib temel anlamda İslam Hukuku’nun şehirde işletilmesini sağlayan esas görevlidir<a href="#_ftn30" name="_ftnref30"><sup>[30]</sup></a>. Vazifelerinin arasında iktisadi görevler olduğu gibi içtimaî görevlerde bulunmaktaydı<a href="#_ftn31" name="_ftnref31"><sup>[31]</sup></a>. Örneğin Eyyûbî devrinde muhtesiblerin önemli görevlerinden biri zımmîlerin ve bâtınîlerin denetimidir. Muhtesib, öğretmenlerin çocuklara olan tavırlarından, hayvanlara yüklenen ağırlığın kontrolüne ve namaz vakitlerinin düzenlenmesine kadar birçok işi yürütür<a href="#_ftn32" name="_ftnref32"><sup>[32]</sup></a>. Elbette ki Eyyûbî devrinde muhtesibin finansal denetim görevi vardır ve piyasadaki standardı korumak onun önemli görevlerinden biridir<a href="#_ftn33" name="_ftnref33"><sup>[33]</sup></a>. Fakat tek görevini bu olarak göstermek, muhtesibin metin içindeki görevi ile de zıt düşmektedir ve okuyucuyu yanlış yönlendirmektedir. Burada eğer çevirmen notu düşülecekse muhtesibin Eyyûbî devrindeki görev tanımı kısaca açık­lan­malıdır<a href="#_ftn34" name="_ftnref34"><sup>[34]</sup></a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeviride karşılaştığımız diğer bir problem ise on dokuzuncu başlık olan “<em>Crusaders at Acre</em>”<a href="#_ftn35" name="_ftnref35"><sup>[35]</sup></a> başlığının çevirisindedir. Yazar bu başlıkta haçlı ordularının Akka’ya nasıl bir teçhizatla ne büyük­lükte bir orduyla geldiğini, Salâhaddîn’in bu ordulara karşı nasıl tedbirler aldığını anlatmaktadır. Yazarın başlık seçimi, konunun muhtevasıyla doğrudan uyumlu iken, çevirmen bu başlığı “Haçlı­lar Hakkında”<a href="#_ftn36" name="_ftnref36"><sup>[36]</sup></a> olarak değiştirmiş ve sanki bu başlıkta haçlılar hakkında umumi malumat sağla­na­cakmış gibi bir algı oluşturmuştur. Binaenaleyh bir sonraki başlığın da “<em>Akka’nın Düşüşü</em>” oldu­ğunu göz önünde bulundurduğumuzda başlıklar arası uyumun sağlanabilmesi için çevirideki bu değişikliğin yapılmaması gerekmektedir. Burada başlık “<em>Haçlılar Akka’da</em>” şeklinde çevrilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaltmalar dipnotlarda Türkçeleştirilmiş fakat kısaltma tablosu yapılmamıştır. Bu durumda oku­yucunun mevcut kısaltmaları anlamlandırabilmesi imkânsızdır. Öyle ki kaynakların çok büyük bir kısmı kısaltma halinde verilmiş durumdadır. Orijinalinde kısaltmalar listesi verilmiş ve merak eden okuyucunun hangi kaynaktan bahsedildiğini anlayabilmesi sağlanmıştır<a href="#_ftn37" name="_ftnref37"><sup>[37]</sup></a>. Fakat mevcut çe­viride okurun kitapta ifade edilen kaynağı öğrenmesi imkânsız bir hale gelmiştir. Biz bu çalışma­mızla mevcut çevirinin daha anlaşılabilir olmasını hedeflediğimiz için kullanılan ancak açılımları ve­rilmeyen bu kısaltmaların listesini aşağıya ekledik. Buna ek olarak Hıttin başlığının 37. Dipnotu çev­rilmemiş ve orijinalinde olduğu üzere “<em>For This Account</em>” olarak bırakılmıştır. Bütün bunlara ek olarak çeviride basit bazı çeviri ve imla hataları bulunmakla birlikte, okuyucuyu yanlış yönlen­dirmediği için çalışmamızda bahsetmeye gerek görülmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dipnotlarda Kullanılan Kısaltmalar Listesi<a href="#_ftn38" name="_ftnref38"><sup><strong>[38]</strong></sup></a></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Ş. = <em>Ebû Şâme</em>. Ed. Ahmed ve Ziyada, Cilt. 1. 1. 2.</li>
<li>Ş. 1. = <em>Ebû Şâme</em>. Kahire, Cilt. 1.</li>
<li>Ş. RA. 2 = <em>Ebû Şâme</em>. Kahire, Cilt. 2.</li>
<li>E. = <em>Şifâ el- Kulûb</em>. Bk. Anon.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Berk                = <em>el- Berk üş-Şâmî</em>. Bk. ‘İmad ed-Din.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundari          = <em>Senâü’l- Berk</em>. Bk. ‘İmad ed-Din. Yararlanılan kaynak: Şeşen’in edisyonu. <em>Devlet’ül Ekrâd</em>. Bk. Muhammed b. İbrahim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ehrenkreutz = <em>Saladin</em>.</p>
<p style="text-align: justify;">Feth                = <em>Kitâbü’l fethü’l kussi</em>. Bk. ‘İmad ed-Din.</p>
<p style="text-align: justify;">Gibb                = <em>The Life of Saladin</em></p>
<p style="text-align: justify;">İ. E.                  = <em>İbnü’l Esir</em>, <em>el- Kamil</em></p>
<p style="text-align: justify;">İ. F.                  = <em>İbnü’l Furat</em></p>
<p style="text-align: justify;">İ. Ş.                  = <em>İbn Şeddad</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Harîde</em>. Bk. ‘İmad ed-Din.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hitat</em>. Bk. Makrizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nur.                = <em>Divan-ı Resâil</em>. Bk. ‘İmad ed-Din.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>= <em>el- Kalkaşendî</em></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Senâ                = <em>Senâü’l- Berk</em>. Bk. ‘İmad ed-Din. Yararlanılan kaynak F. El-Nabarwy’in edisyonu.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>T. = <em>William of Tyre </em></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Berlin için, Kahire (= el- dürr el- nâzıme), Cambridge, Leiden, Musul, Münih, Paris, TK. (= Topka­pı), 7307, 25756, 25757, bk. El- Fadıl.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak tahkik etmeye gayret gösterdiğimiz bu eser, batı literatüründe Salâhaddîn Eyyû­bî’nin şahsı ve onun devri Eyyûbî tarihi açısından yazılmış olan en sahih eserlerin başında gel­mek­tedir. Böyle bir eserin Türkçe çevirisinin gerekliliği son derece elzem iken, mevcut çevirinin bir­çok açıdan okuyucuyu yanlış yönlendirmesi ve yanlış bilgiye sebebiyet vermesi eserin gerek­tiği değere kavuşamamasına neden olmuştur. Eserin tercümesini kullanacak okuyucunun eleşti­rimizdeki uyarıları dikkate alarak okuması, konunun doğru anlaşılabilmesi açısından tavsiye edi­lebilir.</p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Notlar</strong></h4>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>     Lyons – Jackson 1997, 2.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>     Lyons – Jackson 2006, 10.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>     Şeşen 1987, 38; Lev 1999, 28; Azzam 2015, 42-43.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>     Şeşen 1987, 38; Beyyümî 2005, 63; Azzam 2015, 43.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>     Tarihsel süreç doğru okunduğunda şehrin valiliğine esasen Necmeddin Eyyûb’un babası Şadi’nin getirildiği gö­rülmektedir. Fakat Şadi’nin ölümü sonunda bu görev Necmeddin Eyyûb’e geçer.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>     Yazar eserinde ikta ile ilgili bir durum olduğunda bunu çevirmeden “<em>iqta</em>” olarak belirtmektedir; Lyons – Jack­son 1997, 20.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>     Little, Fowler – Coulson 1969, I, 272.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a>     Lyons – Jackson 2006, 17.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>     Demirkent 1996, 173-174; Murray 2006, 470-471.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a>    Murray 2006, 470-471.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a>    Christie 2016, 312.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a>    Murray 2006, 470-471.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a>    Lyons – Jackson 1997, 6.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a>    Lyons – Jackson 2006, 14.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a>    Eserin oldukça başarılı bir İngilizce çevirisi mevcuttur. Örn. William of Tyre. Türkçe’ye tam bir çevirisi olma­makla beraber 2 adet tez çalışmasında ve bir müstakil çalışmada oldukça başarılı kısmi çevirileri yapılmıştır; Ayan 1994; Altan 1995; Ayan 2016.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a>    Bu külliyat hakkında derinlemesine bir inceleme için şu kaynaklardan yararlanılabilir: Edbury 1998; Hammad 1987; Kedar 2014.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a>    Lyons – Jackson 1997, 39; 246; 385.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a>    Lyons – Jackson 2006, 56; 299; 39.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a>    Frye 1992,30-34; Rollinger 2006, 283-287.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a>    Süryani Mikhâîl hakkında bk. Andreasyan 1950, 407-408.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a>    Lyons – Jackson 1997, 15, 31.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a>    Lyons – Jackson 2006, 15, 24.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a>    Barber 2010, 96.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a>    Lyons – Jackson 1997, 13, 23, 99, 327, 336, 342, 344, 347.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a>    Lyons – Jackson 2006, 22, 32, 128, 394, 409, 415, 417, 420.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a>    Baldwin 1969, 592.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a>    Lyons – Jackson 1997, 117, 118, 121, 122, 126, 127,128, 201.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a>    Lyons – Jackson 1997, 203.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a>    Lyons – Jackson 2006, 247.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a>    Hitti 2011, 440.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a>    Izzı Dien 2008, 236.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a>    Kallek 1998, 137-138; Zeydân 2013, I, 313; Kuşçu 2013, 393-394.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a>    Ibn Mammati 281.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a>    Eyyûbî devrinde ait muhtesib atanması sırasında yazılan bir tayin sicili muhtesibin tüm görevlerini ve fonksiyonunu ayrıntısıyla anlatmaktadır. Bu sicilin tercümesi için bk. Kuşçu 2013, 397-399.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a>    Lyons – Jackson 1997, 295.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a>    Lyons – Jackson 2006, 359.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a>    Lyons – Jackson 1997, 384.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a>    Bu liste orijinal metinde bulunan kısaltmaların çeviride kullanıldıkları versiyonları göz önünde bulundurula­rak hazırlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı. Antalya.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Doğan Mert DEMİR (MA.) </strong><br />
<strong>doganmdemir@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">D. M. Demir, <em>Selahaddin: Kutsal Savaşın Politikaları.</em> Yazarlar: M. C. Lyons &amp; D. E. P. Jackson, Çeviren: Z. Savan. <em>Libri</em> II (2016) 557-564. DOI: 10.20480/lbr.2016056</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/056" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/056</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/055</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2532</guid>

					<description><![CDATA[P. ÜLGEN, Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar. İstanbul 2016. Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 495 sayfa (22 resim ile birlikte). ISBN: 9786053963981 Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarih Bölümünde 2010’dan bu yana doçentlik yapmakta olan Pı­nar Ülgen, Orta Çağ Tarihi üzerinde çalışmaktadır. Bu doğrultuda kaleme aldığı eserlerinden biri de Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar’dır. Eser karanlık olarak ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016055.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2512_lbr.2016055-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar</h2>
<h3>Pınar ÜLGEN</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786053963981<br />
<strong>Sayfa:</strong> 495<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2016<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Arkeoloji ve Sanat Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 553-555</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016055<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 12.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 26.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_a37d777d0859e63044a491c3a77a9e05" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016055.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016055.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>P. ÜLGEN, <em>Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar</em>. İstanbul 2016. Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 495 sayfa (22 resim ile birlikte). </strong><strong>ISBN: 9786053963981</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarih Bölümünde 2010’dan bu yana doçentlik yapmakta olan Pı­nar Ülgen, Orta Çağ Tarihi üzerinde çalışmaktadır. Bu doğrultuda kaleme aldığı eserlerinden biri de <em>Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar</em>’dır. Eser karanlık olarak bilinen Orta Çağın as­lında günümüz dünyasının temelini oluşturan gelişmelerin ve olguların pek çoğunun temelleri­nin atıldığı, insanlığın büyük sıçrayışlarda bulunduğu dönemlerden biri olduğunu ve tüm bunların dö­nemin iki kutbu olarak adlandırabileceğimiz Doğu ve Batı Dünyalarının karşılıklı ilişki ve etkile­şimleri ile meydana geldiğini, bu etkileşimlerin hangi nitelik ve boyutlarda olduğunu ve bunların her iki taraf açısından sonuçlarını mukayeseli biçimde ele almaktadır. Çalışmada <em>Kısaltmalar</em> (8), <em>Önsöz</em> (9-12), <em>Giriş</em> (13-36), <em>Sonuç</em> (437-448), <em>Bibliyografya</em> (449-476) ve <em>Dizin</em> (477-495) kısımla­rıyla birlikte dört bölümden oluşmakta ve ikinci ve üçüncü bölümler arasında açıklamalı görseller bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Giriş: Teknolojinin Tanımı, Gelişimi ve Tarihçesi</em> (13-36) kısmında yazar, teknik ve teknoloji kav­ramlarının genel kapsamından bahseder. Yazara göre teknoloji ve tekniğin temeli insanın alet kullanmaya başlaması ile atılmıştır ve taş ile başlayan bu serüveni metalin kullanılmaya başlan­ma­sı izlemiştir. Sonrasında önemi yadsınamayacak ölçüdeki ateş, tekerlek ve yazı insanın hayatı­na girmiştir. Bu eski dönemlerdeki teknoloji ise, bilim olmadan gerçekleşmiş olması bakımından gü­nümüzden farklıdır. İnsanoğlunun hayatta kalabilmek için giriştiği uyum sağlama çabası doğa­ya üstün gelme halini almış, bu doğrultudaki ihtiyaçlar da uygarlığın gelişmesini sağlayacak buluş ve keşiflerin önünü açmıştır. Bir buluş yekdiğerinin temelini atacak bir başka ihtiyacı doğurmuş­tur. Bunlar her toplum ve yapıda farklı biçim ve zamanlarda meydana gelmiş olmakla birlikte her topluluk bir şekilde sürece ve ortak mirasa katkıda bulunmuştur. Yazar, Orta Çağın sonlarında mey­dana gelen değişikliklerin de ancak daha önceki çağlara dair böylesi verilerin anlaşılması ile kavranabileceğinden bahsetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Geç Ortaçağlarda Avrupa’da ve Yakındoğu’da Enerji, Mekanik ve Askeri Alanlardaki Teknolojik Gelişmeler</em> (37-150) adlı ilk bölümde Avrupa ve Doğu’da ortaya çıkan ve derin etkiler sağlayan çeşitli icatlar ele alınmıştır. Su gücünün öneminin idraki sonrasında, Doğu Akdeniz’de I. yüzyılda bu­lunmuş olan su değirmeninin her iki coğrafyada tanınması sürecini, un üretimiyle başlayan iş­le­vinin zamanla pek çok alana genişlemesi izlemiştir. Bunu sulama kanalları ve akabinde baraj ya­pımı izlemiştir. Benzer şekilde yel değirmeni, gelgit değirmeni, vitesli değirmen, bıçkı değirmeni gibi gelişmeler gerçekleşmiştir. Enerji alanındaki gelişmelerden başka su saati başta olmak üzere mekanik alanda da ilerleme kaydedilmiştir. Bu atılımların pek çoğunun temeli Doğu’da atılmış ve Yakındoğu aracılığıyla Avrupa’ya tanıtılmıştır. Yakındoğu’nun yetiştirdiği önemli isimlerden olan mü­hendis El-Cezeri’nin içecek servisi, hacim ölçümü, fıskiyeler, kilit mekanizmaları gibi alanlarda gerçekleştirdiği, günümüz robotlarının prototipleri sayılabilecek çalışmalarından örnekler detay­lan­dı­rılmıştır. Savaş olgusunun teknolojik gelişmeye katkısından bahseden müellif askeri teknolo­jilerin ortaya çıkışı, iki toplumdaki yeri ve tasarrufu anlamında açıklamalarda bulunmuş; ortak kul­lanılan savaş aletleri, bunlar arasındaki farklılıklar, iki kültürün bu alana kazandırdıkları ve fark­lılık gösteren uygulamalarına değinmiştir. Örneğin kılıç, Karolenj Şövalyelerinde kabzası mücev­her ve değerli madenlerle süslenmiş uzun bıçak biçiminde iken Arap kabilelerinde yaygınlıkla Fildişi kabzalı ve kavisli tercih edilmiştir. Grek ateşinin ve barutun tanınması bambaşka bir geliş­me olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci bölüm <em>Geç Ortaçağlarda Avrupa’da ve Yakındoğu’da Yapı Teknolojisi ve Diğer Alanlar­da­ki Teknolojik Gelişmeler</em> (151-274) adını taşımaktadır. Avrupa ve Yakındoğu, mimari teknoloji yönünden iki ayrı alt başlıkta karşılaştırılmıştır. Her dönemde olduğu gibi Orta Çağlarda da za­man, coğrafya ve kültürden bağımsız bir inşa anlayışından söz etmek imkân dâhilinde değildir. Taş malzemenin noksanlığı Yakındoğu’da sur yapımının kil, kerpiç ya da tuğla ile gerçekleştirilme­sine neden olurken Avrupa’da taşlarla örülmüş şatolar ve surlar mevcut olagelmiştir. İki coğraf­yanın ev, yerleşim, süsleme, inşa gelenekleri pek çok farklılığı bünyelerinde barındırmakla bera­ber etkileşim halinde olmanın kaçınılmaz sonucu olarak benzer noktalar da görülmektedir. Av­rupa’da Romanesk mimari yerini Gotik akıma bırakırken İslam’ın nüfuz bölgesinde olan yerlerde İslami ve lokal unsurlar harmanlanarak parlak dış cepheli, çinili, desen yönünden zengin farklı bir mimari anlayış gelişmiştir. Tarım alanında ise her iki tarafta da öküzün yerine at kullanılmaya baş­lanmış, Avrupa üç tarla dönüşümü sisteminde ekime geçilmiş, pulluk sıçraması gerçekleştiril­miş, değirmenler