<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aykan A. | LIBRI</title>
	<atom:link href="http://www.libridergi.org/en/author/phaselis_journal/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.libridergi.org/en</link>
	<description>Epigrafi, Çeviri ve Eleştiri Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Nov 2019 07:45:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Roma Takvimi: “Fasti” ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Takvimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0184-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 13:45:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0184</guid>

					<description><![CDATA[A. COŞKUN-ABUAGLA, Roma Takvimi: “Fasti” ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Takvimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller. İstanbul 2017. Kabalcı Yayıncılık, 373 sayfa. ISBN: 9786059872515 Zaman algısının ölçülmesi ve belirli bölümlere ayrılarak döngüsel hale getiril­mesi için tarih boyunca birçok değişik yöntem geliştirilmiştir. Gözlemlenen gök cisimlerinin hareketlerine, iklimsel değişimlere veya tohum ekimi ya da hasat zamanı ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/11/lbr.201910.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4204_lbr.201910-175.jpg" /></a></div>
<div class="three_fourth last"><h2>Roma Takvimi: “Fasti” ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Takvimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller</h2>
<h3>Asuman COŞKUN-ABUAGLA</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786059872515<br />
<strong>Page:</strong> 373<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2017<br />
<strong>Location:</strong> İstanbul<br />
<strong>Publisher: </strong>Kabalcı Yayıncılık</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 47-52</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 07.01.2019 | <strong>Acceptance Date</strong>: 15.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_bf9f832f034f4408b12fbdf7788e556a" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201908.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201908.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>A. COŞKUN-ABUAGLA, <em>Roma Takvimi: “Fasti” ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Takvimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller.</em> İstanbul 2017. Kabalcı Yayıncılık, 373 sayfa. </strong><strong>ISBN: 9786059872515</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Zaman algısının ölçülmesi ve belirli bölümlere ayrılarak döngüsel hale getiril­mesi için tarih boyunca birçok değişik yöntem geliştirilmiştir. Gözlemlenen gök cisimlerinin hareketlerine, iklimsel değişimlere veya tohum ekimi ya da hasat zamanı gibi olayların oluş sırasına göre günler ve aylardan meydana gelen takvimler ortaya çıkmıştır. Bir arada yaşayan her insan topluluğu za­manı ölçmenin yanı sıra toplumsal yaşamlarında meydana gelen önemli olay­lara ya da inandıkları değerlere ilişkin unsurları anımsamak için de bu periyo­dik takvimleri kullanmıştır. Nitekim bu zamanların düzenli bir şekilde anım­sanabilir olması, zaman algısının belirli ve ölçülebilir bölümlere ayrılması ve bu bölümlerin döngüsel tekrarıyla mümkün hale gelmiştir. Toplumsal an­lamda ortak bir değer ve anlam içeren bu zamanlar, tarihsel süreç içerisinde ulusal belleği