tarımda yaygınlaşmıştır. Elde edilen ürünün miktarı ve kalitesinde artış görül­müştür. Bir başka önemli husus ise tekstildir. Bu alanda Doğu tartışmasız önde olsa da çıkrığın ve sonrasında tezgâhların evriminin Avrupa’da yarattığı etki son derece önemlidir. Keten ve pamuk daima pazardaki yerini korumuştur, sonradan dâhil olan ipek ve yün ise büyük değere sahip ol­muştur. Çin’den ve Yakındoğu’dan öğrenilen teknikler neticesinde İtalyan ve Fransız ipeği, İngiliz yünü, Felemenk dokumaları başta İskenderiye kumaşları olmak üzere pek çok merkezle rekabet edebilecek seviyeye erişmiştir. Denizcilik alanında da pek çok atılım gerçekleştirilmiştir. Akde­niz’de önceleri Yakındoğu söz sahibiyken özellikle Haçlı seferleri dönemi ve ertesinde Avrupa, özellikle İtalyan -gemiciliği ivme kat ederek rakipsizleşmiştir. Denizciliğe paralel biçimde her iki tarafta da gelişme gösteren limanlar, adından söz ettirecek kentlerin oluşup büyümesinde rol al­mıştır. Metal işleme ve kimya alanlarında da çok büyük adımlar atılmıştır. Yakındoğu maden ba­kı­mından oldukça zengindir, petrol bilinmekte ve çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Avrupa da ben­zer zenginliklere sahip olmakla birlikte zengin demir yataklarının kullanımını askeri alan dışı­na da taşıyarak muazzam bir gelişme kaydetmiştir. Kimya alanında Müslümanlar dönemin otori­tesi sayılabilecek kadar ileridedirler. Laboratuvarlar oluşturmuşlar, damıtma ve imbik gibi keşifler yapmışlardır. Sabun Arapların keşfidir ve Avrupa’ya onlardan geçmiştir. Yakındoğu kökenli cam imalatı ve işleyiciliği de Avrupa’da tanındıktan sonra Venediklilerce zirveye ulaştırılmıştır. Camın gelişmesine paralel olarak optik bilimi de gelişme göstermiştir. Pusula, müzik notaları ve satranç gibi buluşlar da yine Müslümanlara ait olup Avrupa’ya sonradan geçmiştir. Bir başka önemli ge­lişme Çinlilerden öğrenilen kâğıt yapımının ve baskı tekniklerinin Avrupa’ya aktarılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Geç Ortaçağlarda Teknolojinin Avrupa’da İlerlemesinin ve Yakındoğu’da Gerilemesinin Sebep­leri</em> (273-322) başlıklı üçüncü bölüm Haçlı Seferlerinin finansmanı neticesinde Avrupa ekonomisi­nin geçirdiği dönüşümü ele alarak başlar. Sefere destek vermek ya da bizzat katılmak için insan­ların pek çok varlıklarını satınca yoğun bir likit para akışı yaşanmıştır. Sefere katılan krallıklar dini motivasyonun da etkisiyle merkezi gücünü arttırmıştır. Seferlerin baştaki başarıları ekonomik ge­ti­ri sağlamıştır. Sonraki yenilgiler ise başta kilise prestiji olmak üzere pek çok yerleşik yargıyı sor­gu­lat­mıştır. Bunun yanında yakından görülen Doğu’nun kültürel ve bilimsel yönden keşfedilmesi ve İspanya’daki İslam mirasının etkisi de Avrupa’nın yararına olmuştur. Haçlı seferleri dönemin­de Akdeniz’deki İslam gemiciliği de gerilemiştir. Bu durum da yine maddi anlamda Avrupa’nın ka­zancına olmuştur. Haçlı Seferlerinden başka bir yandan da Moğol istilaları ile meşgul olan Ya­kındoğu aynı zamanda iç çalkantılarla da boğuşmaktadır. Tüm bunlar hem ekonomik hem de si­ya­si istikrarsızlığa sebep olmuş, bu da bilimsel çalışmaların sekteye uğramasında etkili bir diğer sebep olmuştur. Batının tarımsal, ekonomik, endüstriyel, kültürel ve teknik anlamında gelişmeyi devam ettirecek yatkınlığına karşılık Yakındoğu’da bunun benzeri bir girişimci orta sınıfın yokluğu gelişmeye ket vuran bir başka durum olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü bölüm <em>Geç Ortaçağlarda Avrupa’da ve Yakındoğu’da Teknolojik Gelişmelerin Sos­yo-Ekonomik ve Kültürel Etkileri</em> (323-436) olarak adlandırılmaktadır. Bu bölümde Avrupa’da bur­ju­vazinin doğuşu ve kentlerin yükselişine bağlı düşünsel ve ekonomik gelişmeler, madencilik ve endüstri alanındaki atılımlar, tarımsal ilerlemelerin sağladığı refah, ticaretin hacminin büyümesi gibi, toplumlar arası etkileşim ve aktarım, kâğıt ve matbaanın katkısı, inanç sisteminin toplum içerisindeki rolünün değişimi gibi olguların birbirini beslemesi ve topluma etkisi irdelenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sonuç</em> (437-448) kısmında ise Avrupa ve Yakındoğu’nun Orta Çağlarda yaşadığı değişim ve dö­nü­şümün kısaca özetlenmesinin ardından bunların arkasındaki, Orta Çağın karanlık olarak algı­lan­masının da en önemli sebeplerinden olan fikrî yapı tartışılmaktadır. İki tarafın etkileşimleri göz ardı edilmeksizin, Orta Çağın bilimsel çalışmalar yasaklanmamış olmakla birlikte bu alanlara ilgi­nin de duyulmadığı bir dönem oluşu, Avrupa’nın merak duygusu, girişim ruhu ve maddi destek sağlayacak sınıfı var edebilmesine karşılık Yakındoğu’nun giderek bundan uzaklaşmış olduğu ger­çeği belirtilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Ceren Gül YALÇIN (MA.) </strong><br />
<strong>cerengulyalcin@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">C. G. Yalçın, <em>Doğu-Batı Arasında Bilgi Transferi: Geç Ortaçağlar.</em> Yazar: P. Ülgen. <em>Libri</em> II (2016) 553-555. DOI: 10.20480/lbr.2016055</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/055" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/055</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaşçı Kadınlar Amazonlar</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/054</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:51:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2528</guid>

					<description><![CDATA[J. D. KIMBALL, Savaşçı Kadınlar Amazonlar. İstanbul 2013. İleri Yayınları, 336 sayfa. Çev. M. Çağdaş. ISBN: 9786055452452 İlk baskısı 2003 yılında Warner Books tarafından yapılan ve orijinal adı Warrior Women: An Ar­cha­eologist&#8217;s Search for History&#8217;s Hidden Heroines olan bu kitabın Türkçe’ye kazandırılması Mert Çağdaş tarafından gerçekleştirilmiştir. Kitap, Amerikalı bir arkeolog olan Jeannine Davis Kım­ball’ın bugünkü ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016054.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2511_lbr.2016054-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Savaşçı Kadınlar Amazonlar</h2>
<h3>Jeannine Davis KIMBALL</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786055452452<br />
<strong>Sayfa:</strong> 336<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2013<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>İleri Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 549-552</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016054<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 05.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 30.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_c782d82180fd413d3b250526d9ee44c6" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016054.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016054.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>J. D. KIMBALL, <em>Savaşçı Kadınlar Amazonlar</em>. İstanbul 2013. İleri Yayınları, 336 sayfa. Çev. M. Çağdaş. ISBN: 9786055452452</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İlk baskısı 2003 yılında Warner Books tarafından yapılan ve orijinal adı <em>Warrior Women: An Ar­cha­eologist&#8217;s Search for History&#8217;s Hidden Heroines</em> olan bu kitabın Türkçe’ye kazandırılması Mert Çağdaş tarafından gerçekleştirilmiştir. Kitap, Amerikalı bir arkeolog olan Jeannine Davis Kım­ball’ın bugünkü Kazakistan sınırları içinde ve savaşçı kadınlara ait olduğu düşünülen kurganlarda yaptığı incelemeyi DNA analizleri ile destekleyerek Amazonları efsane olmanın ötesine taşıyıp bi­limsel yönünü ele aldığı bir eserdir. Eser genel olarak, <em>Herodotos’un tarihinden yola çıkılarak bir bilinmezlik kisvesine büründürülüp üzerine çokça tartışma yürütülen bu kadınlar, gerçekten de tek göğsünden vazgeçerek aile kurmayı reddedip erkeklere karşı amansızca savaşan barbar kadın toplulukları mıydı? </em>sorusu üzerine odaklanmaktadır. Kitap, <em>Sunuş</em> (9-10), <em>Teşekkür</em> (11-12), <em>Türk­çe Baskıya Önsöz</em> (13-20), <em>Önsöz</em> (21-28), <em>Sözlük</em> (293-300), <em>Kaynakça</em> (301-306), <em>Ek: DNA Raporu</em> (307-324) ve <em>Dizin</em> (325-335) olmak üzere sekiz kısım ve on üç bölümden oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın ilk bölümü <em>Pokrovka Yolu</em> (29-42) olarak isimlendirilmektedir. Yazar, araştırmalarına ilk başladığı yıllardaki mevcut Sovyet Yönetimi ile karşılaştığı siyasi zorluklardan bahsederek böl­genin sosyokültürel yapısı hakkında bilgiler vermektedir. Yer yer konargöçer olarak adlandırılan Avrasya-Orta Asya Bozkır Kültürü’ne mahsus olan yaşam tarzını tarif etmekte ve onlarla birlikte yaşadığı deneyimlerinden söz etmektedir. Ayrıca erken dönem konargöçerlerin kalıntılarına du­yulan ilginin XVII. yüzyılda Sibirya Bölgesi’ne doğru yayılan Çarlık Rusya’sı ile başlayıp sonrasında Sovyet Rejimi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndaki duraksamalar da dâhil olmak üzere günü­müze kadar gelen süreçte yapılan kazı ve araştırma çalışmaları hakkında kısa bilgiler vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kazı Sahasında Bir Arkeolog</em> (43-60) ismini taşıyan ikinci bölümde yazar, Moskova’dan Pok­rov­ka’ya gidiş sürecinden ve kazı alanındaki ilk gözlemlerinden bahsetmiştir. İlerleyen süreçte Kur­ganların tespit aşaması ve buluntuların değerlendirilmesini de ele almıştır. Buna mukabil Pok­rovka kurganları hakkında hem teknik bilgiler verilmekte hem de İskit ve Sarmatların gelenekleri hakkında yorumlar yapılarak elde edilen bulguların Herodotos anlatılarıyla örtüşüp örtüşmediği tartışılmaktadır. Kurganların ve içeriğinin bulundukları iklim ve toprak yapısı ile ilintili olarak nasıl günümüze kadar ulaşabildiğini çeşitli bilimsel veriler ile örneklendirerek açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar, <em>Ocağın Kudreti</em> (61-82) olarak isimlendirdiği üçüncü bölümde Kazak ve Moğol boyla­rıyla yaşadığı deneyimlerden bahsederek etnografik bilgiler sunmakta ayrıca geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan- bunlar Grek vakanüvislerinden örneklerle desteklenir- ve günümüze kadar sü­re­gelen dini ritüellerden söz etmektedir. Burada günümüz Kazak kadınları ile geçmiş İskit, Saka ve Sarmat kadınları arasındaki sosyokültürel benzerlik ve farklılıklara da atıfta bulunulmaktadır. MÖ V. yüzyıl dolaylarında Sarmat ya da kadim yazarlarca Simatyalılar/Sarmatyalılar olarak adlan­dırılan kavmin kökenleri hakkında net bilgiler bulunmamasına rağmen onların beyaz ırka men­sup, Hint-Avrupa dillerini konuşan bir topluluk olduğunu fakat mezarlardan elde edilen iskeletle­rin kimilerinin Vikinglerle benzerlik gösterdiğini kimilerininse daha kısa ve ince yapılı kemikler oldukları için başka etnik unsurlarla karıştığı kuramını geliştirmektedir. Bununla birlikte Roma lej­yo­nerleri için bir tehdit unsuru olarak algılanmalarından ötürü onların Romalılar tarafından ordu­larında kullanılarak batıda Pictlere ve Keltlere karşı savaştırıldığından söz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü bölüm <em>Kılıcın Kudreti</em> (83-100) olarak isimlendirilmektedir. Yazar, yine Herodo­tos’un <em>tarihi</em>nden örnekler vermiş, ancak 1950 yılından bu yana Rus ve Alman arkeologlarca ya­pılan kurgan kazılarından elde edilen buluntularla Herodotos’u karşılaştırmış ve Herodotos’un an­la­tılarında bahsi geçen Amazonlarla ilgili bölümlerin abartıdan öteye gidemeyeceğinden söz etmiştir. Yine de Savaşçı Kadınların varlığını reddetmemekle beraber kazdıkları bir kurganda sa­vaşçı bir kadın olduğu düşünülen, ayrıca beraberinde gömülen eşya ve muskalarla onun bir ra­hibe de olabileceğini varsayan bir takım görüşler belirtmişlerdir. Ayrıca Sarmatların MS V. yüz­yılda batıya doğru göç etmeye başladıklarından ve artık tarihi kaynaklarda adlarının “Alanlar” olarak geçtiğinden söz etmektedir. Aynı soydan gelmelerine rağmen Avrupa Hunları ile karşı kar­şıya gelen Alanların Avrupa Hunlarınca bozguna uğratılmasından da bahseden yazar, MS 12. yüz­yılda Cengiz Han’ın istilalarının ve XIV. yüzyılda tüm dünyayı kasıp kavuran veba salgınının bu topluluğun büyük ölçüde yok olmasına neden olduğunu anlatmıştır. Yazar son olarak barutun ica­dının ok ve yay kullanımına darbe vurduğunu; XVII. yüzyıla ise Çarlık Rusyası’nın genişleme hırsının ve akabinde yaşanan Bolşevik İhtilali’nin bu topluluğa da ne derece zarar verdiğinden söz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ruhun Kudreti</em> (101-132) olarak isimlendirilen beşinci bölümde ilkel insanlardan Sarmat, Saka ve İskitlere kadarki inanç sistemlerini konu edinmiş, tüm bunları gerek Pokrovka gerek Pazırık gerekse de Ukok Bölgelerindeki kazılardan elde edilen buluntularla desteklemiştir. Kurganlarda bulunan mumya ve iskeletlerin defin şekillerinden, kıyafetlerinden ve gömü eşyalarının üzerin­deki betimlemelerden yola çıkılarak dini ritüeller anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca İskit, Saka ve Sarmat tanrılarının birbirine olan benzerliğinden söz edilmiş, Herodotos’un bu tanrıları Antik Yunan tanrıları ile özdeşleştirmesinden de örnekler verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın altıncı bölümü <em>Destansı Öyküler: Altın Adam, Griffin ve Diğerleri</em> (133-152) olarak adlandırılmaktadır. Yazar bu bölümde Issık Bölgesi’ndeki kurgan kazılarına, bu kurganlardaki bulun­tuların önemine dikkat çekmektedir. Bunlardan en ünlüsü hiç şüphesiz ki <em>Altın Elbiseli Adam­</em>dır. <em>Altın Elbiseli Adam</em>ın bulunuş öyküsünü aktaran yazar, kurgandaki diğer eşyalar ve dini olduğunu düşündüğü tasvirlerden yola çıkarak onun bir kadın olabileceğini de öne sürmüş ve bizzat kendisi 1997 yılında bu şüphelerini kaleme aldığı bir makale yayınlamıştır. Mezarlardaki süslemeler, kıyafetler ve eşyalardaki tasvirlerden yola çıkarak <em>Griffin</em> betimlemesinin bilim adam­larınca adına <em>Protoceraptor</em> denilen bir dinozor türüne ait olduğunun ve özellikle altın madenle­rinin bulunduğu bu bölgelerde, bu türe ait çokça fosil ve kemiklere rastlanılmasından dolayı ka­dim halklarca kutsal ve koruyucu olarak kabul edildiğinden söz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Amazonların Tarih Sahnesine Çıkışı</em> (153-176) ismini taşıyan yedinci bölümde yazar, Herodo­tos, Homeros, Lysias ve Aristophanes gibi Antik Yunan yazarlarının anlatılarıyla, arkeolojik eserle­rin üzerindeki tasvirlerden yola çıkılarak Amazonların tarih sahnesine çıkışından bahsetmektedir. Ayrıca Antik Yunan kültüründeki pasifize edilmiş kadın rolü ile Amazonların savaşçı ve baskın kültürünü karşılaştırarak bu kültürün Antik Yunanlılara yansımalarından söz eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın sekizinci bölümü <em>Çin’in Esrarengiz Mumyaları</em> (177-198) olarak isimlendirilmektedir. Yazar bu bölümde, tarım havzasındaki Taklamakan Çölü’nde bulunan mumyaların varlığına dik­kat çekmektedir. Bu mumyalar Taklamakan Çölü’nün iklim şartlarında gayet iyi muhafaza edilmiş ve tuhaf bir şekilde beyaz ırk ve Avrupa tipi insan özellikleri taşımaktadır. Ancak bu, Çin Hüküme­ti tarafından sakıncalı görülmüş, bulunan mumyalar ya yok edilmiş ya da çok kötü şartlar altında sak­lanılarak bilim adamlarının detaylıca incelemesine izin verilmemiştir. Yazar bürokratik mânâ­da karşılaştığı zorluklardan ve incelemelerin yetersizliğinden söz ederek karşılaşılan engelleri eleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın dokuzuncu bölümü <em>Tanrı Dağlarındaki Kadim Bereket Ayinleri</em> (199-216) olarak adlan­dırılmaktadır. Yazar bu bölümde, Kangjiashimenzi Duvar Resimlerini incelemiş ve bu konuda fikir beyan etmiştir. Çin’in Sincan Bölgesi’nde bulunan Kangjiashimenzi Kaya Resimleri, Bozkır Kültü­rün­de karşılaştığı kaya resimlerinin aksine (hayvan üslubu) insan odaklıdır. Anne ve bebek ölüm­lerinin çokça yaygın olduğu o devirde, bunların tanrıları memnun ederek ölümleri azaltmak ama­cıy­la yapıldığı düşünülmektedir. Yazar diğer arkeologların tespitlerini de örnek göstermiş ve bu re­simleri açıklama yoluna gitmiştir. Daha sonra Moldova-Kishinev’e yaptığı bir seyahatte aynı üs­lupla karşılaşmış arkeolojik verilerdeki simgesel öğeleri bir araya getirerek Tripolye halkının Doğu Avrupa’dan başlayan ve Afganistan vahalarından geçerek Taklamakan Çölü’nde son bulan kıtalar arası yolculuğunu ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın <em>Ana Tanrıça ve Enareler</em> (217-234) olarak isimlendirilen onuncu bölümünde yazar, Ana­dolu’daki Ana Tanrıça imgesiyle İskit, Sarmat, Saka ve Roma uygarlıkları arasındaki tanrıça im­gelerini incelemiş ve bunun üzerinden kadim halklardaki tanrıça kültleri arasındaki benzerlik­ler ve farklılıklar üzerine yorumlar yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İrlandalı Savaş Kraliçeleri ve Ölüm Bakireleri </em>(235-260) olarak adlandırılan on birinci bölümde yazar, Kelt sanatındaki hayvan figürleri ile Avrasya konargöçerlerinin hayvan biçimli sanat akımı arasındaki benzerliği ele alır. La Tene Kültürü de denilen Geç Demir Çağı Keltleri kıta Avru­pa’sından İrlanda’ya geçmiş ve uygarlıklarını burada devam ettirmişlerdir. Tıpkı Orta Asya ve Doğu Çin Bölgesi’nde karşılaştığı kadının kutsaniyeti Kelt kültürü içinde de yer bulur. Dolayısıyla Anadolu, Karadeniz çevresi ve Güney Rusya’da yaşamış ve buralardan göç etmiş Keltler civardaki diğer kavimlerle etkileşime girmiş ve kadın figürünün kutsaniyetini Britanya’ya taşımışlardır. Kelt efsanelerindeki savaşçı kraliçeler, periler, tanrıçalar ve diğer baskın dişi unsurların her biri buna birer örnek teşkil eder niteliktedir.</p>
<p style="text-align: justify;">On ikinci bölüm <em>Keltlerden Moğollara İktidarı Belirleyen</em> <em>Kadınlar</em> (261-286) olarak adlandırıl­maktadır. Bu bölümde Kelt rahibeleri, kraliçeleri ve Viking kadınlarının baskın ve savaşçı yönlerin­den bahseden yazar, hem Tacitus gibi Romalı tarihçilerin anlatılarından hem de destanlardan yer yer örnekler vermiştir. Ayrıca kazılardaki buluntulara da değinen yazar konuyu Orta Asya Bozkır Kül­türü’ne getirerek kadının kutsaniyeti hakkında birtakım görüşler bildirmiştir. Eski Çağdan Orta Çağa süregelen Bozkır Kültürü Cengiz Han döneminde de varlığını devam ettirmiş ve o dönemde bile pek çok kadının hükümdar naipliğinde bulunduğunu anlatmıştır. Kitabın son bölümü <em>Savaşçı Kadınların Mirası</em> (287-293) olarak adlandırılmaktadır. Bu bölümde yazar, eserin küçük bir özetini yapmış, kazı alanlarını, isimlendirilen kurgan, mumya ve iskeletleri yeniden anmış; kadının eski çağ­lardaki savaşçılardan Orta Çağlardaki cadılara dönüştürülmesini erkek egemen topluma bağ­la­mıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak Kimball’ın eseri konuyu incelemek için edindiği tecrübeler, yaptığı kazılar ve Eski Çağ anlatılarının ortak bir ürünüdür. Nitekim yazar, Batılı diğer araştırmacıların yaptığı gibi As­ya’da toprak altından çıkarılan her beyaz ırka mensup buluntuyu Avrupa kökenli olarak nitelen­dir­miştir. Bu kesin bir bilgi olmamakla birlikte bir öngörüdür ve pek ala her beyaz ırkın Avrupalı olmadığı ve olamayacağı aşikârdır. Bununla birlikte bu araştırmanın en ilginç yönü hiç şüphesiz ki <em>Meryemgül</em>’dür. Orta Asya’da izole halde yaşayan bir kız çocuğunun DNA’ları ile çağlar önce ya­şamış bir Amazon rahibesinin DNA’larının örtüşmesi başlı başına büyük bir olaydır.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya</strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Merve ALTAY (MA.) </strong><br />
<strong>mrvaltay@msn.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">M. Altay, <em>Savaşçı Kadınlar Amazonlar.</em> Yazar: J. D. Kimball, Çeviren: M. Çağdaş. <em>Libri</em> II (2016) 549-552. DOI: 10.20480/lbr.2016054</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/054" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/054</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayıp Medeniyet II: Selçuklular</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:41:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2526</guid>

					<description><![CDATA[Z. AYDÜZ, Kayıp Medeniyet II: Selçuklular. İstanbul 2014. Zafer Yayınları, 161 sayfa. ISBN: 9789752612259 Yazarımız Zehra Aydüz’ün yayınladığı kitaplardan olan Kayıp Medeniyet II Selçuklular isimli eseri okurken Gevher Nesibe’nin merhametini Fatma Bacı’nın maharetini, Ahi Evran’ın dürüstlük ve nezaketini yüreğinizde hissedeceksiniz. Kulağınıza Mevlana Celalettin Rumi’nin ney sesi çalına­cak, dilinize Yunus Emre’nin şiirleri dolanacak, dimağınıza Nasrettin Hoca’nın ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016053.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2510_lbr.2016053-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Kayıp Medeniyet II: Selçuklular</h2>
<h3>Zehra AKDÜZ</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789752612259<br />
<strong>Sayfa:</strong> 161<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2014<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Zafer Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 547-548</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016053<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 08.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 25.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_df618c148c84772dbd9ccfa85a2a2840" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016053.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016053.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>Z. AYDÜZ, <em>Kayıp Medeniyet II: Selçuklular</em>. İstanbul 2014.<br />
Zafer Yayınları, 161 sayfa. ISBN: 9789752612259</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yazarımız Zehra Aydüz’ün yayınladığı kitaplardan olan <em>Kayıp Medeniyet II Selçuklular</em> isimli eseri okurken Gevher Nesibe’nin merhametini Fatma Bacı’nın maharetini, Ahi Evran’ın dürüstlük ve nezaketini yüreğinizde hissedeceksiniz. Kulağınıza Mevlana Celalettin Rumi’nin ney sesi çalına­cak, dilinize Yunus Emre’nin şiirleri dolanacak, dimağınıza Nasrettin Hoca’nın nükteleri yayılacak. Kendinizi Nizamiye Medreselerinde bütün ilimleri yalayıp yutmuş gibi, Hasan Sabbah’ı Alamut Kalesi’nde bir yumrukta yere sermiş gibi, Haçlıları Anadolu’ya geldiklerine bin pişman etmiş gibi hissedeceksiniz. Melik Şah, Kılıçarslan, Alaaddin Keykubat ve Pir Sultan’ın kahramanlıklarının he­ye­canını yaşayacaksınız. Zaman zaman yorulduğunuzda Fatma Bacı’nın kök boyalı minderlerinde oturacak, susadığınızda miskinler tekkesinde gümüş tastan billur sular içecek, acıktığınızda Kubadabad Sarayı’nda ziyafet sofralarında oturacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Eser <em>İçindekiler</em> (5-8) kısmı ile başlayıp yazarın dilek ve temennilerini ifade ettiği <em>Önsöz</em> (9-12) kıs­mı ile devam etmektedir. Ardından <em>I. Bölüm</em> (17-59) gelmektedir. Burada Büyük Selçuklu Dev­le­ti’nin genel yapısı ve işleyişi, Melikşah’ın hükümdarlığı, Büyük Selçuklu Devleti’nin yaptığı sa­vaşlar sonrasında en geniş sınırlara ulaşması, Melikşah’ın çalışmaları, Melikşah Dönemi’nde ilim çalışmaları, Nizamiye Medresesi, medresede hayat, Alamut Kalesi’nde Hasan Sabbah, Nizamül­mülk’ün şehit edilişi, Melikşah’ın vefatı ve Selçuklu ülkesinin güçten düşmesi, Melikşah’ın ardın­dan Selçuklu ülkesinin fetret dönemine girmesi, Selçukluların kısa sürede zayıflayıp yıkılış döne­mine girmesi gibi konular ele alınmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>II. Bölüm</em> (61-152) ise Anadolu Selçukluları, Anadolu Fatihi Süleyman Şah, Süleyman Şah’ın Ana­dolu fetihleri, I. Kılıçaslan’ın hükümdarlığı, I. Kılıç Arslan ve Haçlı Seferleri, I. Kılıçarslan’ın esir­lere gösterdiği güzel muamele, Kılıç Arslan’dan sonra Anadolu Selçukluları, Miryakefalon Savaşı, Anado­lu Selçuklu Devleti’nde ticaretin gelişmesi, İzzettin Keykavus Dönemi, Anadolu Selçuk­lu­larının en parlak dönemini yaşamaları, yaklaşan Moğol tehlikesi ve Yassıçemen Savaşı, Alaeddin Keykubat’ın akıllı siyaseti, Alaeddin Keykubat’ın vefatı, Baba İshak isyanı, Kösedağ Savaşı, Ana­dolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması, Selçuklularda kültür ve medeniyet; darüşşifalar, Gevher Nesi­be Hatun, Türkiye Selçuklularında eğitim faaliyetleri, büyük âlimlerden bazılarının hayat hi­kâ­ye­leri Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Konya’ya gelmesi, Mevlana Cela­leddin-i Rumi’nin Şems-i Tebriz-i ile karşılaşması, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Şems-i Teb­riz-i ile dostluğu, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin semaya başlaması, Yunus Emre’nin hayatı, Yunus Emre’nin Taptuk Emre’nin dergâhına gitmesi, Nasreddin Hoca’nın hayatı, Anadolu Selçuk­lu Dev­le­ti’nde esnaf teşkilatı ahiler ve dünyanın ilk kadın örgütlenmesi olan <em>Bâcıyan-ı Rumlar</em> gibi konu­lar incelenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar eserini kaleme alırken günümüzde çok sık kullandığımız kâh sosyal medya yazışmalarını ifade eden içeriklerde, kâh çevre ve günümüz temalı söylemlerde bulunarak kitabının üslubuna ayrı bir anlatım katmakta ve konuya ilgi çekebilecek anlatımlarda bulunmaktadır. Böylece anla­tım mizansenlik kazanmış ve eserin akıcı bir şekilde okunması sağlanmıştır. Bunlardan hemen birkaç örnek eserin ikinci bölümündeki Miryakefalon Savaşı alt başlığında geçen konuşmalar sırasında karşımıza çıkmaktadır. Olay şöyle aktarılmaktadır: Doğu Roma imparatoru Türkmenlere pek kızdı: “<em>Kardeşim otursanız ya oturduğunuz yerde, ne işiniz var bizim ellerde</em>?” diyerek Kılıç­arslan’dan onları durdurmasını istedi. Türkmenleri durduramayan II. Kılıçarslan hükümdara elçi yollayarak “<em>Valla benim suçum değil, Türkmenler kendi kendilerine coşmuşlar, toprak aramaya koyulmuşlar, Malazgirt’ten beri sizi kovmaya çalışıyorum gitmiyorsunuz, Haçlılardan yardım istiyorum, onları da dövüyorsunuz. En iyisi sizi kendim yeneyim de şu akınlarınızdan kurtulayım. Sizin yüzünüzden hayatımın keyfi kalmadı. Ne rahatlıkla çekirdek çitleyebiliyorum ne de pembe dizi izleyebiliyorum</em>” diye cevap yolladı. Bunun üzerine II. Kılıçarslan “<em>Eh madem, kendin kaşındın ne yapayım? Çok iyi imparator kaşırım</em>!” diyerek savaş için yollara düştü. Takvimler 17 Eylül 1176 Salı’yı gösterirken Doğu Roma imparatorunu bir sıkıntı aldı. Canı bugün savaşmak istemiyordu. Doğu Roma imparatoru Salı günlerini hiç sevmezdi. Salı sallanırdı. Kılıç Arslan’a facebook üzerinden mesaj yolladı. “<em>Kılıçarslan’cığım Salı sallanır gel biz bu savaşı bugün yapmayalım</em>” dedi. Kılıçarslan’da cevap olarak “<em>Bugünün işini yarına bırakma</em>” diye mesaj yolladı. Yanına gülen yüz eklemeyi de ihmal etmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir diğer örnekte ise Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi Alâeddin Keykubat’ın Alan­ya’nın fethi başlıklı kısmında sonunda kale komutanı çareyi teslim olmakta buldu. Keykubat’a elçiler göndererek “<em>Tamam silahlarımızı bırakıyoruz. Şehri size teslim ediyoruz ama naylon poşet­leri atmak, kuş yuvalarını bozmak suretiyle çevreye zarar vermeyeceğinize söz verin</em>” dedi. Alâed­din Keykubat “<em>Tamam canım biz zaten yeşili sever doğayı korur ozon tabakasına zarar vermeyiz</em>” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap Büyük Selçuklu Devleti Melikşah’ın döneminden başlayıp Anadolu Selçuklu Dönemi son­rasına kadar önemli tarihi olayları ve tarihi şahsiyetleri mizahi bir üslupla ele almaktadır. Günü­müzdeki olaylara da göndermeler yapan çalışma akıcı bir dille hazırlanmış olup bir solukta oku­na­bilecek niteliktedir. Çalışma her ne kadar akademik metodolojiye uygun şekilde kaleme alın­mamış da olsa Ortaçağ tarihiyle ilintili olaylara, şahsiyetlere ve dönemin politikalarına dikkat çek­me­si bakımından önem arz etmektedir. Konuya ilgi duyan ve Ortaçağ’ı analitik ve günümüzle karşılaştırmalı bir şekilde algılamak ve biraz da -bıyık altından- gülmek isteyen okuyucular açısın­dan keyifle zaman geçirirken bir şeyler öğrenebilecekleri bir kitaptır.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya</strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Adem YALÇIN (MA.) </strong><br />
<strong>ademyalcin73@mynet.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">A. Yalçın, <em>Kayıp Medeniyet II: Selçuklular.</em> Yazar: Z. Akdüz. <em>Libri</em> II (2016) 547-548. DOI: 10.20480/lbr.2016053</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/053" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/053</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Liderlik Dehası</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/052</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:34:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2524</guid>

					<description><![CDATA[B. STRAUSS, Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Liderlik Dehası. İstanbul 2013. Say Yayınları, 384 sayfa (3 harita ile). Çev. Ü. H. Yolsal. ISBN: 97860502030703 Barry Strauss tarafından 2012 yılında Masters of Command: Alexander, Hannibal, Caesar and the Genius of Leadership (Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Lider­lik Dehası) ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016052.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2509_lbr.2016052-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Liderlik Dehası</h2>
<h3>Barry STRAUSS</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 97860502030703<br />
<strong>Sayfa:</strong> 384<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2013<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Say Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 541-546</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016052<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 10.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 28.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_3634cdcc3c12826d046a937afd0f568e" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016052.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016052.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>B. STRAUSS, <em>Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Liderlik Dehası</em>. İstanbul 2013. Say Yayınları, 384 sayfa (3 harita ile). Çev. Ü. H. Yolsal. ISBN: 97860502030703</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Barry Strauss tarafından 2012 yılında <em>Masters of Command: Alexander, Hannibal, Caesar and the Genius of Leadership</em> (Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Lider­lik Dehası) adıyla İngilizce olarak yayımlanan çalışma 2013 yılında Ümit Hüsrev Yolsal tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. İlk olarak <em>Yazarın Notu</em> (9-10) kısmının ardından <em>Zaman Dizini</em> (11-16) kıs­mın­da MÖ V. yüzyıldan I. yüzyıla kadarki önemli olayların kronolojik bir sıralaması verilmekte­dir. Bunun dışında <em>Önemli Adlar Sözlüğü</em> (17-21) adlı kısımda kitapta bahsi geçen komutanların dö­neminde yaşamış önemli kişiler kısa bilgilerle tanıtılmaktadır. <em>Haritalar</em> (22-28) kısmında ise İs­kender ve Hannibal’ın sefer güzergâhı, Caesar’in ise iç savaş sırasında izlemiş olduğu güzergâh üç farklı harita ile okuyucuya sunulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci başlık <em>Başarılı Komutanların On Niteliği</em> (29-53) başlığını taşımakta olup bu başlık altın­da Büyük İskender’in Granikos çarpışması, Hannibal’ın Cannae Savaşı ve Caesar’in Dyrrachium Seferi’nden kısaca bahsedilerek başlanılmaktadır. Her birinin büyük başarılara imza attığı ancak İskender ve Caesar’in boşa giden zaferler kazandığını, Hannibal’ın ise kaybettiğini kaydeden yazar “<em>Bu kitabı bunun nedenini açıklamak için yazdım</em>” ibaresini kullanarak eserin yazılış amacını açık­lamaktadır. Bu başlığın birinci alt başlığı <em>Başarının On Anahtarı</em> (34-46) olarak isimlendirilmekte­dir. Burada İskender, Hannibal ve Caesar’in tarihe kaydettiği başarılar yazarın görüşü doğrultu­sunda on niteliğe dayandırılmaktadır. Bu nitelikler yan başlıklar halinde sunularak sırasıyla; <em>Tutku</em> (35-36), <em>Yargı Gücü</em> (36-37),<em> Liderlik</em> (37-39), <em>Cesaret</em> (39-40), <em>Kıvraklık</em> (40-41), <em>Altyapı</em> (41-42), <em>Strateji</em> (42-43), <em>Terör</em> (43-44), <em>Markalaşma</em> (44-45) ve<em> İlahi Takdir</em> (45-46) olarak sıralanmakta­dır. Bu başlığın ikinci alt başlığı <em>Savaşın Beş Safhası</em> (46-49) başlığını taşımakta olup, savaşların sal­dırı, çarpışma, sonuç şeklinde ele alınmaması gerektiğini aksine savaşın beş safhası olduğunu be­lirtmekte ve kitabın diğer başlıklarının bu safhalara açıklama getirecek şekilde paralel gittiğini söy­le­mektedir. Üçüncü alt başlık <em>Büyüklük Alışılmış Bir Şey Değildir</em> (49-53) ismini taşımaktadır. Bura­da İskender, Hannibal ve Caesar’ın modern literatürdeki yerlerine değinilerek insanlar için bu komutanların farklı düşünceler uyandırdığı belirtmektedir. Ayrıca göze almış oldukları tehlike­ler vurgulanarak cesaretleri gözler önüne serilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci başlık, <em>Hücum</em> (54-114) başlığını taşımakta olup, savaşların nasıl cereyan ettiğini, bu doğ­rultuda izlenen siyasi stratejileri ve düşmanlarla ilk savaşların analizini içermektedir. Bu başlık kendi içerisinde beş alt başlığa ayrılmaktadır. Başlığın birinci alt başlığı <em>Niçin Savaş</em> (56-66) olarak isimlendirilmekte ve üç yan başlık altında incelenmektedir. İlk yan başlık <em>İskender: Baba Gibi, Oğul Gibi’</em>de (56-57) II. Philippos’un idareyi ele alarak Makedon hâkimiyet sahasını genişletmesi, hazineyi ordu için harcaması ve suikast sonucu öldürülmesiyle İskender’in Doğu Seferi’ni devral­masını konu alır. İkinci yan başlık <em>Hannibal: Aile İşi </em>(58-62) olarak isimlendirilir ve Hannibal’ın ai­lesi tanıtılarak başlanan bu bölümde Hamilkar Barka’nın I. Pön Savaşı’ndaki başarısına yer veril­mektedir. Hannibal hakkındaki kaynakların Roma ve Hellen kaynakları olduğunu belirten yazar bu antik kaynaklar doğrultusunda Hannibal’ın Roma ile savaşması için babası tarafından yetiştiril­diği belirtilmekte ve İber Yarımadası’ndaki Saguntum’un zaptıyla Roma ile gerilen ilişkiler kısaca ele alınmaktadır. Üçüncü yan başlık <em>Sezar: Barışa Şans Yok</em> (62-66) olarak isimlendirilmekte ve Caesar’in İskender ve Hannibal gibi askeri bir aileden gelmediği, kendisini savaş meydanlarında geliştirdiği kaydedilir. İkinci alt başlık <em>Askeri Stratejiler</em> (66-80) olarak isimlendirilmekte ve dört yan başlıktan oluşmaktadır. İlk yan başlık <em>İskender: Bir Savaş Arıyor</em>’da (68-71) hem Makedon or­dusu ile Pers ordusu arasında bir karşılaştırma yapılmakta hem de İskender ve III. Dareios arasın­daki kıyaslamalara yer verilmektedir. İkinci yan başlık <em>Hannibal: Güç ve Hile</em>’de (72-77) Kartaca ordusu ve Roma ordusu hakkında bilgiler verilerek, Hannibal’in Roma’ya karşı izlediği siyaset üzerin­de durulur. Üçüncü yan başlık <em>Sezar: Öldürücü Hız</em> (77-79) olarak isimlendirilmekte ve Galya’nın fethi sırasında Caesar’in askerleri ile arasındaki bağa değinilerek rakibi Pompeius ile karşı­laştırmalarına yer verilmektedir. Dördüncü yan başlık <em>Zor ve Kolay Hedefler</em> (79-80) ismini taşımakta olup İskender, Hannibal ve Caesar arasında karşılaştırmalar yapılarak izlemiş oldukları hedefler analiz edilmektedir. Üçüncü alt başlık <em>Siyasi Stratejiler</em> (80-90) üç yan başlık altında in­ce­lenmekte ve ilk yan başlık <em>İskender: Siyasetçi ve General</em> (80-84) ismini taşımaktadır. Burada İskender’in Hellas ve Küçük Asya’daki Hellen kentlerinin