oluşturarak, insanları bir arada tutan değerlerin ortaya çıkma­sını sağlamıştır. Günümüzde de kutlanan bayramlar ve özel günler bu bağ­lamda ortaya çıkan değerler olarak kabul edilebilir; her ulus benimsediği tak­vimde toplumsal olarak bir anlam ifade eden özel zamanları anımsamaya veya kutlamaya devam etmektedir. Roma’nın ilk kralı Romulus tarafından meydana getirildiği söylenen Roma Takvimi de Roma ulusu için özel önemi olan zamanların kayıtlandığı takvimlerden biriydi. Tanıtımı yapılan bu eserde, Roma Takvimi ve bu takvimin ilk altı ayında kutlanan önemli festivaller ve özel günler üzerine ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Roma Takvimi “Fasti” ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Takvimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller</em> adlı bu çalışma, Kabalcı Yayıncılık tarafından 2017 yılında İstanbul’da basılmıştır. Eser; <em>İçindekiler </em>(sayfa numarası verilme­miştir), <em>Fasti Üzerine</em> (9-10), <em>Antik Roma Takvimi</em> (11-19), <em>Tablo I &#8211; İlk Altı Ayın Günü Belirli Festivalleri (Feriae Stativae)</em> (19- 21) ve <em>Tablo II &#8211; İlk Altı Ayın Günü Belirsiz Festivalleri (Feriae Conceptivae)</em> (22) kısımları ile başlatılmıştır. <em>İlk Altı Ayın Günü Belirli Festivalleri (Feriae Stativae)</em> (23-266) ve <em>İlk Altı Ayın Günü Belirsiz Festivalleri (Feriae Conceptivae)</em> (267-278) bölümleriyle devam eden eser, <em>Kaynakça</em> (279-290), <em>Dipnotlar</em> (291-372) ve <em>Dipnotlarda Geçen Kısaltmalar</em> (373) kısımları ile tamamlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Fasti Üzerine</em> (9-10) başlıklı kısımda, Romalı şair Publius Ovidius Naso’nun (MÖ 43-MS 17), Roma takviminde yer alan festivaller hakkında kaleme aldığı <em>Fasti</em> isimli eserinden bahsedilmektedir. <em>Antik Roma Takvimi</em> (11-19) başlıklı kısımda ise Roma’nın kurucusu ve ilk kralı Romulus tarafından oluşturulan ve 10 aydan meydana gelen ilk Roma takviminin zaman içerisinde gelişim ve değişim süreci anlatılmakta, Romalıların zaman algısı üzerinde durulmakta­dır. İki ayrı kısım halinde sunulan tablolarda (19-22), <em>İlk Altı Ayın Günü Belirli Festivalleri (Feriae Stativae)</em> ve <em>İlk Altı Ayın Günü Belirsiz Festivalleri</em>’ne<em> (Fe­riae Conceptivae)</em> ilişkin özet bilgilerin yer aldığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İlk Altı Ayın Günü Belirli Festivalleri (Feriae Stativae)</em> (23-266) isimli birinci bölüm, 51 alt bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde ilk olarak 1 Ocakta kutlanan <em>Ianuarius (Yeni Yıl) Festivali</em>’ne (25-37) yer verilmiştir. Bu alt bölümde Ianus olarak adlandırılan tanrının söylencelere konu olmuş öyküsü, öne ve arkaya bakan yüzüyle geçmişi ve geleceği bilme gücü, Ianus Tapınağı’nın kapısının savaş zamanı açık, barış zamanında ise kapalı olmasının nedenleri antik kay­naklardan yapılan alıntılar ve özellikle Ovidius’un <em>Fasti</em> isimli eserinden yapı­lan tercüme metinlerden yararlanmak suretiyle anlatılmaktadır. Alt bölümde söz konusu festival gününe ilişkin kutlama ritüeline de yer verilmiştir; 1 Ocakta <em>consul’</em>lerin ve <em>Senatus</em> üyelerinin halkla birlikte Capitolium Tepesi’ne gittikleri, Ianus’a, buğday çöreği <em>libum ceriale</em> ve tuzlu yiyeceklerin <em>mola salsa</em> yanı sıra, yeni yılın bereketli geçmesi için hurma, kuru incir, bal sunduk­ları, birbirlerine ise <em>strenae</em> olarak isimlendirilen küçük hediyeler verdikleri aktarılmaktadır. <em>I. Agnolia Festivali</em> (37-42) başlıklı alt bölümde festivalin 9 Ocak’ta tanrı Ianus onuruna kutlandığı, <em>Carmentalia Festivali</em> (42-47) başlıklı alt bölümde festivalin <em>nympha</em>’lardan biri olan Camenae onuruna 11 Ocak ve 15 Ocak’ta kutlandığı anlatılmaktadır. 16 Ocak’ta kutlanan <em>Concordia Festi­vali</em>’nin anlatıldığı alt bölümde (47-49), Roma Cumhuriyet Dönemi’nde (MÖ 509 – MÖ 27) soylular ve halk arasında uyumu sağladığına inanılan tanrıça Concordia onuruna kutlanan festivalin, iki toplumsal grup arasındaki gerilimi yatıştırmak amacıyla zaman içerisinde ne şekilde değerlendirildiğine ilişkin bilgiler sunulmaktadır. Bölümde; Phrygialı tanrıça <em>Cybele</em>’ye komşu olduğu söylenen tanrıça <em>Iuno</em> onuruna 1 Şubat’ta kutlanan <em>Iuno Sospita Festivali</em> (49-50) ve 13 Şubat’ta, Etrüsk şehri Veii ile yapılan savaşa Romalıları temsilen tek başına katılan Fabii ailesinin anıldığı <em>Fabii Anma Günü</em> (50-51) anlatılmakta­dır. Bölümde, 13 Şubat’ta tanrı Faunus onuruna kutlanan <em>Faunus Festivali</em> (52-53), vefat etmiş aile üyeleri anısına 13-21 Şubat arası kutlanan <em>Parentalia Festivali ve Feralia Günü</em>’ne (53-57) ilişkin bilgilere yer verilmiştir. 15 Şubat <em>Lupercalia Festivali</em>’nin (57-70) anlatıldığı alt bölümde, dişi kurt <em>lupa</em> ismin­den türetilen Luperci rahipliğinin, <em>Romulus</em> ile özdeşleştirilen <em>Quinctiales </em>ai­lesi ve <em>Remus</em> ile özdeşleştirilen <em>Fabii</em> ailesi tarafından kurulduğuna değinil­miş, Roma’nın kuruluş efsanesinde yer alan <em>Romulus</em> ve <em>Remus</em>’u besleyen dişi kurt söylencesi uyarınca festival kutlamalarının dişi kurda adanan bir ma­ğarada başladığı aktarılmıştır. Alt bölümde ayrıca <em>Livius</em>, <em>Plutarkhos</em> ve <em>Ovi­dius</em>’un festivalin kökeni ve ritüeline ilişkin kaleme aldıkları hususlara da yer verilmiştir. Kökeni Sabinlere dayanan savaş tanrısı Quirinus onuruna 17 Şu­bat’ta kutlanan <em>Quirinalia Festivali</em> (71-74), aile sevgisini pekiştirmek adına 22 Şubat’ta kutlanan <em>Caristia Günü</em> (74-76), sınır taşlarında cisimleştiğine ina­nılan tanrı Terminus onuruna 23 Şubat’ta kutlanan <em>Terminalia Festivali </em>(76 -78), Roma’nın son kralı Tarquinus Superbus’un Roma’dan kovulması adına 24 Şubat’ta kutlanan <em>Refugium Günü</em> (78-90) ve eski yılın bitip yeni yılın geli­şini 27 Şubat’ta kutlamak için düzenlenen <em>Equirra Festivali</em>’nin (91) anlatıldığı alt bölümlerle Şubat ayının tamamlandığı görülmektedir. 1 Mart’ta kutlanan <em>Mars Festivali ve Matronalia Festivali</em>’nin anlatıldığı alt başlıkta (92-110), Ro­mulus tarafından düzenlenen takvimin ilk ayının tanrı Mars’a adandığı akta­rılmaktadır. Alt bölümde, Cato’nun <em>de Agricultura</em> isimli eserinde tanrı Mars’a erken dönemlerde ekinleri büyüten ve sürülerin sağlıklı olmasını sağ­layan bir tanrı olarak tapıldığının ifade edildiği, savaşçı &#8211; çiftçi kabilelerden oluşan Roma’nın ilk sakinlerinin de bu iki yönlü tanrıyı onurlandırdıkları be­lirtilmektedir. Ayrıca aynı tarihte (1 Mart) Romalılar ile Sabinler arasındaki savaşın sona ermesini ve her iki soyun aynı çatı altında toplanmasını sağlayan evli kadınlar onuruna kutlanan <em>Matronalia