desteğini sağlamak için uygulamış oldu­ğu politikalar üzerinde durulmuştur. İkinci yan başlık <em>Hannibal: Diplomat</em>’ta (84-86) Hannibal’ın İtalya Yarımadası’nda asker ihtiyacını karşılayabilmesi için yerli Kelt kabileler ve Kartaca Senatosu ile ilişkilerine yer verilmektedir. Üçüncü yan başlık <em>Sezar: Şok ve Dehşet Komutanı</em>‘nda (87-90) Caesar’ın Pompeius’a karşı İtalya’da Rubicon’u geçerek izlemiş olduğu siyasete yer verilmekte­dir. Dördüncü alt başlık <em>İlk Üç Zafer</em> (90-112) üç yan başlık içerisinde incelenmektedir. İlk yan başlık <em>İskender: Hızlı Bir İlk Zafer</em>‘de (91-98) Granikos Çarpışması’na giden süreçte Zeleia’da top­lanan Pers Konseyine ve bu konseyde bulunan Memnon’un görüşleri paylaşılarak, çarpışmanın sonuçlarına ve İskender’in bu zafer üzerine izlemiş olduğu siyasete değinilmektedir. İkinci yan başlık <em>Hannibal: Bir Zafer ve Otuz Yedi Fil</em> (98-106) olarak isimlendirilmekte ve zorlu Alp yürüyüşü neticesinde İtalya’ya varan Hannibal’ın yerli Kelt kabilelerle insan gücünü karşılamasını ve Trebia Savaşı neticesinde Roma’yı mağlup ederek Roma hegemonyasını bozmaya çalışmasını içermek­tedir. Üçüncü yan başlık <em>Sezar: Terörün Gözü Pekliği ve Hoşgörünün Sızısı</em>‘nda (106-112) İtalya Yarımadası’nda Caesar’ın Pompeius ve taraftarlarına karşı izlediği politika ve savaş stratejisi konu edinilmektedir. Beşinci alt başlık <em>Kararın Özü</em> (112-114) olarak isimlendirilmekte ve zafer kazan­mayı amaçlayan bahsi geçen komutanların faaliyetlerinin analizleri ve kıyaslamaları yapılmakta­dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü başlık, <em>Direniş</em>‘te (115-166) İskender, Hannibal ve Caesar’ın düşmanlarına ezici mağ­lu­biyetlerini yaşatana kadar ki çarpışmalarını konu almaktadır. Bu başlık kendi içerisinde dört alt başlığa ayrılmaktadır. Birinci alt başlığı <em>İskender </em>(118-135) üç yan başlık altında incelenmekte olup birinci yan başlık <em>Ağaç Duvarlar: Perslerin İlk Karşı Saldırısı </em>(119-124) İskender’in Batı Ana­dolu kıyılarının fethini inceleyerek, Memnon’un zamansız ölümüyle İskender’in rahat bir nefes almasını konu almaktadır. İkinci yan başlık <em>İssos Savaşı: Perslerin İkinci Karşı Saldırısı</em> (124-131) İs­sos Savaşı’nın gelişimi ve savaş sırasında yaşananlar okuyucuyla paylaşılarak kazanmış olduğu za­fer işlenmektedir. Üçüncü yan başlık <em>Duvarlar ve Sözcükler: Perslerin Üçüncü Karşı Saldırısı</em> (131-135) İskender’in Pers donanmasını etkisizleştirmek için liman kentlerini fethetme politikası doğrultusunda Tyros Şehri’nin kuşatılmasını ve Kral Dareios’un savaşı Yunanistan’a kaydırmaya çalışmasını konu edinmektedir. İkinci alt başlık <em>Hannibal</em> (136-146) üç yan başlık altında incelen­mekte olup ilk yan başlık <em>Bir Geçiş, Bir Tuzak ve Kat Edilmemiş Yol</em>‘da (136-140) Hannibal’ın uzun Alp yürüyüşü neticesinde askerlerinin durumu hakkında bilgiler verilerek, Trasimenus Savaşı’nın gelişimi ve sonuçlarına değinilmektedir. İkinci yan başlık <em>Oyalayıcı Fabius</em>‘da (140-143) Hanni­bal’a karşı Roma Senatosu tarafından Quintus Fabius Maximus’un diktatör seçilmesiyle Hanni­bal’a karşı izlenen yıldırma politikası nakledilmektedir. Üçüncü yan başlık <em>İspanya: Roma’nın Kar­şı Saldırısı</em>‘nda (143-146) Roma’nın Hannibal’ı takviye güçlerden mahrum bırakmak ve savaşı İspanya’ya kaydırmak amacıyla yapmış oldukları karşı saldırıyı konu alan yazar, Hannibal’ın yeter­siz astlara sahip olduğunu belirtmektedir. Üçüncü alt başlık <em>Sezar</em> (146-163) üç yan başlık içeri­sinde işlenmekte olup birinci yan başlık <em>İtalya’nın Dunkerque’ü</em> (146-149) olarak isimlendirilmek­te ve Caesar’ın İtalya’yı fethetmesi, ancak Pompeius’u yakalayamaması ve Caesar’a karşı destek toplamak için Yunanistan’a geçişi üzerine durulur. İkinci yan başlık <em>Batıdaki Gök Gürlemesi</em>‘nde (149-154) iç savaş sırasında Caesar’ın Pompeius’u etkisizleştirmek amacıyla İspanya’yı fethet­mesi, ancak Kuzey Afrika’da astlarının yetersizliği nedeniyle Kuzey Afrika’yı kaybetmesini bu doğ­rultuda Caesar’ın kendi ordusunda çıkan isyanları bastırmasını incelemektedir. Üçüncü yan başlık <em>Bana Julius Sezar’ın Başını Getirin</em>‘de (154-159) Pompeius’u daha fazla güçlenmeden yenmeyi amaçlayan Caesar’ın Yunanistan’a geçerek Dyrrachium Seferi’ne kadar ki süreci konu alır. Dör­dün­cü yan başlık <em>Pompeius’un Oyunu</em> (159-163) Dyrrachium Seferi sırasında yaşanan karşılıklı yıpratma savaşı konu edinilerek bu yıpratma savaşında başarı sağlayan Pompeius’un bu konuda­ki yeteneği vurgulanmaktadır. Dördüncü alt başlık <em>Kararın Özü</em> (163-166) olarak isimlendiril­mektedir. Bu alt başlıkta İskender’in Tyros Kuşatması, Hannibal’ın Trebia Savaşı ve Caesar’ın Dyrrachium Seferi’nin analizleri ve birbirleri ile kıyaslamalarına yer verilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü başlık, <em>Savaş</em> (167-215) olarak isimlendirilmekte ve İskender, Hannibal ve Caesar’ın düşmanlarına ezici bir güçle yendikleri savaşları konu almaktadır. Bölüm dört alt başlık halinde incelenmekte olup, birinci alt başlık <em>Gaugamela</em> (169-183) üç yan başlık içerisinde sunulmakta­dır. Birinci yan başlık <em>Tutulma</em>‘da (169-174) Kral Dareios’un ordusu ve izleyeceği strateji hakkında bilgi verilerek, MÖ 1 Ekim 331’de İskender ile karşı karşıya gelmelerini konu alır. İkinci yan başlık <em>İğneyle Savunma</em>‘da (175-178) İskender’in Gaugamela’da Dareios’a karşı izleyeceği strateji ve önsezisi üzerinde durulmaktadır. Üçüncü yan başlık <em>Kartal Pençeleri</em>‘nde (178-183) Gaugame­la’da karşı karşıya gelen iki ordunun savaş sırasında yaşananlar betimlenerek okuyucuya nakle­dilmiş ve savaşı kazanan İskender’in Dareios’un peşine düşüşünü konu edinmiştir. İkinci alt başlık <em>Cannae</em>‘da (183-195) üç yan başlık içerisinde açıklanmaktadır. İlk yan başlık <em>En</em> <em>Büyük Kara Savaşı</em> (183-190) İnsanlık tarihinin en büyük savaşları içerisinde görülen Cannae Savaşı, Fabius’un yıp­rat­ma politikasından hoşnut olmayan iki konsül Paullus ve Varro’nun komutayı ele almasıyla gerçekleştiği belirtilmektedir. Cannae hakkında coğrafi bilgiler sunularak Romalıların savaşı ken­di­lerine uygun arazide gerçekleştirmek istemelerine ve Hannibal’ın savaş sırasında uyguladığı stra­teji ve ordusundaki astlarının görev dağılımına yer verilmektedir. İkinci yan başlık <em>Kanlı Sabah</em> (190-192) Hannibal’ın stratejisi doğrultusunda gerçekleşen savaşta betimlemelere ve süvari sa­vaşlarına yer verilerek Roma ordusunun adım adım tuzağa çekilişi anlatılmaktadır. Üçüncü yan baş­lık <em>Kanlı Senfoni</em>‘de (192-195) tuzağa çekilen Roma askerlerinin çevrelenmesiyle kaybetmeleri sonucu Roma’nın şimdiye kadar en büyük yenilgisiyle sonuçlanan savaşta Hannibal’ın liderlik ye­teneği üzerine durulmaktadır. Üçüncü alt olan başlık <em>Pharsalos</em> (195-209) üç yan başlık halinde sunulmuştur. Birinci yan başlık <em>Karar Günleri</em>’de (195-201) Dyrrachium’dan mağlubiyetle ayrılan Caesar’ın ordusunu Gomphi’ye çekerek yağma yoluyla ihtiyaçlarını gidermesini, Pompeius’un ise Senato ve astları tarafından bir meydan savaşına ikna edilmesini anlatmaktadır. İkinci yan başlık <em>Li­derlerin Bunalımı</em>‘nda (201-207) cereyan eden Pharsalos Savaşı’nda Caesar ve Pompeius’un ordusu ve stratejileri hakkında bilgiler verilerek Caesar’ın iyi eğitimli ve disiplinli ordusuyla Pom­peius’u bertaraf etmesini ve kampına kaçırmasını konu almaktadır. Üçüncü yan başlık <em>Kaçış</em>‘ta (208-209) Pompeius’un doğudaki müttefiklerine kaçışı ve Caesar’a karşı savaşı sürdürme isteği üzerinde durulur. Dördüncü alt başlık <em>Kararın Özü</em>‘nde (209-215) Gaugamela, Cannae ve Pharsa­los savaşlarında rakiplerin yıpratma savaşından vazgeçip meydan savaşına gitmelerinin ölümcül bir hata olduğu üzerine değerlendirme yapılıp, İskender, Hannibal ve Caesar’ın karşılaştıkları zor­luklar kıyaslamalarla sunulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşinci başlık <em>Sonunu Getirmek</em> (216-277) adını taşımakta olup, beş alt başlık içerisinde açık­lan­maktadır. Başlığın birinci alt başlığı <em>İskender</em>‘de (218-238), İskender’in Doğu eyaletlerine ka­çan Dareios’u yakalamaya çalışmasından Hindistan Seferi’ne kadar ki zamanı dört yan başlık ha­lin­de incelenmektedir. Birinci yan başlık <em>Hesaplaşma: Darius’un İntikamı</em>‘nda (219-225) İsken­der’in Pers başkentleri Susa ve Persepolis’i ele geçirişi ve Dareios’un kendi satraplarınca ihanete uğrayarak öldürülmesi; Yunanistan’ın isyan girişimi nedeniyle İskender’in Antipatros’a para gön­dermesi ve isyanın bastırılması ayrıca yeni Pers kralı ilan edilen Bessos’un peşine düşüşü konu edinmektir. İkinci yan başlık <em>Evin Kan ve Demirle Temizlenmesi</em>‘nde (225-229) İskender’in doğu geleneklerini benimsemesi ve paranoyak bir hal alması nakledilmektedir. Üçüncü yan başlık <em>Kan ve Kar</em>‘da (229-231) Bessos’un takipçileri tarafından İskender’e teslimi üzerinde durularak, Sogd soylularından Spitamenes ile mücadelesi aktarılır. Dördüncü yan başlık <em>Muson ve İsyan</em>‘da (231-238) Hindistan Seferi’nde Hydaspes Savaşı’yla İskender’in Kral Porus’u yenmesi ve ordunun artık daha fazla savaşmak istememesi neticesinde İskender’in Babil’e dönüşü ele alınmaktadır. İkinci alt başlık <em>Hannibal</em>‘de (238-251), Hannibal’ın Cannae Savaşı’ndan sonra Roma’ya karşı izlediği politika dört yan başlık halinde açıklanmaktadır. İlk yan başlık <em>Mago’nun Yüzükleri</em>‘nde (239-245) Cannae Savaşı neticesinde Roma’yı masaya oturtamayan Hannibal’in destek kuvvet arayışına yönelmesi, İtalya’dan çıkmayışı ve Roma’nın İspanya’ya saldırmasıyla Hannibal’ı şaşırtması ardın­dan son çare olarak İspanya’daki kardeşi Hasdrubal’i çağırması ancak Hasdrubal’ın Metaurus Sa­vaşı’yla yenilmesi sürecini ele almaktadır. İkinci yan başlık <em>Yanlış Giden Neydi?</em> (245-248) adını taşımakta ve Hannibal’ın ısrarla Roma’yı masaya oturtmaya çalışması konu edilmektedir. Üçüncü yan başlık<em> Saldırsaydı Ne Olurdu?</em> (248-251) olarak isimlendirilmekte ve Roma’ya saldırmayan Hannibal’ın değerlendirmesi yapılarak düşmanlarının kentlerini kuşatmayı tasvip etmemesi bu­nun yerine karşılıklı savaşma sonucunda anlaşma niyetinde olduğu ve ordusunun yapısının ku­şatma için değil meydan savaşı için uygun olduğu belirtilmektedir. Üçüncü alt başlık <em>Savaşın Ku­ralları</em>‘nda (251-254) Hannibal’ın Cannae Savaşı dâhil kurnazlık ve hilekârlıklarla Roma’yı sürekli yenmesi ancak Cannae’den sonra bu yollara başvurmaması eleştirilmekte ve Kartaca’nın takviye güç olarak yolladığı asker miktarı az olduğu için bunun bir hata olduğu vurgulanmaktadır. Dör­dün­cü alt başlık <em>Sezar</em> (254-272) dört yan başlık içerisinde incelenmekte olup ilk yan başlık <em>Kopan Bir Baş</em>‘ta (254-258) Pompeius’un müttefik bulmak amacıyla Mısır’a gitmesi, ancak Mısır’da öl­dü­rülmesi ve artık senatoyla Caesar’ın karşı karşıya geldiği vurgulanmaktadır. İkinci yan başlık <em>Askerler ve Para</em>‘da (258-261) Caesar’ın Mısır’daki iç karışıklıkta Kleopatra’nın tarafını tutması nedeniyle cereyan eden olaylar ve Pontus ile yaşanan Zela Savaşı’na yer verilmektedir. Üçüncü yan başlık <em>Başkomutanım</em>’da (261-267) Caesar’ın Roma askerleri arasındaki yeri ve Kuzey Afri­ka’nın fethine vurgu yapılmaktadır. Dördüncü yan başlık <em>Beni Bu Küçük Çocukların Eline Bıra­kırsanız Utanmayacak mısınız?</em> (267-272) olarak isimlendirilmekte ve Roma’daki iç huzursuzluk­lara el atan Caesar’ın İspanya Seferi’ne değinilmektedir. Beşinci alt başlık <em>Kararın Özü</em>‘nde (272-277) İskender, Hannibal ve Caesar’ın karşılaştıkları zorluklar belirtilerek en büyük ihtiyaçlarının insan gücü olduğu vurgulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Altıncı başlık <em>Ne Zaman Duracağını Bilmek</em> (278-328) olarak adlandırılmakta ve durmak bilme­yen komutanların yaşamlarının sonlarında izlemiş oldukları politikalara değinilmekle birlikle ölümlerine kadar ki süreci konu almaktadır. Bu başlık dört alt başlıktan oluşmakta olup ilk alt başlık olan <em>İskender</em> (283-297) dört yan başlık içerisinde açıklanmaktadır. İlk yan başlık <em>Bir İmpa­ra­torluğu Kötü Yönetmek</em>‘te (283-290) İskender’in bir fatih olarak başarılar elde ettiği ancak yö­netimde aynı başarıyı sergileyemediği ve emrinde bulunan ordunun karmaşık olmasından söz edil­mektedir. İkinci yan başlık <em>Fethedilecek Yeni Dünyalar</em>‘da (290-292) yeni fetihler için zemin hazırlamak isteyen İskender‘in donanmanın gücünü anlamasıyla deniz gücüne yatırım yapması ve Arabistan’ı fethe girişmeye çalışması konu edilmektedir. Üçüncü yan başlık <em>Büyük Boynuz Kı­rıldı</em>‘da (292-294) İskender’in yakın arkadaşı Hephaestion’un ateşlenip ölmesiyle yasa boğulan İs­kender’in de kısa bir zaman sonra hastalanıp yatağa düşmesi konu alınmaktadır. Dördüncü yan başlık <em>Bir İmparatorluğu Parçalamak</em>‘da (294-297) ise İskender’in ölümüyle birlikte emrindeki ko­mu­tanların imparatorluğun parçalanmasına önayak olduklarına yer verilerek, kurulan devlet­ler hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci alt başlık <em>Hannibal</em>‘de (297-313) İtalya’dan ayrılan Han­nibal’ın Kartaca’ya geçerek devletini Roma’ya karşı savunması ve devlet adamlığına bürünmesi ile Kartaca’yı kalkındırması ve akabinde Romalıların Hannibal’ı alıkoymaya çalışması konu edilerek üç yan başlık halinde açıklanmaktadır. Birinci yan başlık <em>Hannibal’ın Rakibi: Scipio</em>‘da (297-302), Zama Savaşı’na giden Scipio’nun karşılaştığı zorluklar ve Senato ile arasındaki ilişkiye yer verilmektedir. İkinci yan başlık <em>Son Savaş: Zama</em>‘da (302-311), savaşın gelişimine ve sonuçları itibariyle vergiye bağlanan Kartaca ve Hannibal’in durumuna değinilmektedir. Üçüncü yan başlık <em>Kış Aslanı</em>‘nda (311-313), Hannibal’ın üstün bir düzeyde devlet adamlığı sergilemesi ve Kar­taca’nın kalkınmaya başlamasıyla Roma’nın Hannibal’ın iadesini istemesini konu alarak Han­nibal’ın maceralarına yer verilmektedir. Üçüncü alt başlık <em>Sezar</em>‘da (314-325), Roma’da kendisini hayat boyu diktatör ilan ettirerek senato tarafından suikasta uğrayacak Caesar’ın hikâyesi üç yan başlık içerisinde sunulmakta olup birinci yan başlık <em>Kral Olamayacak Adam</em>’da (314-319) ken­disini yaşam boyu diktatör ilan ettiren Caesar’ın Roma’da yapmış olduğu reformlar üzerinde durularak yeni bir sefere çıkmaya çalışması belirtilmektedir. İkinci yan başlık <em>Mart Ovası</em>‘nda (319-322) senato binasında senatörlerce suikasta uğrayan Caesar’ın, bir diğer yaşam boyu dikta­tör olan Sulla ile kıyaslaması yapılmaktadır. Üçüncü yan başlık <em>Sezar Olacak Adamlar</em>‘da (322-325) Octavianus ve Marcus Antonius arasındaki savaşa yer verilerek Actium Savaşı neticesinde Ro­ma’da tek isim olan Octavianus’a yer verilmektedir. Dördüncü alt başlık <em>Kararın Özü</em>‘nde (325-328) İskender, Hannibal ve Caesar hakkında değerlendirmeler yapılmakta ve okuyucuyla avantaj ve dezavantajları vurgulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son kısım <em>Sonuç</em> (329-350) olarak isimlendirilmekte ve dört başlık içerisinde, her komutana birer başlık ayrılmakta ve son alt başlıkta hangi komutanın nitelik olarak daha adil olduğu üze­rinde durulmaktadır. Kitap, <em>Teşekkürler</em> (351-352) yazısının ardından, <em>Kaynaklar</em> (353-364), <em>Not­lar</em> (365-374) ve <em>Dizin</em> (375-381) kısımlarıyla son bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak yazar, antikçağın en önemli komutanları arasında gösterilebilecek şahsiyetleri ol­dukça etraflı bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Komutanların hırsları ve zafer kazanma istek­leri doğrultusunda gerçekleştirmiş oldukları savaşların yıkıcılığını ön plana çıkarılmıştır. Yazar, hırsları doğrultusunda binlerce insanın ölecek olmasını düşünmediklerini aktardığı bahsi geçen ko­mutanların var olmaları için sürekli bir savaş halinde olduklarını belirterek, bu isteğin doğala­rında olduğunu savunmaktadır. Yine de insanların fatihlere hayran olduğunu belirtmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Antalya. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Mert Atalay AVCI (Lisans Öğrencisi) </strong><br />
<strong>mertaa3@hotmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">M. A. Avcı, <em>Tarihe Yön Veren Büyük Komutanlar: İskender, Hannibal ve Sezar’ın Liderlik Dehası.</em> Yazar: B. Strauss, Çeviren: Ü. H. Yolsal. <em>Libri</em> II (2016) 541-546. DOI: 10.20480/lbr.2016052</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/052" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/052</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’da Kadın On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/051</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:28:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2521</guid>

					<description><![CDATA[A. M. DARGA, Anadolu’da Kadın On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe. İstanbul 2015. Yapı Kredi Yayınları, 359 sayfa. ISBN: 9789750824265 Kitap, Yazarın Biyografisi (1) ile başlamakta ve İçindekiler (3-5), Önsöz (11-13), YKY Baskısına Ön­söz (15-18) kısmı ile devam etmektedir. Kitap, prehistorik dönemden başlayarak MS VII. yüzyıla kadar olan dönemde yaşamış kadınları, bilimsel veriler ışığında ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016051.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2508_lbr.2016051-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Anadolu’da Kadın On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe</h2>
<h3>A. Muhibbe DARGA</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789750824265<br />