Festivali</em>’ne ilişkin olarak antik kaynaklarda yer alan değişik söylenceler aktarılmıştır. Alt bölümü, Mart ayında kutlanan diğer festivaller olan; 14 Mart’ta tanrı Mars onuruna kutla­nan <em>II. Equirra Festivali</em> (110-111), 15 Mart’ta kutlanan tanrıça Anna Perenna onuruna kutlanan <em>Anna Perenna Festivali</em> (111-132) ve 23 Mart’ta savaşta çalınan <em>tubae</em>’lerin arındırılması onuruna kutlanan <em>I. Tubilustria Festivali</em>’ne (133-136) ilişkin bilgilerin sunulduğu diğer alt bölümler izlemektedir. 1 Ni­san’da kutlanan <em>Veneralia Festivali</em>’nin anlatıldığı alt bölümde (137-142) ise, Romulus tarafından düzenlenen takvimde ilk ayın Mars’a, ikinci ayın ise Roma soyunun kurucusu Aeneas’ın annesi tanrıça Venüs’e adandığı anlatıl­makta, festivalin Fortuna Virilis Tapınağı’nda kutlanma ritüeline değinilmek­tedir. Alt bölümü takiben Magna Mater’in Phrygia’dan Roma’ya getirilmesi onuruna 4-10 Nisan arası kutlanan <em>Megalesia Festivali</em> (143 -160), talih tan­rıçası Fortuna onuruna 5 Nisan’da kutlanan <em>I. Fortuna Publica Festivali</em> (160- 161), toprağın ve buğdayın tanrıçası Ceres onuruna 12 – 19 Nisan arası kut­lanan <em>Cerialia Festivali</em> (161-180), tanrı Iupiter onuruna 13 Nisan’da kutlanan <em>Iupiter Victor ve Iupiter Libertas Festivali </em>(180-181), tanrıça Tellus onuruna 15 Nisanda kutlanan <em>Fordicidia Festivali</em> (181-183), çobanların tanrıçası Pales onuruna 21 Nisan’da kutlanan <em>Parilia/Palilia Festivali</em> (183-187), Iupiter ve Venus onuruna 23 Nisan’da kutlanan <em>Vinalia Festivali</em> (187-190) anlatılmak­tadır. 25 Nisan’da kutlanan <em>Robigalia Festivali</em>’nin anlatıldığı alt bölümde (190- 193), uygun şekilde onurlandırılmadığında yetişen ekinler üzerine küf salan tanrısal bir güç olan Robigo onuruna kutlanan festival ve kutlama ritüeli aktarılmaktadır. Mayıs ayında ise; çiçeklerin tanrıçası Flora onuruna 28 Ni­san-3 Mayıs arasında kutlanan Floria Festivali (193- 198), 1 Mayıs’ta kutlanan <em>I. Bona Dea ve Laralia Festivali</em> (198-207), vefat eden kişilerin ruhlarını yatış­tırmak için 9, 11, 13 Mayıs tarihlerinde kutlanan <em>Lemuria Günleri </em>(207-214), 14 Mayıs’ta kutlanan <em>Argei Günleri</em> (2015-218) anlatılmaktadır. 15 Mayıs’ta kutlanan <em>Mercurius Festivali</em>’nin anlatıldığı alt bölümde (218-220), Antik Yu­nan’da Hermes ismiyle bilinen tanrının Roma’da Mercurius olarak onurlan­dırıldığı, hırsızların, tüccarların, habercilerin, akıcı ve düzgün konuşmanın tanrısı olan Mercurius’a atfen Roma’da Circus Maximus’ta bir tapınak inşa edildiği, Mercurius festivalinde bu tapınağa gelen tüccarların geçmiş zaman­larda söyledikleri yalanlar için tanrıdan af diledikleri aktarılmaktadır. Bu alt bölümü takiben; 21 Mayısta kutlanan <em>II. Agonalia Festivali</em> (221), Antik Yu­nan’da ateşin ve demircilerin tanrısı Hephaistos’un Roma’daki karşılığı Vul­canus onuruna kutlanan <em>II. Tubilustria Festivali</em> (221- 224), 25 Mayısta kutla­nan <em>II. Fortuna Publica Festivali</em>’nin (224) anlatıldığı alt bölümlerle Mayıs ayında kutlanan festivallerin tamamlandığı görülmektedir. Haziran ayına iliş­kin olarak sırasıyla; 1 Haziran’da Tanrıça Iuno onuruna kutlanan <em>Iuno Moneta Festivali</em> <em>ve Mars Festivali</em> (224-226), MÖ 296 yılında Etrüsk ve Samnit birleşik güçlerinin mağlup edilmesi adına 3 Haziran’da kutlanan <em>Bellona Festivali</em> (226-228) anlatılmaktadır. Alt bölümü takiben, Hercules onuruna 4 Hazi­randa kutlanan <em>Hercules Festivali</em> (228-234), balıkçıların bol kazanç elde et­mesi için 7 Haziran’da kutlanan <em>Picatoria Festivali</em> (234-235), MÖ 217 yılında meydana gelen Kartaca yenilgisi üzerine 8 Haziran gününün tanrı Mens’e adanması adına kutlanan <em>Mens Festivali</em>’nin (235-237) anlatıldığı alt bölüm­ler yer almaktadır. Ayrıca, 9 Haziran’da kutlanan <em>Vestalia Festivali</em>’nin anla­tıldığı alt bölümde (237-257), sonsuz ateşin bekçisi olan tanrıça Vesta’nın Ro­manın en eski tanrıçalarından biri olduğu, Palatium Tepesi’nde bulunan tapı­nağında birçok kutsal emanetin muhafaza edildiği, bu emanetler arasında Orestes’in külleri, Priamos’un kraliyet asası, Kybele’yi simgeleyen kara taş <em>acus</em>’un bulunduğunun söylendiği aktarılmaktadır. Bu alt bölümden sonra, tanrıça Minerva adına 13 Haziran’da kutlanan <em>II. Quinquatrus Festivali</em> (257-263), yine aynı tanrıça adına 19 Haziran’da kutlanan <em>Minerva Festivali</em> (263), Iupiter’in görünümlerinden biri olup yıldırımlarını gece kullanan tanrı Sum­manus onuruna 20 Haziranda kutlanan <em>Summanus Festivali</em> (264), şans tan­rıçası Fortuna onuruna 24 Haziranda kutlanan <em>Fors Fortuna Festivali</em> (265-266) ve tanrı Iupiter adına 27 Haziran’da kutlanan <em>Iuper Stator Festivali</em>’nin (266) anlatıldığı alt bölümlerle birinci bölüm sonlandırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İlk Altı Ayın Günü Belirsiz Festivalleri (Feriae Conceptivae)</em> (267-278) isimli ikinci bölüm, 6 ayrı alt bölüme ayrılmıştır. Bölüm, 17 Aralık-5 Ocak arasında kutlanan <em>Compitalia Festivali</em> (269-271) ile başlamaktadır. Bu alt bölümde, kavşakları koruyan Larlar <em>Lares compitales</em> onuruna düzenlenen festivalin hangi gün kutlanacağına kent yöneticisi <em>praetor urbanis</em> ya da rahipler tara­fından karar verildiğine, Compitalia gününde Larlar için yapılmış küçük tapı­naklarda ballı çörekler sunulduğuna değinilmektedir. Bu alt bölümden sonra, ekilen tohumlar adına 24- 26 Ocak arasında kutlanan <em>Sementivae/Paganalia Festivali</em>’nin (271-274) anlatıldığı alt bölüm yer almaktadır. Fırın tanrıçası For­nax onuruna 5-17 Şubat arası kutlanan <em>Fornacalia Festivali</em> (275-276) anlatıl­dığı alt bölümde ise, fırın tanrıçası Fornax için kutlanan bu festivalin ne za­man ve nerede yapılacağına ilişkin bildirimin <em>tabella</em>’lar aracılığı ile Roma fo­rum’unda yapıldığı belirtilmektedir. Bölüm, kentin arındırılması adına Şubat ayı içinde kutlanan <em>Amburbium/Amburbale</em> <em>Festivali</em> (276-277), tarlalardaki ürünlerin arındırılması onuruna Mayıs içinde kutlanan <em>Ambarvalia Festivali</em> (277) ve son olarak Mayıs-Haziran ayları içerisinde kutlanan <em>Latin Festi­vali</em>’nin (278) anlatılması ile sona ermektedir. Bu son alt bölümde, <em>Lex Licinia Sextia</em> olarak adlandırılan yasaların kabul edilmesi onuruna kutlanan festiva­lin hangi gün yapılacağına <em>consul</em>’lerin karar verdiği, Romalılar ve Latinleri bir araya getiren kutlamada halkın başında çiçekli taçlarla Alba Dağı’nda yapılan törene katıldığı aktarılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaynakça </em>kısmında (279-290), yazar tarafından eserde değerlendirilen antik ve modern kaynakların belirtildiği, <em>Dipnotlar</em> kısmında ise (291-372), eserde yer alan metinlere ilişkin ayrıntılı bilgi ve çevirilere yer verildiği, <em>Dip­notlarda Geçen Kısaltmalar</em> kısmı ile (373) eserin tamamlandığı anlaşılmak­tadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Roma Takvimi /Fasti ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Takvimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller</em> adlı bu çalışmada, Roma ulusunun ortak değer­lerini oluşturan festivallerin kutlanmasına ilişkin antik metinler temelinde ay­rıntılı bilgiler sunulmuştur. Festivallerde onurlandırılan tanrı ve tanrıçalar, ta­pınaklarda yerine getirilen ritüeller, Roma ulusunun inanç sisteminin yanı sıra düşünce sistemi hakkında da okuyucuya fikir vermektedir. Nitekim bir ulusun toplumsal tepkileri olarak da tanımlanabilecek ortak sevinç ve korku­ları ifade eden bu özel günlerin ardında yatan tarihsel gerçekler ya da söy­lenceler, ulusun tarihi kadar düşünce ve değerler dünyasını da yansıtmakta­dır. Bu bağlamda eserin, Roma tarihi üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir alanı aydınlattığı düşünülmektedir.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>B. Deniz ATİLLA (PhD.)</strong><br />
<strong>denizatilla@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">B. D. Atilla, <em>Roma Takvimi: “Fasti” ve Antik Kaynaklar Işığında Roma Tak­vimine göre İlk Altı Ayda Kutlanan Festivaller. </em>Yazar: A. Coşkun-Abuagla, <em>Libri</em> V (2019) 47-52.</p>
<p>.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0184" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0184</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Knidos: Denizlerin Buluştuğu Kent</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 13:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0183</guid>

					<description><![CDATA[E. M. DOKSANALTI, İ. KARAOĞLAN – D. O. TOZLUCA, Knidos: Denizlerin Buluştuğu Kent. Ankara 2018. Bilgin Kültür Sanat Yayınları, 123 sayfa (147 resim ile birlikte). ISBN: 9786059636421 Burada ele alınan çalışma, Knidos antik kentiyle ilgili yayımlanmış -şu an için- en güncel rehber kitaptır. Kitapta Knidos Antik Kenti (5) ana başlığı altında kentin konumu, tarihsel süreci, ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201908.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4111_lbr.201908-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>Knidos: Denizlerin Buluştuğu Kent</h2>
<h3>Ertekin M. DOKSANALTI, İbrahim KARAOĞLAN – Derviş Ozan TOZLUCA</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786059636421<br />
<strong>Page:</strong> 123<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2018<br />
<strong>Location:</strong> Ankara<br />
<strong>Publisher: </strong>Bilgin Kültür Sanat Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 43-45</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 06.01.2019 | <strong>Acceptance Date</strong>: 13.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_d4ea5cbcce53955365893a8a104e4ad3" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201907.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201907.