<strong>Sayfa:</strong> 359<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2015<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Yapı Kredi Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 537-539</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016051<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 10.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 29.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_a05c154fd1f658efb48225802391b0c0" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016051.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016051.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>A. M. DARGA, <em>Anadolu’da Kadın On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe</em>. İstanbul 2015. Yapı Kredi Yayınları, 359 sayfa. ISBN: 9789750824265</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kitap, <em>Yazarın Biyografisi</em> (1) ile başlamakta ve <em>İçindekiler</em> (3-5), <em>Önsöz </em>(11-13), <em>YKY Baskısına Ön­söz</em> (15-18) kısmı ile devam etmektedir. Kitap, prehistorik dönemden başlayarak MS VII. yüzyıla kadar olan dönemde yaşamış kadınları, bilimsel veriler ışığında incelemektedir. Konuk yazarların da eşlik ettiği eserde, tarih öncesi dönemden Erken Bizans’a kadar; Koloni Çağı, Hitit, Urartu, Ly­kia, Lidya, Helen ve Roma kadınlarının tarih boyunca geçirdiği değişimler gösterilmektedir. <em>Baş­larken </em>(19-25) isimli kısımda yazar, uygarlıkların yaratıcısı insanı hedef tutan incelemelerde olay­ların cereyan ettiği toplumların sosyal yapısının önemli olduğunu ve bunların yarısını kadınla­rın meydana getirdiğini belirtmektedir. Bunun sonucu olarak da, eski çağda kadının gerçek rolünü ve insanın ve toplumun oluşumundaki payını ortaya çıkarmanın, modern tarihçinin ödev­le­rinden biri olduğunu vurgulamaktadır.<em> Seçilmiş Bibliyografi ve Kısaltmalar</em> (27-38) ve <em>Dilbilgi­sine Ait ve Diğer Kısaltmalar</em> (39) ile bu kısım sonlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tarih Öncesi Çağlarda Anadolu’da Kadın </em>(41-67) isimli birinci bölümün, <em>Mucizenin Kaynağı, Bereketli ve Her Şeye Hâkim </em>(43-50) alt başlığında, Yrd. Doç. Dr. Şengül G. Aydıngün ilk insan top­luluklarının her keşfettikleri olay ile birlikte, zekâ ve duygularının geliştiğini, hayat standartlarının yükseldiğini belirtmekte ve doğa olaylarının takip edilmesi ile birlikte hayatın döngüsünü fark edip yaşamlarını biçimlendirdikleri üzerinde durmaktadır. Bu ilk insan topluluklarının doğum ve ölüm arasındaki farkı görüp kendi nesilleri için yaratılış konusunu sorgulamaya başladıkları, kendi nesillerini “yaratan” olarak gördükleri kadını kutsadıkları ve Ana Tanrıça kültüyle ilgili ilk inanç sisteminin nasıl ortaya çıktığı gibi konular üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde ayrıca, kadınlık sim­ge­lerinin ilk betimlemelerinin otuz bin yıl öncesine dayandığı belirtilerek, bu betimlemeler kısaca <em>Latmos Dağları Ana Tanrıçası</em> (50-52), <em>İlk Tunç Çağı’nda Kadın [MÖ 3200-2000]</em> (52-59) ve <em>İlk Tunç Çağı’nın Ana Tanrıça Kavramı: İdol</em> (60-63) alt başlıklarında incelenmektedir. Bölümün so­nunda <em>Bibliyografya</em> (63-67) bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Anadolu Tarihi Çağlarında Kadın Kültepe &#8211; Kaniş</em> (69-121) isimli ikinci bölümde eskiçağ Anadolu’sunda MÖ II. binyıldan itibaren kadının toplumsal konumu arkeolojik veriler ışığında ele alınmaktadır. Bu bölümün ilk başlığı olan <em>Asur Ticaret/Pazar yerleri &#8211; Koloni Çağı/Erken Hitit Dö­ne­mi’nde [MÖ 2000-1750]</em> (71-77) özelinde, Anadolu’da tarihi çağların II. binyılın başlarında, Eski Asur dilinde yazılmış Kültepe Höyüğü (Kayseri) &#8211; Kanis kökenli tabletlerin bulunması ve okunup anlaşılmasıyla başladığı belirtilmektedir. Eski Asurca ile yazılmış tabletler/belgelerin Anadolu’nun ilk yazılı kaynakları olduğu bilgisi verilmektedir. Hitit Büyük Krallık çağlarında, dini ritüel metinle­rinde tanrılar için şarkı söyleyen “Kanisli kadınlara” birçok kez rastlandığı ifade edilmektedir. Kül­tepe tabletleri üzerinde farklı disiplinlerden çok sayıda bilim insanının yaptıkları incelemeler ve bu tabletlerden edinilen bilgiler <em>Kanis/Nesa</em> (78-81), <em>Acemhöyük</em> (82-84), <em>Rubatum -“Beyçe/Şehir Kraliçeleri”</em> (85-88), <em>Evlilik Müessesesi</em> (89-93), <em>Karum &#8211; Pazar Yerlerindeki Asurlu ve Yerli Anadolu Kadınlarının İş Hayatları ve Mektupları</em> (94-116) ve de <em>Takı ve Kumaşlar</em> (117-121) alt başlıkları ile detaylandırılarak aktarılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hitit Egemenliği [MÖ 1650-1190]</em> (123-223) isimli üçüncü bölüm <em>Hititçede Kadın ve Kadın Akrabalığını İfade Eden Kelimeler</em> (125-127) alt başlığı ile başlamaktadır. Bu alt başlıkta Hititlerin çiviyazısı belgelerinde “kadını” ifade etmek için kullandıkları ideogramlar hakkında bilgi verilmek­tedir. <em>Eski ve Orta Hitit Devleti Çağında Kraliçeler</em> (128-133) alt başlığında, MÖ II. binyılın ilk yarı­sında kadınların hanedan içindeki nüfuzu ve politik olaylardaki tutumlarıyla birlikte bu soylu ka­dınların Hitit din tarihi içinde, tanrılar için düzenlenen dini törenlerde icracı ve yönetici olarak baş­ta gelmeleri yazar tarafından detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Bir diğer alt başlık olan <em>Büyük İmparatorluk Çağı Kraliçeler</em> (134-136) özelinde, Hititlerin kraliçelik müessesesi dönemin diğer toplumlarındaki kraliçelik müessesesiyle karşılaştırılmakta ve Hitit kraliçelerini diğer kraliçeler­den ayıran özellikler incelenmektedir. Bu başlık, <em>Sapinuva’nın Kraliçesi: Taduhepa </em>(137-144) isimli, Kraliçe Taduhepa’ya ayrılan özel bir alt başlıkla ve <em>Bibliyografya</em> (144-145) ile son bulmak­tadır. <em>Hitit Kraliçeleri, Kral Çocuğu, Büyük Kız, Egemen Kraliçe: Güçlü Kadınlar</em> (146-154); <em>Büyük Kraliçe Puduhepa</em> (155-166); <em>Puduhepa’nın Mühürleri</em> (166-169); <em>Kraliçe ve Dini Görevleri</em> (170-179); <em>Krali Evlenmeler</em> (180-185); <em>Halk Kadını</em> (186-187); <em>Evlilik Müessesesi, Boşanma, Zina, Veraset ve İş Hayatı</em> (188-189); <em>Boşanma</em> (189-191); <em>İş Hayatı</em> (191-196); <em>Kült Törenlerinde Gö­revli Kadınlar</em> (197-205); <em>Fal, Büyü ve Kehanet</em> (206-207); <em>Şarkıcı Kadınlar</em> (207-208); <em>Kraliçe ve Ka­dın Giysileri, Takıları</em> (209-211); <em>Giysiler</em> (211-215) ve <em>Takılar</em> (215-217) alt başlıklarıyla Hititler döneminde kadının toplumdaki konumu detaylandırılarak anlatılmaktadır. Üçüncü bölümün son alt başlığı olan <em>Hitit Erkeği ve Kadın</em>‘da (218-223) yazar, kadın-erkek özel ilişkilerine ait çok de­taylı bilgilere ulaşmak için elimizde yeterli veri olmadığını ifade etmekte, ancak yine de eldeki bazı buluntulardan bilgi paylaşımı yapmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Geç Hitit Dönemi’nde Erken Bizans’a Kadın [MÖ 1190-MS 726]</em> (225-340) isimli dördüncü bölümde, ilk olarak <em>Geç Hitit Döneminde Kadın [MÖ 1190-620/600]</em> (227-233) alt başlığı yer al­mak­tadır. Bu başlıkta, ele alınan dönemde kadınlara değinen ve onu konu alan yazılı belgelerin ye­ter­sizliği belirtilmektedir. Elimizdeki yetersiz verilere rağmen taş üzerine yazılmış kitabelerden, kadın hakkında farklı betimlemeler olduğu belirtilmekte ve bunların bir kısmında, MÖ I. binyılın soylu kadınlarının iddialı ve koket görünüşlü, bir diğer kısmında ise çocuğunu emziren anne gibi pek çok farklı betimlemeler olduğu söylenmektedir. Geç Hitit Çağı’nda heykelcilik eserlerinde daha çok (MÖ I. binyılda) “aile sevgisi” ile karşılaşıldığı ve bunların pek çok örneğinin bulunduğu, <em>Maraş Stellerindeki Karı Koca Sevgisi</em> (233- 240) isimli alt başlıkta aktarılmaktadır. Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar tarafından hazırlanmış olan <em>Demir Çağında Anadolu Kadını: Urartu, Frig ve Lidya </em>(241-267) alt başlığında, kadınların kullandığı süs eşyalarında ve dinsel ikonografide, hatta giyim kuşamda, -farklı coğrafyalarda olsa da- karşılıklı etkileşimin izlenmesinin mümkün olduğu aktarıl­maktadır. Örneğin <em>fibula</em> olarak adlandırdığımız işlevsel takıların, aynı dönemde bütün Akdeniz dünyası, Kafkasya ve kuzeybatı İran’da kullanıldığı belirtilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Urartu Kadını</em> (246-254), <em>Frigler</em> (255-259) ve <em>Lidya’nın Kadınları</em> (259-265) isimli alt başlık­larda Anadolu coğrafyasındaki kadınlar konu edilmeye devam edilmekte ve sonuç olarak Demir Çağ Anadolusu’nda kadının sosyal konumunun, doğal olarak yaşadığı bölgenin toplumsal, siyasal ve kültürel olgularının gerçeklikleri çerçevesinde oluştuğu ifade edilmektedir. Bununla birlikte MÖ I. binyılın, MÖ. IV. binyılda oluşmaya başlayan ve kadının toplumsal konumunu oldukça pasi­fize eden sürecin doruk noktasını oluşturduğunu ve kadının toplumsal rolünü daha çok “ana” ola­rak sınırlandırıldığı detaylı bir biçimde aktarılmaktadır. Bu başlık <em>Bibliyografya</em> (266-267) alt başlığıyla sona ermektedir. Prof. Dr. Hilke Thür tarafından hazırlanan, <em>Efes’te Helenistik Öncesi Dönemdeki Ünlü Kadınlar: VII. Kleopatra ve IV. Arsinoe </em>(268-274) başlığı, şöhretini cumhuriyet­ten imparatorluğa geçiş döneminde Roma’nın en önemli iki erkeğiyle yaşadığı ilişkiye borçlu olduğu belirtilen Kleopatra ile başlamaktadır. Daha sonra VII. Kleopatra’nın Ephesos ile ilişkisi işlenmekte, bu ilişkinin de kız kardeşi IV. Arsinoe’nin MÖ 48’den MÖ 41 yılına kadar Ephesos Ar­temis Tapınağı’nda yaşamasından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Bu başlık <em>IV. Arsinoe’nin Kişiliği ve IV. Arsinoe’nin Efes’teki Mezarı</em> (271-273) ve <em>Bibliyografya</em> (273- 274) alt başlıklarıyla son bulmaktadır. Dördüncü bölümün devam eden diğer başlıklarından, <em>Yunan/Helen Uygarlığın­da Kadın</em>’da (275-283), kadının ilk anıldığı edebi eserlerin, Homeros’un <em>İlias</em> ve <em>Odysseia</em> destan­ları olduğu ifade edilmektedir. Sözcük anlamı, “arkadaş/refika, fahişe; zevk, mutluluk veren kız” olan <em>hetaire</em>lerin anlatıldığı <em>Hetereler</em> (280-283) başlığı bu bölümün bir diğer başlığıdır. “Romalı Kadın” imajı,<em> Roma Uygarlığında Kadının Yeri</em> (284-295) alt başlığında detaylı bir şekilde ele alı­nan bir diğer konudur. Emine Çaykara’nın kaleme aldığı başlık olan, <em>Kadınlara Özel Bir Bayram: Thes­mophoria</em>’da (296-314), başlangıçta binlerce yıl ana tanrıça olarak kutsanan, sonraları top­lumsal statüsü değişen, alanı sınırlanan, ev içinde düzen, dokuma ve çocukların bakımıyla uğra­şan kadınların Anadolu’da yüzlerce yıl bir bayramın temsilcisi olduğu belirtilmekte ve bu bayram detaylı olarak ele alınmaktadır. Kaynakların yer aldığı alt başlık olan <em>Bibliyografya</em> (315-317) ile bu başlık sonlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Roma Döneminde Efesli Kadınlar </em>(318-326) alt başlığı Dr. Elisabeth Trinkl’e aittir. Yazar bu başl­ıkta, büyük ölçüde ataerkil geleneğe bağlı kalınarak yazılmış antik kaynakların yanı sıra, arke­olojik kaynaklara da bakılarak kadınların yaşamını anlamaya çalışmanın gerekli olduğunu belirt­mektedir. Bu başlık <em>Efesli Kadınların Şehirdeki Görünümleri</em> (318-321), <em>Nekropollerin İzinde Efesli Kadınlar </em>(321-323) ve <em>Bibliyografya</em> (324-326) alt başlıklarıyla sonlandırılmaktadır. Dördüncü bö­lümün son başlığı olan <em>Erken Bizans Döneminde Kadın </em>(327-340), Bilkent Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun Gülru Tanman tarafından kaleme alınmıştır. Bu dönemi ya­zar, <em>Hıristiyanlık, Kadın ve Montanizm</em> (331-332), <em>Ebe, Hemşire, Çalışan Kadınlar</em> (333-334), <em>Kons­tan­tinopolis’in Kadınları</em> (334-337) ve de <em>Theodora ve Anikia Iuliana</em> (338-339) gibi alt başlıklara ayırarak incelemekte ve son olarak başlığı kaynakçanın yer aldığı <em>Bibliyografya</em> (339-340) alt baş­lığıyla bitirmektedir.<em> Bitirirken</em> (341-346) kısmında kitabın yazarı bize genel bir özet sunmaktadır. Kitap, <em>Yazar Biyografileri</em> (347-349), <em>Dizin</em> (351-355) ve <em>Teşekkürler </em>(357) kısımları ile sona er­mektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Eskiçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Çiğdem ÖNER (MA.) </strong><br />
<strong>demrederin@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">Ç. Öner, <em>Anadolu’da Kadın On Bin Yıldır Eş, Anne, Tüccar, Kraliçe.</em> Yazar: A. M. Darga. <em>Libri</em> II (2016) 537-539. DOI: 10.20480/lbr.2016051</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/051" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/051</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moğol Dönemi İran’ında Kadın</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2517</guid>

					<description><![CDATA[Ş. BEYÂNÎ, Moğol Dönemi İran’ında Kadın. Ankara 2015. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 172 sayfa (6 resim ile birlikte). Çev. M. Uyar. ISBN: 9789751630162 Sorbonne Üniversitesi’nden doktor unvanı alarak lisans eğitimini tamamladığı Tahran Üniversi­tesi Tarih Bölümü’ne dönen ve burada profesörlük yapan Şîrîn Beyânî ihtisas alanı olan Moğollar üze­rine pek çok eser vermiştir. Bu doğrultudaki çalışmalarından biri ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016050.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2507_lbr.2016050-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Moğol Dönemi İran’ında Kadın</h2>
<h3>Şirin BEYÂNÎ</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789751630162<br />
<strong>Sayfa:</strong> 172<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2015<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> Ankara<br />
<strong>Yayınevi: Türk Tarih Kurumu Yayınları</strong></p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 533-535</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016050<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 12.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 27.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_bbe7a684ef19e4adb2feee58f2758fd9" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016050.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016050.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>Ş. BEYÂNÎ, <em>Moğol Dönemi İran’ında Kadın</em>. Ankara 2015. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 172 sayfa (6 resim ile birlikte). Çev. M. Uyar. ISBN: 9789751630162</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sorbonne Üniversitesi’nden doktor unvanı alarak lisans eğitimini tamamladığı Tahran Üniversi­tesi Tarih Bölümü’ne dönen ve burada profesörlük yapan Şîrîn Beyânî ihtisas alanı olan Moğollar üze­rine pek çok eser vermiştir. Bu doğrultudaki çalışmalarından biri olan Moğol Dönemi İran’ında Ka­dın, Mustafa Uyar tarafından dilimize çevrilmiş ve Türk Tarih Kurumu tarafından 2015 yılında ba­sıl­mıştır. Kadının sosyal, siyasi ve ekonomik alandaki yeri ve rolü Moğol dönemi öncesinde Gaz­ne­li­lerden itibaren ele alınıp İlhanlı dönemine kadar, dönemin kaynakları tarafından destek­le­nerek ve diğer devletlerle karşılaştırılarak ele alınmış olup emsal olarak dönemin öne çıkan ka­dın­la­rından birkaçına ayrıntıyla değinilmiştir. Orta Asya’ya özgü aile içinde ve bu doğrultuda sosyal hayat içerisindeki rol ve görev dağılımı, iş bölümü kısmen Türkler ve sonrasında Moğollar ile İran coğ­raf­yasına aktarılmıştır. Bunun sonucu olarak kadın, İran toplumu içerisinde tartışılmaz biçimde yük­selmiş, Moğol dönemindeki itibar ve pozisyonunu başka hiçbir dönemde elde etmemiştir. Ha­yatın hemen her alanında erkeklerle birlikte yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eser, Şîrîn Beyânî’nin kısa biyografisi, <em>İçindekiler</em> (VII), <em>İkinci Baskı İçin Önsöz </em>(X), <em>Önsöz </em>(XIII-XIV) ve ardından yine esere, müellife ve kitabın dilimize kazandırılmış olunmasının önemine iliş­kin kısa açıklamalarda bulunan <em>Mütercim Önsözü</em> (XV) ile başlamaktadır. Dört ana bölüm ve bun­lara ait alt başlıklardan oluşan kitapta <em>Sonuç </em>(139-141), <em>Ekler </em>(143-149), <em>Kaynakça </em>(151-153) ve <em>Dizin</em> (155-172) kısımları da bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci bölüm <em>Moğol Dönemi Öncesinde İran’da Kadın</em> (2-25) ismini taşımaktadır. Orta As­ya’da kadına verilen değer ve kadının önemi açıklanıp kadının yerinin sırası ile Gazneli, Selçuklu ve Harezmşâh dönemlerinde gösterdiği gelişme karşılaştırmalı ve kaynak temelli olarak ele alın­maktadır. Gazneliler zamanında, sonraki dönemlere kıyasla daha geri bir konumda olan kadınlar, etkinlik alanı bakımından Selçuklular döneminde ön plana çıkmaya, yönetimde etkinleşmeye ve Ha­rezmşâhlar devrinde ciddi anlamda otorite haline gelmeye başlarlar. Saray ve hanedan üye­le­ri­nin evliliği, pek çok devlette olduğu gibi siyasi nedenler yüklüdür. Gaznelilerde Sultan Mah­mud’un kız kardeşi Hürre-i Huttalî; Selçuklularda Melikşah’ın eşi Terken Hatun, atabeylerin eşle­rinden Kutluğ Hatun, Melike Hatun, Abiş Hatun gibi isimler; Harezmşâhlarda Sultan Tekiş’in eşi Terken Hatun bahsi geçen devletlerin yetiştirdiği, idari yeteneğe sahip önemli ve ileri gelen ka­dın­lardandır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Evlilik ve Aile Kurumu</em> (27-67) adlı ikinci bölüm Moğol aile yapısı, ritüelleri ve geleneklerinden bahsetmektedir. Savaşçı ve avcı, yani dinamik nüfusa duyulan sürekli ihtiyaç neticesinde evlilik kurumu daima teşvik edilmiştir. Evlilikler kız isteme ya da savaş ve kız kaçırma şeklinde iki usulle ger­çekleştirilmiştir. Diğer kabilelerle etkileşim ve ittifak halinde olabilmek ve zayıf olmayan nesil­ler üretebilmek adına pederşahi bir endogamiden uzak durulmuş, baba tarafından akraba kabileler arasından kız alma gerçekleştirilmemiştir. Oldukça küçük yaşta gerçekleştirilen evlilik­lerde, nişan süresi yaygınlıkla bir yıl tutulup bu sürede damat gelin ve ailesiyle yaşamıştır. Mehir ve çeyiz Moğollar’da İslam öncesi dönemlerde dahi bulunan adetlerdendir. Boşanmaya ilişkin ise bir örnek bulunmamaktadır. Nikâhsız kadınlar kuma ve cariye olarak iki gruba ayrılmıştır. Kuma­lar geçici nikâhlı olup özel haklara sahiptirler ve kumalardan olan çocuklar yasal statüdedir. Cari­yeler ise genellikle savaş esirleri olup herhangi bir kanuni hakkı olmayan ve karşılıksız hizmet eden kadınlardır. Maddi haklar anlamında ise kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Her kadının ken­dine ait çadırı ve eşyası mevcuttur, kocasının ölmesi halinde çocukları büyüyüp yetişene ka­dar kocasına ait malların tamamının tasarrufu yine kadındadır. Ele geçirilen ganimetlerden yine kadın da pay alır. Çocukların statüsü ve mertebesi de annesininkine paraleldir. Çocuğu olup ol­ma­ması ise kadınlar arasında kademe ölçütlerindendir. Evlenen bireyler aileden ayrılıp kendi ailelerini kurarken en küçük oğul evlense de ailesiyle yaşayıp onlara bakma sorumluluğunu üstle­nir, babanın asli serveti de bu en küçük oğula kalır. İleride han ve ileri gelenlerle evlenerek kabi­lenin nüfuzunu arttıracak, çok sayıda ve sağlıklı çocuklar doğuracak olmaları gibi sebeplerle kız çocukları eğitim, yetiştirme ve muamelede erkek çocuklardan ayrı tutulmaz. Annenin yeri ise tar­tış­masız çok önemlidir. Çocuklara soy ve şecere mutlaka öğretilir ve annenin soyu da babanın­kiyle eşit şekilde anlatılır. Kadınlar evin düzeni başta olmak üzere domestik hayatın temel görev­lerinde yetkili mercidir. Yeri geldiğinde erkeklere ait olan işlere de katılabilmekte ve büyük saygı gör­mek­tedirler. Ayrıca, kocalarınınkinden bağımsız olarak kendi dinini seçip gerekli uygu­lamala­rını özgürce gerçekleştirebilmektedirler. Kadın ölünce evin bir odasına defnedilir. Eşlerden biri­nin ölmesi halinde sağ eş mutlaka tekrar evlenir. Kadınların giyim kuşamı kabile ve çobanlık te­mel­li toplum yapısı uyarınca pantolon, kürk gibi kıyafetlerden oluşup yine erkeklerle aynıdır. Yer­l­eşik hayatla birlikte bilhassa saray çevresinde elbise ve kimono benzeri kıyafetler görülmeye başlanır. Evlilikler mikro ölçekte kabile reisinin, büyük ölçekte ise hanın onayına tâbidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bölüm <em>Toplumun Değişik Tabakalarında Kadının Konumu</em> (69-111) adını taşır. Bu bö­lümde farklı toplumsal katmanlardaki kadınlar hakkında bilgi verilir. Hatunlar Melike/Kraliçedir ve MS XII. yüzyılın sonuna kadar kabile yönetiminde kocalarının ortaklarıdır. İmparatorluk ve sonraki dönemde hanla birlikte tahta oturur ve taç takarlar. Hanın ölümü halinde yeni han tahta çıkana dek 1 yıl kadar bir süre ile saltanat naipliği yapar ve yönetimi devralırlar. Hükümdarın hasta ya da yetersiz kaldığı durumlarda fiilen idareyi ele alırlar. Kadınlar eşlerinin rütbesi hiyerar­şisine bağlı olarak unvanlandırılırlar. Bunlardan başka, hatunlar meclislere katılıp fikir sunma, karar alma, hükümdar ve vezir seçme, savaşa katılma gibi işlerde aktif rol alır, hükümdar ferman­larında isimleri geçer, yönetimdeki taraflar arasındaki husumetlere doğrudan müdahil olabilirler. Hatunların müstakil bir sarayı vardır ve buranın idaresi, mali teşkilatı bulunur. Bu saray, hüküm­dar arazilerinden ayrı, geliri doğrudan kendine aktarılan arazilere sahiptir. Saray içi işleyiş kendi­ne has protokoller ve özellikler taşır. Hatunlar hükümdarınkinden ayrı, pek çok araba, binek, hiz­met­kâr, eşya, yiyecek, giysi, seyyar bir mescit gibi unsurları bünyesinde barındıran çok geniş bir ma­iyetle göç düzeni ve yolculuk hareketleri içerisinde yer alır. Hatunlardan sonra kudret bakı­mından feodal ve aristokrat eşleri gelir. Hatunlar gibi bu grubun kadınları da hemen her alanda eşlerine ortaktırlar. Çoğunlukla eğitimlidirler ve pek çok alanda kendilerini gösterirler. Bu kadın­ların ardından orta tabaka kadınları gelir. Özellikle kabile hayatı döneminde ekonomik ve top­lum­sal sistemin merkezinde yer almışlardır. At biner, ok ve yay kullanır, ava çıkar, temel tüketim ve ev eşyalarını üretip ticaretini yapar, giysi ve ayakkabı diker, çadır kurar, araba sürer, erkekle­rin yokluğunda kabile işlerini idare ederler. Yerleşik hayatın ve İran gelenekleriyle etkileşimin neti­cesinde özellikle İlhanlılar döneminde nüfuz kaybetmeye başlarlar. Savaşlarda esir ve gani­met olarak ele geçirilen köleler ise, üçüncü sınıfı oluştururlar. Zenginlerin şahsi ve ev hizmetle­rinde görev alırlar. İmparatorluk döneminde sarayda cariye olarak hizmette bulunan bu kadınlar müzik, el işi, terzilik gibi eğitimlere tabi tutulup sonrasında devlet erkânından kişilerle evlendiri­lirler. Bu grubun kadınlarının hiçbir hak ve talebi olamaz, çocukları meşru sayılmaz, tanıklıkları kabul edilmez ve bu kadınlar servet edinemezler. Bunların dışında bir de umumhane ve fahişe ev­lerinde yaşayan kadınlar vardır. Bunlara bozkır kabile döneminde rastlanmamakla birlikte im­pa­ratorluk dönemi ve sonrasında sayıları oldukça artmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü ana bölüm <em>Moğol Döneminin Bazı Seçkin Kadınları</em> (113-137) başlığını taşır. Bu bölümde siyasi anlamda yeteneği ve etkisiyle Moğol döneminde adından söz ettirmiş olan yedi kadından ve bu icraatlarından bahsedilir. Bu kadınlardan ilki kendisine kutsallık atfedilen Alan Ko’a’dır. Eşi öldükten sonra yönetimi devralıp bir arada tutar ve imparatorluk teşkilatlanmasının te­mellerini atan girişimlerde bulunur. Cengiz Han da onun soyundan gelmekte olduğu için hane­danı mukaddes kabul edilir. Cengiz Han’ın annesi Hö’elün Ucin de bahsi geçen bir diğer kadındır. Cesaret, yiğitlik, siyasi zekâ ve idari yetenekleri ile adından söz ettirmiş, imparatorluğun Cengiz Han’la birlikte kurucu isimlerinden olmuştur. Üçüncü kadın Cengiz Han’ın ilk ve en önemli eşi Börte Ucin de yine siyasi ve manevi yönden yönetimde etkili olmuştur. Cengiz Han tarafından Ögedey Kaan’a bağışlanan Töregene Hatun, güzelliğinden ziyade yeteneği ve zekâsıyla kısa sü­rede yükselerek Kaan’ın ikinci eşi olmasına rağmen en önemli eşi olmayı başarmıştır. Saltanat naipliği de yapmış, yönetimde merkezi otoriteyi güçlendirmek için faaliyetlerde bulunmuştur. Yine Ögedey Kaan döneminde Toluy’un eşi olan Sorkoktani Beki, önemli Moğol kadınlarındandır. Üç oğlunun da kaan ya da hükümdar olduğu, kendisinden övgüyle bahsedilen bu siyasi figürün aynı zamanda namusluluğu da kaydedilmiştir. İlhanlı yönetiminin son döneminde Bağdâd Hatun ve Dilşâd Hatun itibarları, mücadeleleri ve zekâları ile adlarından söz ettirmiştir. Kitap 6 adet resmin bulunduğu Ekler kısmı ile sona ermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç: Moğollar, kadının rolü bakımından, bulundukları coğrafyayı ve kendilerinden sonraki devletleri etkilemişlerdir. Bunda, kendilerinden önce İran’da bulunan Türklerin de katkısı olmuş­tur. Kadın, askerî de dâhil olmak üzere her durum ve alanda erkeklerle birlikte, yer yer daha bas­kın olarak rol almıştır. Yalnızca aile değil, devlet idaresinde de aktif olarak bulunmuş, tüm sosyal katmanlarda ehemmiyet arz etmiştir. İran’da kadının toplumdaki yeri ve kendisine verilen değer Moğollar döneminde gelişme kaydetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Entitüsü, Akdeniz Eskiçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Ceren Gül YALÇIN (MA.) </strong><br />
<strong>cerengulyalcin@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">C. G. Yalçın, <em>Moğol Dönemi İran’ında Kadın.</em> Yazar: Ş. Beyânî, Çeviren: M. Uyar. <em>Libri</em> II (2016) 533-535. DOI: 10.20480/lbr.2016050</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/050" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/050</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>At Üstünde Selçuklular: Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:13:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2515</guid>

					<description><![CDATA[M. KESİK, At Üstünde Selçuklular: Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş. İstanbul 20142. Timaş Yayınları, 268 sayfa. ISBN: 9786051148229 Kitap, Osmanlı İmparatorluğundan önce Anadolu coğrafyasında hâkimiyet kuran Türkiye Selçuk­lu­larının kısa zamanda geldikleri yerleri, kazandıkları zaferleri ve elde ettikleri başarıları inceleyen bir eser olarak öne çıkmaktadır. Türkler, Talas Savaşı’ndan (751) sonra İslamiyet’i kabul ederek ye­ni yerleşim yerleri ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016049.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2506_lbr.2016049-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">At Üstünde Selçuklular: Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş</h2>
<h3>Muharrem KESİK</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786051148229<br />
<strong>Sayfa:</strong> 268<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2014<sup>2</sup><br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Timaş Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 531-532</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016049<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 06.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 26.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_7b5f68ec2fa3e1cc37f4e2197444f31a" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016049.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016049.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>M. KESİK, <em>At Üstünde Selçuklular: Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş</em>. İstanbul 2014<sup>2</sup>. Timaş Yayınları, 268 sayfa. ISBN: 9786051148229</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kitap, Osmanlı İmparatorluğundan önce Anadolu coğrafyasında hâkimiyet kuran Türkiye Selçuk­lu­larının kısa zamanda geldikleri yerleri, kazandıkları zaferleri ve elde ettikleri başarıları inceleyen bir eser olarak öne çıkmaktadır. Türkler, Talas Savaşı’ndan (751) sonra İslamiyet’i kabul ederek ye­ni yerleşim yerleri bulmak için batıya göç etmeye başlamışlar, ardından Selçuklu Devleti’ni ku­rarak yaptıkları savaşlarda aldıkları zaferler sonucunda Orta Asya ve Orta Doğu’nun büyük bir bö­lümünde hâkimiyet kurmayı başarabilmişlerdir. Buna karşın Hıristiyanlar, Selçukluları durdurabil­mek için ilk Haçlı Seferini Anadolu ve Orta Doğu topraklarına karşı yapmışlardır. Doç. Dr. Muhar­rem Kesik’in bu eserinde <em>Haçlı Seferleri’nde ne gibi taktikler uygulanarak savaşlar kazanılmıştı? Kazanılan zaferler sırasında hangi silahlar kullanılarak sonuçlar elde edildi? Atlar nasıl yetiştirildi? Bütün bu çalışmalarda ne tür emekler harcandı?</em> <em>Avrupalılar tarafından yıkılmaz imparatorluk ola­rak görülen Bizans İmparatorluğuna karşı, Selçuklular nasıl üstünlük sağlamışlardı?</em> vb. soru­lara yanıtlar aranarak herkes tarafından bilinen tarihsel gelişimin sebepleri üzerinde durulmakta­dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eser, <em>İçindekiler</em> (7-12), <em>Önsöz</em> (13-16), <em>Kısaltmalar</em> (17-18), <em>Giriş</em> (19-24), <em>Sonuç</em> (247-248), <em>Bibli­yografya</em> (249-262) ve <em>İndeks</em> (263-267) olmak üzere yedi kısma ve altı bölüme ayrılmakta­dır. <em>Giriş</em> (19-24) kısmında yazar, ana hatlarıyla İslamiyet öncesi dönemde hüküm süren Türk dev­let­lerinin (Hunlar, Hazarlar ve Göktürkler) orduları, savaş sistemleri ve askeri kültürleri hak­kın­da kısa bilgiler vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın birinci bölümü <em>Türkiye Selçuklularında Ordu Devlet İlişkisi ve Orduyu Oluşturan Unsur­lar</em> (26-70) olarak isimlendirilmektedir. Yazar, dönemin olaylarını ele alırken küçük hikâye tarzın­da anekdotlarla anlatıma canlılık kazandırarak olayların okuyucunun hayal dünyasında canlandı­rıl­masını sağlamaya çalışmıştır. Verdiği örneklerden biri olan II. Kılıçaslan’ın oğullarından Ankara Meliki Melikşah’ın yapmış olduğu uygulama dikkat çekmektedir. Bu bölümde ayrıca ordu teşki­latından bahsedilirken orduyu oluşturan unsurlar (Gulamlar, Sipahiler ve yardımcı kuvvetler gibi) hakkında okuyucuya kapsamlı bilgiler verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın ikinci bölümü <em>Savaşta Kullanılan Silâhlar</em> (71-96) olarak adlandırılmaktadır ve genel itiba­riyle savaşta kullanılan silahlar tanıtılmıştır. Türklerin ata sporu olan okçuluktan esinlenerek özellikle yay ve ok hakkında geniş bilgiler verilmektedir. Türklerde yayın hâkimiyet, okun ise tabi­iyet unsuru olduğundan bahsedilerek; eğer bir savaş olacaksa, hükümdarın ordunun başındaki ku­man­danlara ok gönderip kumandanların belirttiği bölgede toplanmasını emrettiğini söylemiş­tir. Selçukluları diğer devletlerden başarılı ve üstün kılarak kalabalık ordulara karşı zafer kazan­ma­larını sağlayan ok ve yay hakkında yabancı kaynaklarda yazılanlar da bu başlık altında ele alınan konulardan birisi olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca Selçuklu askerlerinin savaş sırasında ok ve yayla ne kadar bütünleştiği yazar tarafından örneklerle gösterilmiştir. Bu konuda bir anekdot olarak sunulan Bizans imparatoru Manuel Kommenos’un Konya seferi sırasında Türklerle giriştiği bir mücadelede Türk askerinin atından düşerken fırlattığı bir ok ile ayağından yaralanması olayı bize Türk askerinin zor şartlar altında dahi yaylarını gerip hedefi bulacak şekilde ok atabildiklerini göstermektedir. Başparmaklarına taktıkları <em>zihgir</em> ile <em>mandal</em> <em>tutuşu</em> dediğimiz bir uygulama ile atın üzerinde giderken dört yöne ok fırlatabildikleri belirtilmektedir. Bu başlık altında kullanılan görsellerle okuyucu bilgilendirilmektedir. Kitabın bu başlığı altında savunma silahları, kuşatma silahları, at eğitimi gibi konular alt başlıklar altında kısaca özetlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Savaş Taktiği ve Hileleri</em> (103-112) adını taşıyan üçüncü bölümde, Selçukluların savaş mey­dan­la­rında kullandıkları stratejiler hakkında bilgiler verilmektedir. Sahte ri’cat (kaçıyormuş gibi yap­mak), sahte mektup yazmak, atların nallarını ters çakmak vb. konuya açıklık getirmek için ör­nek olarak sunulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü bölüm <em>Savaş Uygulamaları</em> (113-158) olarak adlandırılmakta ve Selçukluların savaş meydanlarında kullandıkları savaş uygulamalarından bahsedilip savaş sırası, öncesi ve sonrasında yapılan hazırlıklar ve çalışmalar hakkında bilgiler aktarılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşinci bölüm <em>Savaş Türleri</em> (159-214) olarak adlandırılmaktadır. Bu bölümde Türklerin kul­landıkları değişik savaş türlerinden bahsedilir. Savunma savaşları, meydan savaşları, kuşatma sa­vaşları, yıldırma/yıpratma ve ani saldırı başta olmak üzere Selçukluların uyguladığı savaş taktik­leri anlatılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Donanmanın Oluşumu, Yapılan Deniz Seferleri, Gemi Yapımı ve Tersaneler</em> (215-24) başlığı ki­tabın altıncı başlığını oluşturmaktadır. Bu başlık altında Türkiye Selçuklularının deniz faaliyetle­rine yer verilmiştir. Akdeniz’de kurulan ilk Türk donanmasın sahibi Çaka Beyin faaliyetleri, Süley­man Şah’ın boğazlarda üstünlük sağlamak için yapmış olduğu çalışmaları, Ebü&#8217;l-Kasım’ın tersane ve donanma kurma çalışmalarının Doğu Roma ve Büyük Selçukluların engellemesinden dolayı ba­şarısızlığa uğraması hakkında bilgiler verilmektedir. Bunun dışında Türkiye Selçuklularının Ana­dolu’da hâkimiyet sağlamak ve denizcilik faaliyetlerini ilerletmek için Trabzon’u kuşatmaları, Ana­dolu’daki deniz ticaret yollarına sahip olmak için kuzeyde Sinop, güneyde ise Antalya ve Alan­ya’nın fethini gerçekleştirmelerinden bahsedilmektedir. Fetihler sonucunda kurulan tersa­nelerde inşa edilen gemilerin ne tip bir yapıya sahip oldukları da bu başlık altında ele alınan konulardan birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sonuç</em> (247-248) kısmında yazar netice olarak Türkiye Selçuklularının, savaş sanatındaki be­cerileri sayesinde, o dönemin güçlü devletlerinin orduları karşısında zor şartlarda, geliştirdikleri basit savaş teknikleriyle büyük başarılar sağladıklarını ifade etmektedir. İslamiyet öncesi sahip oldukları savaş geleneğini bozmadan İslamiyet’in getirdiği yeni uygulamalarla bunları birleştir­meyi başardıklarını ve bu anlamda kendilerinden sonra üç kıtada at koşturacak büyük bir im­paratorluk kuran Osmanlılar için sağlam bir temel oluşturduklarını söylemektedir. Sonuç olarak her açıdan titizlikle ve emekle hazırlanmış olan <em>At Üstünde Selçuklular; Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş</em> kitabı dönemin olaylarını basit bir üslupla okuyucunun ilgisine sunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Adem YALÇIN (MA.) </strong><br />
<strong>ademyalcin73@mynet.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane"><p style="text-align: justify;">A. Yalçın, <em>At Üstünde Selçuklular: Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş.</em> Yazar: M. Kesik. <em>Libri</em> II (2016) 531-532. DOI: 10.20480/lbr.2016049</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/049" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/049</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm-Bizans İlişkileri (610 &#8211; 847)</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/048</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 19:07:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2495</guid>