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>E. M. DOKSANALTI, İ. KARAOĞLAN – D. O. TOZLUCA, <em>Knidos: Denizlerin Buluştuğu Kent. </em>Ankara 2018. Bilgin Kültür Sanat Yayınları, 123 sayfa (147 resim ile birlikte). ISBN: 9786059636421</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Burada ele alınan çalışma, Knidos antik kentiyle ilgili yayımlanmış -şu an için- en güncel rehber kitaptır. Kitapta <em>Knidos Antik Kenti</em> (5) ana başlığı altında kentin konumu, tarihsel süreci, araştırma tarihçesi, mekânları, yapıları, gün­cel araştırmaları ve çeşitli buluntuları alt başlıklar açılarak incelenmiştir. Ha­rita, çizim, fotoğraf, üç boyutlu rekonstrüksiyon vb. renkli görseller de <em>resim</em> adı altında, ilgili bölümlerde verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İçindekiler</em> bölümü hazırlanmamış olduğundan kitaptaki başlıkları sırasıyla vermek, çalışmanın içeriğini anlamak açısından yararlı olacaktır. Ana başlık altında metin bölümünü oluşturan diğer başlıklar: <em>Konum </em>(5-21),<em> Knidos’un Araştırma Tarihçesi </em>(22-26),<em> Dionysos Terası ve Stoa Yapısı </em>(27-28),<em> Dionysos Tapınağı/C Kilisesi </em>(28-29),<em> Stoa</em> (30),<em> Mermer Oda/Heroon </em>(31),<em> Liman Cad­desi </em>(32-33),<em> Liman Caddesi’nin Doğusu’ndaki Mekânlar </em>(34-37),<em> Liman Cad­desi Blokları Üzerine Kazınmış Oyunlar </em>(38-40),<em> D Kilisesi </em>(41-43),<em> E Kilisesi </em>(44-45), <em>Batı Limanı Şapel Kompleksi </em>(46-48), <em>Pembe Tapınak (Dor Tapınağı) </em>(49-50), <em>Apollon Karneios Kutsal Alanı </em>(51-57), <em>Yuvarlak Tapınak </em>(58-63), <em>Kni­dos Aphroditesi </em>(64-65), <em>Korinth Tapınağı Terası ve Dorik Portiko </em>(66-68), <em>Gü­neş Saati </em>(69-70), <em>Knidos Labirenti </em>(71-73), <em>B Kilisesi </em>(74-76), <em>İkiz Tonoz­lar/Kutsal Kaynak </em>(76-77), <em>Küçük Tiyatro </em>(78-82), <em>Newton’un Barakası </em>(83-84), <em>Demeter Kutsal Alanı </em>(85), <em>Kap Krio </em>(86), <em>Kap Krio Lykaithion Anıt Mezarı </em>(87-90), <em>Sur ve Liman Duvarları </em>(92-94), <em>Knidos Sualtı Araştırmaları </em>(95-97), <em>Knidos II. Teras Tholos Yapı </em>(98-99), <em>Knidos Aslanlı Mezar </em>(100-107), <em>Odeion </em>(107-108), <em>Knidos Deveboynu Feneri </em>(109-110) biçimindedir. Dipnot kullanıl­mayan kitapta <em>Kaynakça </em>(111-114) verilmiştir. Daha sonra ise Knidos’tan altı adet fotoğraf &#8211;<em>resim</em> adı altında verilen görsellerin dışında tutularak- payla­şılmış (115-120) ve kent planıyla (122-123) kitap sonlandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başlıklar arasında kent tarihiyle ilgili bir bölüm görülmese de kentin baş­langıcından sonuna dek -bilinen- tarihi <em>Konum </em>başlığı altında ele alınmıştır. Bu bölümde kent coğrafyasının daha iyi anlaşılabilmesi için Knidos ve çevre­sinin uydu görüntüsü, kentin çeşitli açılardan çekilmiş hava fotoğrafları, Pirî Reis’in haritası ve 18. yüzyıl sonlarına ait bir çizim de yayımlanmıştır. Kent tarihiyle ilgili bölümler de Knidos’tan çeşitli buluntuların görselleriyle zengin­leştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapta, kentin mimari yapıları ve bunların bulunduğu alanlara ağırlık ve­rildiği görülür. Yapılardan söz edilirken genel olarak bunların konumları, bak­tığı yönler, boyutları, yapı malzemeleri, cephe ve plan özellikleri, çeşitli veri­ler ışığında tarihlendirmeleri üzerinde durulmuştur. <em>Yuvarlak Tapınak </em>örne­ğinde (Tapınağın hangi tanrıya ait olduğu ya da <em>Aphrodite Euploia</em> heykelinin burada olup olmadığı tartışmaları söz