					<description><![CDATA[C. AVCI, İslâm-Bizans İlişkileri (610 &#8211; 847). Ankara 2015. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 320 sayfa. ISBN: 9789751631527 İslâm-Bizans ilişkileri adlı çalışma, yazarı tarafından ilk baskısı 2003’de Klasik yayınları tarafından, ikin­ci baskısı Ekim 2015’te ise Türk Tarih Kurumu tarafından gerçekleştirilmiştir. Türk Tarih Kuru­mu tarafından 2015’te Ankara’da basılan bu eser Diplomatik ilişkiler (33-95), Dini ilişkiler (97-172) ve ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016048.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2505_lbr.2016048-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">İslâm-Bizans İlişkileri (610 &#8211; 847)</h2>
<h3>Casım AVCI</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789751631527<br />
<strong>Sayfa:</strong> 320<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2015<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> Ankara<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Türk Tarih Kurumu Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 525-529</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016048<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 10.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 25.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 31.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_adb1cdc831ef3f7f5d3da3eb95f99eba" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016048.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2017/01/lbr.2016048.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>C. AVCI, <em>İslâm-Bizans İlişkileri (610 &#8211; 847)</em>. Ankara 2015.<br />
Türk Tarih Kurumu Yayınları, 320 sayfa. ISBN: 9789751631527</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İslâm-Bizans ilişkileri adlı çalışma, yazarı tarafından ilk baskısı 2003’de Klasik yayınları tarafından, ikin­ci baskısı Ekim 2015’te ise Türk Tarih Kurumu tarafından gerçekleştirilmiştir. Türk Tarih Kuru­mu tarafından 2015’te Ankara’da basılan bu eser <em>Diplomatik ilişkiler </em>(33-95),<em> Dini ilişkiler </em>(97-172) ve<em> Bilim ve Sanat Alanındaki İlişkiler </em>(173-255) olmak üzere üç bölümden ve <em>İçindekiler</em> (V-VII), <em>Önsöz</em> (IX-XII), <em>Kısaltmalar</em> (XIII-XIV), <em>Giriş</em> (1-20), <em>Sonuç </em>(257-263), <em>Kaynakça</em> (265-295), <em>Dizin</em> (297-308) ve <em>Ekler</em> (310-320) olmak üzere sekiz kısımdan oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Giriş</em> (1-20) kısmı <em>Kaynaklar, Terminoloji </em>ve<em> İslâm Öncesi Arap-Bizans</em> <em>İlişkilerine Genel Bakış</em> baş­lıklarından oluşmaktadır. <em>Kaynaklar</em> (1-13) başlığında İslâm kaynakları, Bizans kaynakları, Er­me­ni kaynakları ve son olarak da Süryani kaynakları İslâm-Bizans ilişkilerine ışık tutacak şekilde sırasıyla incelenmektedir. <em>Terminoloji</em> (13-19) başlığında, Arap ve Bizans kaynaklarına bakıldığın­da her iki toplumun birbirlerini siyasi, dini, kültürel ve etnik açılardan tanımlamak için farklı an­lamları bulunan birçok terimi nasıl kullandıkları ele alınmaktadır. Ayrıca bu başlıkta Arap kaynak­larında Bizanslılar için kullanılan terimlerin ve Bizans kaynaklarında Araplar için kullanılan terim­lerin anlamları açıklanmaktadır. <em>İslâm öncesi Arap-Bizans ilişkilerime Genel Bakış</em> (20-32) başlı­ğın­da ise Arapların Romalılarla olan ilişkilerinin ne zaman başladığı, Araplar ile birlikte Perslerin (Sasaniler) arasında gelişen siyasi olaylar ve savaşlar, Arapların Bizanslılarla olan ittifakları ve Sa­sa­nilere karşı ortak savaşları anlatılmaktadır. Diğer taraftan yazar, Bizans ile müttefik Arap ka­bileleri ve devletçiklerinin siyasi, dini ve ekonomik nüfuz mücadelelerini ele alarak bu kısmı ta­mamlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Diplomatik İlişkiler</em> (33-95) olarak adlandırılan birinci bölüm beş başlıktan oluşmaktadır. Bun­lar <em>İslâm ve Bizans Diplomasilerinin Genel Özellikleri</em>, <em>Hz. Peygamber Dönemi (M. 610-632)</em>, <em>Hu­lefa-yi Raşidin Dönemi (M. 11-41/632-661)</em>, <em>Emeviler Dönemi (41-132/661-750)</em> ve <em>Abbasilerin İlk Dönemi (132-232/750-847)</em> olarak isimlendirilmektedir. <em>İslâm ve Bizans Diplomasilerinin Genel Özellikleri</em>nde (33-43), İslâm öncesi Bizans ve Araplarda diplomasinin nasıl yürüdüğü, elçilik faa­liyetleri, iktidar değişikliklerinde iki tarafın birbirlerine karşı oynadıkları rol, barış dönemlerinde ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda ortaya koydukları işbirliği gibi konular ele alınmaktadır. <em>Hz. Peygamber Dönemi [M. 610-632] </em>(44-53) başlığın da ise Hz. Peygamber’in İmparator Heraklius’a göndermiş olduğu İslâm’a davet mektubu ile bu mektubun içeriği ve İslâm-Bizans kaynaklarında nasıl geçtiği, Elçi olarak Dihye b. Halife’nin İmparator Heraklius tarafından nasıl karşılandığı anla­tıl­maktadır. Gassanilere gönderilen İslâm elçisinin öldürülmesi düşünüldüğünde, imparatora gönderilen elçinin maruz kaldığı muamele yazar tarafından ayrıca belirtilmektedir. <em>Hulefa-yi Ra­şidin Dönemi [M. 11-41/632-661]</em> (53-60) başlığında İslâmiyet’in Arap yarımadası dışına hızla ya­yılmaya başladığı bu dönemde Bizans’ın uzun yıllar Sasaniler’e karşı korumak için mücadele ver­diği toprakların Müslümanlar tarafından nasıl ele geçirildiği incelenmektedir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde İmparator Heraklius’a gönderilen İslâm’a davet mek­tup­larıyla birlikte Muaviye Dönemi’ndeki diplomatik faaliyetler ele alınmaktadır. <em>Emeviler Döne­mi [41-132/661-750]</em> (60-95) başlığında Müslümanlarla Bizanslılar arasında ilişkilerin en sıcak dönem olduğu vurgulanmaktadır. Yazar bu durumu nedenini Muaviye’nin halife olmasıyla açıkla­mak­tadır. Bununla birlikte bu dönemde yaz, kış ve deniz savaşları ile orduların sürekli karşı karşı­ya gelmesinin, sosyokültürel ilişkilerin, iki tarafın birbirine karşı stratejiler belirlemesinin ve yap­tıkları anlaşmaların kısa bir anlatımı verilmiştir. Yazar bu başlığı Emevilerdeki taht kavgasından faydalanarak İslâm topraklarına saldıran V. Konstantinos’un faaliyetlerine değinerek tamamla­maktadır. Bu bölümün son başlığı <em>Abbasilerin İlk Dönemi [132-232/750-847]</em> olarak isimlendiril­mektedir. Bu başlıkta hilafetin ilk yıllarında iç karışıklıklarla mücadele yapılması sebebiyle Bizans ile ilişkilerin pek olmadığı ancak II. Halife El-Mansur Dönemi’nde V. Konstantinos ile fidye anlaş­ması dolayısıyla başlayan devlet ilişkilerinin zamanla farklı alanlarda tesirini gösterdiği söylen­mek­tedir. Savaşlardan ve barış anlaşmalarından farklı olarak bu dönemde, fen bilimlerinden tıbba kadar birçok konuda Bizans kitaplarının tercüme edilmesine izin verilmesinin, devletlera­rası ilişkilerde yeni bir diplomasi alanını açmış olduğu belirtilmektedir. Bu başlığı yazar, Halife Vasık Billah Dönemi’ndeki bilimsel ve diplomatik faaliyetleri ele alarak ve bu dönemde gerçekleş­tirilen Bizans ile Abbasiler arasındaki en büyük esir değişimini konu edinerek tamamlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci bölüm, <em>Dini ilişkiler</em> (97-162) olarak adlandırılmakta ve <em>Dini Diyalog</em> ile <em>Bizans’ta İkonok­lazm Hareketi Ve İslâm’a Etkisi</em> isimli iki başlıktan oluşmaktadır. Dini diyalog başlığının birinci alt başlığı <em>Diyaloğun Başlangıcı </em>(97-103) olarak adlandırılmaktadır. Bu başlıkta diyaloğun nasıl başla­dığı, Müslüman Araplarla Bizanslıların birbirlerine bakış açıları, Araplar içerisindeki Hristiyan kabileler ve Arabistan yarımadasındaki varlıklar, Kur’an-ı Kerim’de Hıristiyanlık’tan bahsedilmesi ve Bizans-Sasani savaşlarında Müslümanların Bizans’ı desteklemeleri ayrıca Hz. Peygamberin İmparator Heraklius’a gönderdiği davet mektupları ile Müslümanlarla Bizans arasında diyaloğun geliştiği ifade edilmektedir. Bu alt başlık Hz. Peygamber’in Hristiyanlara karşı müsamahakâr tutumu ve onlara ibadet özgürlüğü tanıması belirtilerek diyalog kısmı tamamlanmış oluyor. İkinci alt başlık <em>Patrik Ioannes İle İslâm Ordusu Komutanı Arasındaki Tartışma</em> (103-105) olarak isimlen­di­rilmektedir. Mektuplar vasıtasıyla, İncil’in aslının bozulup bozulmadığına yönelik tartışılma aktarılmaktadır. Üçüncü alt başlık <em>Ömer bin Abdülaziz ile İmparator III. Leon Arasındaki Mektup­laşma </em>(106-120) olarak adlandırılmaktadır. Burada ele alınan tartışmada Halife’nin Hıristiyanlıkla ilgili soruları ve bu sorulara verilen cevaplar yer alıyor. Dördüncü alt başlık <em>Ioannes Damaskenos ve İslâmiyet</em> (120-128) ismini taşımaktadır. Burada Ortodoks kilisesi âlimi Ioannes Damaske­nos’un İslâm aleyhinde yazdığı ilk reddiye ve bu reddiye’ye Kur’an’dan ve hadislerden verdiği örnekler ile İslâm’a ve Müslümanlara karşı tenkitleri sıralamaktadır. Beşinci alt başlık <em>Harun Er-Reşid’in İmparator VI. Konstantinos‘a Mektubu</em> (128-132) olarak isimlendirilmektedir. Bu mek­tup­ta Hıristiyanlıktaki yanlış inançlar, Hz. Peygamber’in geleceğinin Kutsal kitaplarda geçmesi ve İslâm’a davet kısımları ile Bizans’ın İslâm’a davet edilmesi ve Halife’ye tabi olmalarının istenmesi anlatılmaktadır. Altıncı alt başlık <em>Theodoros Ebu Kura ve İslâmiyet</em> (132-140) adını taşımaktadır. Burada Hıristiyan Ortodoks İlahiyatçısı Theodoros Ebu Kurra’nın yazdığı Grekçe risalelerden 17 tanesinin İslâmiyet’i hedef aldığı ve Theodoros’un Halife Me’mun‘un huzurunda İslâm âlimleriyle yaptığı tartışmanın günümüze kadar ulaştığı söylenmektedir. Günlerce süren tartışmada halife­nin adil bir şekilde dinlediği ve tartışmanın genel olarak Hıristiyanlığın dini görüşlerini tenkit ve bu tenkitlere cevap olarak tamamlandığı ve herhangi bir sonuç alınamadığı anlatılmaktadır. Yedinci alt başlık <em>Theophanes ve İslâm</em> (140-142) olarak adlandırılmaktadır. Bu alt başlık altında Rahip ve Tarihçi olan Theophanes’in hem tarihçilere kaynaklık etmiş olması, hem de Müslüman­larla ilgili olayları kaydetmesi, Hz. Muhammed ve İslâmiyet hakkında görüşleri ele alınmaktadır. Sekizinci alt başlık <em>Cahiz’in er-Redd’ale’n-Nasara Adlı Risâlesi</em> (142-146) olarak isimlendirilmekte­dir. Bu risalede Cahiz’in Hıristiyan cahil halk üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması konusuyla Hıristiyanlık ve Yahudiliğe tenkitlerini sert ve keskin bir üslupla yaptığı ifade edilmek­tedir. <em>Dini İlişkiler</em> bölümünün ikinci başlığı ise <em>Bizans’ta İkonoklazm Hareketi ve İslâm Etkisi</em> (146-172) olarak isimlendirilmektedir. Bu başlık kendi içinde iki alt başlığa ayrılmaktadır. Bunlardan ilki <em>İkonoklazm Hareketinin Ortaya Çıkışı, Dini Ve Toplumsal Hayata Etkileri </em>(146-158) olarak adlan­dırıl­maktadır. Burada ikonoklazm hareketinin Hıristiyanlık içerisindeki bazı inanç ve ibadetlerin batıl olduğunun mücadelesini veren ikonoklazistlerin yaklaşık Bizans devleti bir asırdan fazla meşgul etmesinden bahsedilmektedir. Yazar, genel olarak Hıristiyanlıktaki kutsal tasvirleri (re­simleri) yücelten ve bunlara ibadet etmeyi hedef alan hareketin genişleyerek İmparator III. Leon’un yasaklamasıyla devlete olan ilk etkisini gösterdiğini belirtmektedir. Daha sonra İmpa­rotoriçe İrene’nin tasvir kültürünü canlandırmasıyla tartışmaların tekrar başladığı ve Ermeni İmparator V. Leon’un bu harekete tekrar cephe almasıyla tasvirin yasaklandığı ayrıca İmparoto­riçe Theodora Dönemi’nde bir kez daha canlanmamak üzere ikonoklasizm hareketinin nasıl sona erdiği ele alınmaktadır. İkonoklazm mücadelesinin nasıl başladığı, kilisenin bu harekete karşı tutumu ve Hıristiyan din âlimlerinin tasvirler aleyhindeki propagandasının zamanla geniş kitle­lere yayılması ve imparatorluğun bu harekete bakış açısı bu alt başlıkta ele alınan bir diğer konu­dur. <em>İkonoklazm Hareketinde İslâm Etkisi</em> (158-172) olarak adlandırılan ikinci alt başlıkta ise bu harekete kaynaklık eden dış faktörlere yer verilmektedir. Yazar bu harekete etki eden dış faktör­leri; İslâm etkisiyle birlikte Yahudiliği, Greko-Romen geleneğini, Pavlikian (Paulusçuluk) mezhe­bini ve İmparatorlukta yaşanan kilise-devlet arasındaki siyasi ve ekonomik güç mücadelesini neden olarak göstermektedir. Bu etkilerin nasıl olduğunu sebepleriyle anlatan yazar İslâm’ın etkisini özellikle Emeviler Dönemi’nde II. Yezid zamanında tasvir kırıcı emirnameden bahsederek gösterir ve İslâmiyet’in etkisi hakkında fikir verir. Bu kısmın sonlarında ise İkonoklazm hareketi­nin çok yönlü olduğu; İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlığın Bizans İkonoklazmi üzerine etkilerinin olduğu kabul edilse de yeni araştırmalarda bu harekette İslâm etkisine itibar edilmediği ifade edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bölüm <em>Bilim ve Sanat Alanında İlişkiler</em> (173-255) olarak adlandırılmaktadır. Bu bölüm <em>Bilim</em> (173-199) ve <em>Sanat</em> (199-255) başlıklarına ayrılmaktadır. İlk olarak <em>Bilim </em>(173-199) başlı­ğında yazar, İslâm-Bizans ilişkilerinde Yunan bilim ve felsefesinin İslâm dünyasına olan intikalini ele almıştır. Bizanslılarla Müslümanlar arasında bilim alanında gerçekleşen ilişkilerin zorluğundan bahseder. Klasik kültürün Ortaçağ’daki taşıyıcısı rolündeki Bizans’ın klasik bilimin Müslümanlara geçişinde ne kadar önemli bir rol oynadığı belirtilmiştir. Müslümanların fetih hareketleriyle çok cid­di öneme sahip olan ilim merkezlerinin hâkimiyetlerini ele geçirmeleri ve İslâm Dönemi’nde de bu faaliyetlere kesintisiz bir şekilde devam edilmesine imkân sağlanılması Müslümanların ilim ve bilim dalındaki kültürlerini oluşturmalarında büyük bir katkı sağlamıştır. Tercüme faaliyetle­rine devam edilip kütüphanelerdeki eserlerin muhafaza edilmesi, Halife Mansur ve Me’mun Dönemi’nde Bizans İmparatorluğundan bazı kitapların talep edilerek tercüme edilmesi, Bizans ve İslâm devleti arasında ilmi çalışmalarda âlimlere müsamahalar tanınması ve İslâm toplumuna birçok klasik eserlerin tercüme edilerek kazandırılması iki kültür arasındaki etkileşimi açıklayan öğe­ler olarak sıralanmaktadır. Ayrıca Halife Me’mun Dönemi’nde Matematikçi Leon’un Bağdat’a getirilmesi için imparatora mektup yazılması ve Halife Vasık Dönemi’nde Ashab-ı Kehf Mağara­sı’nda bilimsel araştırma yapmak üzere Harezmî’ye kolaylık sağlanılması İslâm-Bizans ilişkilerinde bilim ve ilim alanlarında karşılıklı ilişkilerin sağlandığını göstermektedir. <em>Sanat</em> (199-255) başlığı ise üç alt başlığa ayrılmaktadır: <em>Mimari</em>, <em>Musuki</em> ve <em>İslâm-Bizans İlişkilerinin Edebiyata Yansıması</em>. <em>Mimari </em>(199-218) alt başlığında Bizans medeniyetinin, Roma kültür mirası ve Hıristiyanlık inancı ile sahip olduğu topraklardaki yerli kültür unsurlarının birleşiminden meydana geldiği ve bunu gören Müslüman Arapların zamanla bu kültürlerin kendileri için aydınlatıcı bir unsur taşıdığını ve Bizanslıların Mimari becerilerine itibar ederek kendi mimarilerini geliştirdiklerini ifade edilmekte­dir. İslâmiyet’in ilk dönemlerinden itibaren IX. yüzyıla kadar Bizans mimarisinin İslâm mimarisini etkilediği, bu yüzyıldan sonra ise Bizans mimarisinin İslâm mimarisinden etkilenmeye başladığı söylenmektedir. Yazar bu durumu kaynaklardan verdiği anekdotlarla destekleyerek bu alt başlığı sonlandırmaktadır. <em>Musuki</em> (218-223) olarak isimlendirilen alt başlıkta, Musuki anlayışının İs­lâm’dan önce Araplarda var olan bir anlayış olduğu belirtilerek başlanmaktadır. Araplarda kendi­lerine özgü bir musuki anlayışı İslâm öncesi ve İslâm sonrası dönemlerde devam etmiş, İslâm coğ­rafyası daha geniş topraklara yayıldıkça Müslümanlar özellikle Bizans ve Sasani musukisinin etkisinde kalmıştır. Bizans ve Sasani saraylarındaki cariye ve şarkıcı kültürü zamanla Arap sarayla­rında da yerleşik bir kültür haline gelmiş, bazı müzik aletleri de kullanılmaya başlanmıştır. Araplarda şiirin ön plana çıkmasıyla söyledikleri şiirlerin ud, tanbur, mi’zef ve mizmar gibi çalgı aletleri eşliğinde söylenerek yeni bir kültürün oluştuğu ifade edilmektedir. Yazar, Arap musikisiy­le Bizans-Sasani müsikisini harmanlayıp yeni bir sentez gerçekleştiren iki müzisyenin adını da burada anar. Bunlar İbn Misceh ve İbn-i Muhriz’dir. Sonraki dönemlerde Kindi’nin de telif eserler vererek Arap musikisine önemli katkısının olduğu ayrıca belirtilmektedir. Bu başlığın son alt başlığı <em>İslâm-Bizans İlişkilerinde</em> <em>Edebiyata Yansıması </em>(223-255) olarak adlandırılmaktadır. Asırlar­ca Müslüman Araplarla Bizanslılar arasında, toplumlararası ilişkilerde savaş ve barışın iç içeliğini sergiler biçimde gerçekleşen askeri, diplomatik, ticari ve sosyo-kültürel ilişkiler, halk muhayyile­sinde geniş bir etki uyandırmış ve edebi ürünlere de yansımıştır. Hem İslâm dünyası hem de Bi­zans‘ta ortaya çıkan bu ürünlerde taraflardan her biri kendi kahramanlıklarını mübalağalı bir şekilde sunmaktadır. Bu eserlerde kendi dininin üstünlüğünü gösteren motifler, barış ve yardım­laşmanın yanı sıra bir kısım evlilikler ve aşklar da yaşanmaktadır. Başlangıçta İslâm-Bizans ilişkile­rinin bir yansıması şeklinde ortaya çıkan edebiyat ürünlerinin, <em>ahbar</em> veya <em>kıssa</em> anlatımı gelene­ğine uygun olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığı dikkate alındığında, bir müddet sonra her iki toplum mensupları arasında ilişkilerin şekillenmesinde etkili olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu alt başlık <em>Destan ve Hikâyeler: Emîre Zâtü’l-Himme Destanı, Ömer b. Numân Hikâyesi, Antere Kıs­sası, Digenis Akritas Destanı</em> ve <em>Şiirler</em> olarak iki yan başlığa ayrılmaktadır. İlk yan başlık olan <em>Des­tan ve Hikâyeler: Emîre Zâtü’l-Himme Destanı, Ömer b. Numân Hikâyesi, Antere Kıssası, Digenis Akritas Destanı</em>nda, Arap kahramanlık örneğinin en önemlilerinden olan Zat’ül- Himme destanını Emeviler ve Abbasiler dönemlerindeki Arap-Bizans savaşlarını menkıbe tarzında ele alır. Diğer bir hikâye ise Binbir Gece masallarının en uzun bölümünü ele alan Ömer b. Nu’man hikâyesidir. Destan ve hikâyeler ile ilgili ele alınan Arap kahramanlık hikâyelerinin en güzel örneklerinden biri kabul edilen Antere Kıssası, İslâm öncesinden başlamak üzere, Arap tarihinin beş asırdan fazla bir kısmını içine alan birçok devlet, toplum, şahıs ve farklı coğrafyalarla birlikte -doğal olarak- Bizans’a da yer vermiştir. Destan ve hikâyelere verilen en son örnek ise İslâm-Bizans ilişkilerinin Bizans edebiyatındaki yansımasının başlıca örneğini teşkil eden manzum şeklinde kaleme alınmış Digenis Akritas Destanı’dır. Görüldüğü gibi İslâm toplumunda veya Bizans’ta ortaya çıkan destan, masal ve hikâyelerden bir kısmı ya tamamen İslâm-Bizans ilişkilerini konu edinmekte ya da çerçeve konu farklı olmakla birlikte ikinci ve üçüncü çerçeve içinde iki toplum arasındaki ilişkilere yer verilmektedir. Ayrıca bu destan ve hikâyelerin ne zaman hangi dönemde kimler tarafından ele alındığı, hangi konu ile ön plana çıktığı incelenmektedir. Böylece dönemin ileri gelen devlet­leri, ünü çağları aşan şahsiyetleri, her iki toplumda hâkim olan örf, adet ve anlayışları, bazı kültür unsurları, tarafların birbirine bakışları gibi hususlarda dikkate değer ipuçları ile değerlendirilerek ele alınmıştır. <em>Şiirler</em> isimli ikinci yan başlıkta ise, gerek Araplarda ve gerekse Bizanslılarda şiirin vazgeçilmez bir etkisi olduğundan bahsedilmektedir. Araplarda İslâmiyet öncesinde ve sonrasın­da divanlar yazılmıştır. Diğer taraftan Bizanslılarda da zaferleri, dini ve toplumsal olayların şiirler ile kaleme alınması geleneği mevcuttu. Dolayısıyla her iki toplumdun şiirlerinde de genellikle geniş halk kitleleri üzerinde derin etkiler bırakan savaşların, gerginliklerin veya toplumsal olayla­rın ahvali dile getirilmekte olduğundan iki toplumun ilişkileri ele alınırken dikkat edilmesi gere­ken bir konu olduğu söylenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sonuç</em> (257-263) kısmında ise yazar Arap-Bizans ilişkilerinin İslâmiyet’in doğuşu ile önemli bir mahiyet değişikliğine uğradığını belirtmektedir. Üç farklı bölümde İslâm ve Bizanslılar arasında gerek devlet ve gerekse toplum düzeyinde gerçekleşen ilişkilerin siyasi, ekonomik, dini, sosyo-kül­türel, bilim ve sanat alanlarındaki ilişkileri incelendiğini belirtmektedir. Ayrıca kitabın iki top­lum arasında meydana gelen ilişkileri çok yönlü olarak ele aldığını vurgulanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak eser genel itibariyle adından da anlaşılacağı üzere İslâm-Bizans ilişkilerinin in­celendiği üç farklı bölümde, MS 610-847 yılları arasında Hz. Peygamber Dönemi, Hülafa-yi Ra­şid’in Dönemi, Emeviler Dönemi ve Abbasiler Dönemi içerisinde siyasi, dini, askeri, ekonomik, sosyo-kültürel ilişkileri incelemektedir. Bununla birlikte edebiyat, bilim ve sanat konuları tarihsel süreç açısından ele alarak ayrıntılı bir şekilde, kaynaklar kullanılarak okuyucunun ilgisine su­nulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Abdülaziz ÖZTÜRK (MA.) </strong><br />
<strong>abdulaziztr@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane"><p style="text-align: justify;">A. Öztürk, İslâm-Bizans İlişkileri (610 &#8211; 847). Yazar: C. Avcı, <em>Libri</em> II (2016) 525-529. DOI: 10.20480/lbr.2016048</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/048" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/048</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı Toplayıcılarından, Erken Kentsel Toplumlara</title>
		<link>http://www.libridergi.org/2016/047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2016 13:45:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtımlar-2016]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/?p=2480</guid>

					<description><![CDATA[B. S. DÜRING, Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı Toplayıcılarından, Erken Kentsel Toplumlara. İstanbul 2016. Koç Üniversitesi Yayınları, 392 sayfa (6 resim ve 60 şekil ile birlikte). Çev. A. Keskin. ISBN: 9786059389037 Rana Alpgöz’ün yayına hazırladığı, Blade S. Düring tarafından kaleme alınan ve de Koç Üniversi­tesi Yayınları aracılığıyla yayımlanan “Küçük Asya’nın Tarihöncesi; Karmaşık Avcı Toplayıcıların­dan, Erken ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2016/12/lbr.2016047.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/2448_lbr.2016047-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2 style="text-align: left;">Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı Toplayıcılarından, Erken Kentsel Toplumlara</h2>
<h3>Bleda S. DÜRİNG</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786059389037<br />
<strong>Sayfa:</strong> 392<br />
<strong>Baskı Yılı:</strong> 2016<br />
<strong>Baskı Yeri:</strong> İstanbul<br />
<strong>Yayınevi: </strong>Koç Üniversitesi Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: left;"><div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<strong><em>LIBRI</em> II (2016) 521-523</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2016047<br />
<strong>Geliş Tarihi</strong>: 03.12.2016 | <strong>Kabul Tarihi</strong>: 23.12.2016<br />
<strong>Elektronik Yayın Tarihi</strong>: 26.12.2016<br />
Telif Hakkı © Libri Kitap Tanıtımı, Eleştiri ve Çeviri Dergisi, 2016</p>
<p style="text-align: left;"><div class="divider_line"></div></div>
<p style="text-align: left;"><div class="one_third last"><div id="framed_box_72aa3eb4419beab7cf6e11ec75946575" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2016/12/lbr.2016047.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <strong>PDF indir</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2016/12/lbr.2016047.pdf" target="_blank"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <strong>PDF görüntüle</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Atıf Düzeni</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: left;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>B. S. DÜRING, <em>Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı Toplayıcılarından, Erken Kentsel Toplumlara.</em> İstanbul 2016. Koç Üniversitesi Yayınları, 392 sayfa (6 resim ve 60 şekil ile birlikte). Çev. A. Keskin. ISBN: 9786059389037</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rana Alpgöz’ün yayına hazırladığı, Blade S. Düring tarafından kaleme alınan ve de Koç Üniversi­tesi Yayınları aracılığıyla yayımlanan “<em>Küçük Asya’nın Tarihöncesi; Karmaşık Avcı Toplayıcıların­dan, Erken Kentsel Toplumlara”</em> başlıklı bu çalışma Küçük Asya’nın jeolojik ve coğrafi yapısına ışık tutmaktadır. Bu doğrultuda tanıtımı yapılan çalışma, Epipaleolitik/Mezolitik Dönem ile MÖ XX. yüzyıl arasında kalan dönemi son derece ayrıntılı, güncel, konunun önemli noktaları hakkındaki farklı düşünceleri ifade edebilen aktarımıyla, kendi alanında son derece önemli bir yere sahip olabilecek bir kitaptır. Özet itibarıyla bu kitapta, MÖ XX. binyıl ile II. binyıl arasındaki zaman diliminde, Küçük Asya’daki kültürel gelişim kapsamlı bir şekilde işlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar, 2010 yılı başlarında çalışmalarına başlamış ve çalışmasının birinci baskısını 2016 yılının Haziran ayında gerçekleştirmiştir. Eserin içeriğinde Küçük Asya’nın bölgesel olarak incelenmekte olduğu; şekiller, tablolar ve fotoğraflarla da bu incelemelerin desteklendiği görülmektedir. Kro­no­lojik bir biçimde, son derece yalın ve anlaşılır bir dille yazılmış olan kitap, oldukça uzun bir za­man dilimine ışık tutmaktadır. <em>Şekiller </em>(11), <em>Tablolar</em> (13) ve de <em>Teşekkür </em>(15) kısımlarının ardından gelen <em>Giriş</em> (11-21) bölümünde kitabın içeriğiyle ilgili bilgilendirme yapıldıktan sonra, 7 bölüm altında toplanan kitaba geçilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eser, <em>Küçük Asya Toprakları</em> (21-36), <em>Küçük Asya’da Arkeoloji</em> (37-45), <em>Epipaleolitik ve Mezoli­tik Dönemin Avcı Toplayıcıları (MÖ 20.000-6000) </em>(47-62), <em>Güney Platosunun İlk Çiftçileri</em> (63-137), <em>Neolitik Yayılımlar</em> (139-212), <em>Aradaki Binyıllar</em> (219-275) ve de <em>Elitler ve Avam</em> (277-317) baş­lıklı bölümlerden oluşmaktadır. Kitap, <em>Sonuçlar</em> (321), <em>Kaynakça</em> (325) ve <em>Dizin</em> (383) kısımlarıyla sonlan­maktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci bölüm <em>Küçük Asya Toprakları</em> (21-36) olarak isimlendirilmektedir. Burada beş alt başlık ve bir sonuç bölümü bulunmaktadır. Yazar genel olarak, Küçük Asya’nın coğrafi, jeolojik, filolojik ve kültürel ögelerinden bahsetmektedir. Bu doğrultuda Küçük Asya’nın yüzölçümü, yapısal düze­yi, dağları, sınırları, doğal kaynakları, iklimsel özellikleri (-ki burada “<em>Küçük Asya’nın büyük oranda coğrafi özellikleriyle şekillenen dört ana iklimsel/ekolojik bölgesi vardır</em>” şeklinde önemli bir söy­lem­de bulunulmaktadır), geçmiş ve günümüz ekolojisi arasındaki gelişim/değişimler ve veri top­lama metotları incelenmekte, söz konusu bölge detaylı bir şekilde açıklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci bölüm ise, <em>Küçük Asya’da Arkeoloji</em> (37-45) olarak isimlendirilmektedir. Burada, yedi alt başlık ve bir de sonuç kısmı yer almaktadır. Genel olarak üzerinde durulan konu bölüm içerisinde iki kısma ayrılmış durumdadır. İlk kısımdaki dört alt başlık altında genel olarak Küçük Asya’da ya­pılan arkeolojik çalışmalara, ikinci kısımdaki üç alt başlık altındaysa Mezolitik ve Neolitik dönem­lere yönelik araştırmaların nasıl ve kimler tarafından yapıldığına odaklanılmaktadır. Bu bağlam­da, Küçük Asya’daki arkeolojinin tarihi, pratik kökenleri ve mevcut gelişimi ele alınarak, kronolo­jik bir sırada incelenmektedir. Bölümün ikinci kısmındaysa, Mezolitik ve Neolitik kazıların başlan­gıç aşamaları aktarılmaktadır. Akabinde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ulus kültürü yaratmaya yö­nelik sürdürülen arkeolojik araştırmalar ve bu araştırmalardan sıyrılan Türkiye arkeolojisinin gelişim aşamaları anlatılmaktadır. Son olarak, 1960’larda Türk ve yabancı arkeologların kaynaş­masıyla devam eden ve günümüze ulaşan Türkiye arkeolojisi, ana hatlarıyla özetlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bölüm <em>Epipaleolitik ve Mezolitik Dönemin Avcı-Toplayıcıları (MÖ 20.000-6000) </em>(47-62) olarak isimlendirilmektedir. Burada altı alt başlık ve bir de sonuç kısmı yer almaktadır. Bu altı alt başlık kronolojik bir sırayla, Küçük Asya bünyesindeki bölgelerin söz konusu dönemdeki genel hatlarını kapsamaktadır. Genel anlamda bölümün ana konusunu, “<em>Küçük Asya’daki Epipleolitik ve Me­zolitik dönemlerin, birçok arkeoloğun da düşündüğü gibi, Levant Bölgesi’ndeki tarım sayesin­de kurulmuş bir koloni hareketiyle geliştiği düşüncesinden ziyade Küçük Asya’da Levant’tan ayrı gelişen bir kültür olduğu</em>” savı oluşturmaktadır. Akabinde, Antalya’da ele geçen buluntuların Zag­ros Dağları eteklerindeki buluntu gruplarıyla bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Son olarak, Neoli­tik ve Epipaleolitik/Mezolitik pratiklerinin anlaşılması için temasların nasıl ve ne şekilde araştırıl­ması gerektiğini ayrıntılı örneklendirmelerle açıklayan yazar, konuyu görsel iletişim sanatlarına getirmekte ve üçüncü bölümü obsidyen takas-ticareti yöntemleri üzerinden kültürel bağlantılar kurarak bitirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü bölüm MÖ 8500-6500 yılları arasını kapsamakta ve <em>Güney Platosu’nun İlk Çiftçileri </em>(63-137) olarak isimlendirilmektedir. Burada yazar, Yakındoğu Neolitiğinin Levant Bölgesi’ndeki “merkez bölgeler” anlayışından ziyade “çok merkezli” bir yapı içerisinde incelenmesinin gereklili­ğini aktarmaktadır. Bu sayede, bölgeler arasındaki Neolitik etkileşimlerin nasıl daha iyi anlaşılaca­ğını anlatmaktadır. Akabinde, Neolitikleşme tanımını kullanmaktadır ve Küçük Asya’daki Neolitikleşmenin bölgesel, maddesel ve kültürel etkileşimlerini alt başlıklar altında inceleyerek açıklamaktadır. Bu doğrultuda, önemli Neolitik höyüklerin bilgilerini içeren alt başlıklarla birlikte Orta Anadolu’nun güney kısmı içerisindeki önemli Neolitik bölgeleri tek tek işlemektedir. Bu incelemeleri yaparken de aklımıza gelebilecek her alandan (biyoloji, antropoloji, zooloji, coğraf­ya, sanat, sosyoloji vs.) faydalanarak, disiplinler arası çalışma etiğinden yararlanmaktadır. Bu çalışmaları da, yine kitabın bütününde yaptığı gibi, kronolojik bir sistemde devam ettirmektedir. Bö­lümün sonuç kısmında yer alan, “<em>bu bölgenin neolitiğinin muhtemelen demografik baskı ya da kaynak sıkıntısının bir sonucu değil, her şeyin üstünde toplumsal-ideolojik bir olgu olduğu yönün­deki bu sonuç, bütün olarak Yakındoğu Neolitiğini ve yüz yüze toplulukların ötesinde toplumların ilk nasıl şekillendiğini anlamamızda büyük önem taşır</em>” ibaresiyle bu bölümün bütün amacı tek bir cümlede açıklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Neolitik yaşam biçimlerinin benimsendiği Orta Anadolu’nun batı, kuzeybatı ve güneydo­ğusundaki bölgelerden ele geçen ve bu kritik döneme ait verilerin tartışıldığı beşinci bölüm <em>Neolitik Yayılımlar</em> (139-212) olarak isimlendirilmekte ve on beş alt başlığa ayrılmaktadır. Burada, Orta Anadolu içerisinde meydana gelen dönüşümlerin göz önüne alındığını ve önemli bir soru­nun cevabının arandığını görmekteyiz. Bu soru şöyle özetlenmektedir; “<em>Neolitiğin yayılmasının, çiftçilerin demografik genişlemesinin bir sonucu mu, yoksa yerel avcı-toplayıcı grupların bir dönüşümü olarak mı görülmesi gerektiği, ya da ikisinin bir kombinasyonu mu olduğu gibi gele­neksel sorulardan başka, Neolitik yaşam biçiminin genişlemesinin neden yaklaşık MÖ 6500 civa­rında olduğu sorusunu sormalıyız</em>?”. Yukarıdaki sorunun cevabının arandığı konunun ana mantı­ğını, kitabın genelinde olduğu gibi, bölgeleri kronolojik olarak, birbirleriyle karşılaştırılarak ve aralarındaki etkileşimi bulgularla destekleyerek açıklayan yazar, bu bölümde Orta Anadolu’nun bir önceki bölümde yürüttüğü mantıkla, disiplinler arası bir biçimde, çok merkezli bir yapı şeklin­deki araştırılması gerektiği düşüncesiyle ifade etmektedir. Son olarak yazar, Neolitik için önemli merkezlerin önemli dönemlerini kronolojik bir sıraya sokmaktadır ve yarattığı ara başlıkların içe­riğinde önceki bölümlere nazaran biraz daha teorik bir dil kullanarak ve kazı raporlarından istifade ederek, etkileşimleri açıklamaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın kronolojik sırasının bozulmadığı altıncı bölüm, <em>Aradaki Binyıllar</em> (219-275) olarak isimlendirilmektedir. Yazar burada, Küçük Asya’daki Khalkolitik Çağ’a ışık tutmayı amaçlamakta­dır. Bölüm yedi alt başlık altında incelenmektedir. Bölgesel ve kronolojik incelemelerin, geçmiş dö­nem araştırmacıları ve onların araştırma sonuçlarıyla desteklendiği bölümde, genel olarak Khalkolitik Çağ’ın tekrar değerlendirildiğini görülmektedir. Özellikle Orta Khalkolitiğin ihmal edil­miş bir zaman dilimi olarak nitelendirildiği kitapta, bu durumun Türk ve yabancı arkeologların neo-evrimci paradigmalarının sonucu olduğu belirtilmektedir. Khalkolitiğin Küçük Asya’da olaysız bir dönem olarak tanımlandığı çalışmasında yazar, son yıllarda araştırmaların artmasıyla Orta Khalkolitik ve Khalkolitik Çağ’ın daha iyi anlaşılabileceğini ileri sürmektedir. Sonuç olarak, önü­müzdeki çalışmalar sonucunda, bu konu hakkında daha detaylı bilgilere ulaşılacağı ve konunun yeniden tartışılacağı düşüncesiyle, altıncı bölüm sonlandırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yedinci bölüm, <em>Elitler ve Avam</em> (277-319) olarak adlandırılmaktadır. Yazar burada, Erken Tunç Çağı arkeolojisinin, buluntu ve veri bolluğuyla Khalkolitik’ten çok farklı olduğunu belirtmektedir. Bu bölümde yer alan altı alt başlıkta yazar, Erken Tunç Çağı’nı Küçük Asya’da üç evreye ayırarak incelemektedir. Bu incelemeyi diğer bölümlerde yaptığı gibi, kronolojik ve bölgelerin farklı farklı, birbirleri arasındaki siyasi, kültürel, filolojik vb. etkileşimlerini inceleyerek kaleme almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sonuçlar</em> (321-324) kısmında ise yazar, “<em>bu kitabın içindekilerden çıkarılabilecek başlıca soru­lar nelerdir?</em>” sorusunu okuyucularına yöneltmekte ve araştırdığı dönemlerin sınırlarını kültürel farklılıklarla ifade etmektedir. Akabinde kitabın içerisindeki bölümleri ayrı ayrı paragraflar şeklin­de özetlemektedir. Son olarak, giderek artan tarihöncesi araştırmalarının, geçmişte yapılmış düzensiz tarihöncesi araştırmalarına nazaran, daha derli toplu sonuçlar doğurabileceğini aktar­mak­tadır. Bu aktarımını da, “<em>kitabın on yıl içinde eskimiş olabileceği olasılığı beni endişelendirmi­yor</em>” diyerek savunmakta ve bu ibaresiyle kitabını sonlandırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="one_half"><p style="text-align: left;"><strong>Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü, Akdeniz Eskiçağ Araştırmaları Anabilim Dalı, Antalya.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Tolga KARAHAN (MA.) </strong><br />
<strong>tolgakarahan34@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: justify;"><div class="divider_padding"></div>
<p style="text-align: justify;"><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Atıf Düzeni</a></li><li><a href="#">Direkt Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane"><p style="text-align: justify;">T. Karahan, <em>Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı Toplayıcılarından, Erken Kentsel Toplum­lara.</em> Yazar: B. S. Düring, Çeviren: A. Keskin. <em>Libri</em> II (2016) 521-523. DOI: 10.20480/lbr.2016047</p>
<p style="text-align: justify;"></div><div class="pane"><p style="text-align: justify;">Kalıcı bağlantı adresi: <a href="http://www.libridergi.org/2016/047" target="_blank">http://www.libridergi.org/2016/047</a></p>
<p style="text-align: justify;"></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