konusudur) olduğu gibi yapıyla ilgili tar­tışmalı durumlar ya da ayrıca belirtilmesi gereken özellikler (sahip olduğu ya­zıtlar gibi) varsa bunlar da okuyucuya aktarılmıştır. Yapılara ait fotoğraflar ile birlikte kimi zaman çizim ve üç boyutlu rekonstrüksiyonlar da bu bölümlerde paylaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Antik Çağ oyunları, güneş saati ve labirent üzerine açılmış başlıklar ayrıca ele alınabilir. Knidos’ta görülen bu ilgi çekici örnekler; benzerleri, geçmişleri ve çeşitli ayrıntıları ile birlikte değerlendirilmiştir. Heykellerle ilgili tek başlık <em>Knidos Aphroditesi</em> gibi görünse de bu heykel ile ilgili kimi bilgileri de <em>Yuvarlak Tapınak</em> bölümünde bulmak olanaklıdır. Ayrıca <em>Knidos Aslanlı Mezar </em>başlığı altında Knidos Aslanı olarak anılan heykel de incelenmiştir. Knidos için ol­dukça önemli olan bu heykellerin stilistik özelliklerine, mimari buluntuların çoğunlukla nispeten yüzeysel aktarıldığı söylenebilecek özelliklerine göre daha ayrıntılı yer verildiği dikkat çekmektedir. Başka yapı ve mekânlarda bu­lunmuş heykel ya da heykeltıraşlık eserleriyse ilgili bölümlerde yer almakta­dır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Newton’un Barakası</em> ve<em> Knidos Deveboynu Feneri </em>başlıklarının da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunlar kitabın İlk Çağ ile ilgili olmayan bö­lümleridir. Sözü edilen ilk başlıkta, 1858-1859 yıllarında Knidos’ta kazılar ger­çekleştirmiş olan Charles T. Newton ve ekibinden kalma buluntulara değinil­mişken ikinci başlık ise Knidos’un, manzarasıyla ilgi çeken 1931 yapımı fene­riyle ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Knidos Sualtı Araştırmaları </em>başlıklı bölümün de diğerlerinden farklı bir for­matta olduğu belirtilebilir. Bu başlık altında Knidos ve çevresindeki su altı araştırmalarıyla amaçlananlar ve su altı buluntuları üzerinde durulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaptaki başlıklar genel olarak gözden geçirildiğinde yer yer benzer ko­numda bulunan örneklerin yer yer de birbiriyle aynı ya da benzer özellikli yapıların (kilise, tapınak gibi) izlenerek çalışma omurgasının oluşturulduğu iz­lenimine kapılınabilir. Ancak çalışma planının oturtulduğu taban, kitabın en sonunda yer alan kent planı incelendiğinde daha açık biçimde anlaşılabilmek­tedir. Kent planı ve başlıklar karşılaştırıldığında kitaptaki konuların, planda verilen gezi güzergâhını izlediği söylenebilir. Dolayısıyla antik kent gezilirken kitabı elde bulundurmak, hem gezi güzergâhını izlemek hem de kenti anla­mak açısından yararlı olacaktır. Mesleki terimlerin yer yer açıklanmış olması ve bölümlerin kısa kısa, tanıtıcı olarak ele alınması; uzman olmayan ilgililerin de bu kitaptan yararlanmasını kolaylaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çalışma, Knidos antik kentiyle ilgili yayımlanmış ilk rehber kitap değil­dir. Christine Bruns Özgan tarafından yazılan<em> Knidos: A Guide to the Ancient Site </em>adlı kitap 2002 yılında yayımlanmıştır. Aynı konunun ele alınması dolayı­sıyla bu çalışmalar arasında benzerlik olması kaçınılmazdır. Ancak burada ta­nıtılan Knidos ile ilgili son kitap, kentte yapılan en son araştırmalardaki veri­lerle zenginleştirilmiştir. 2012 yılından beri Knidos’taki kazıların başında yer alan Ertekin M. Doksanaltı ile birlikte, kazı ekibinden İbrahim Karaoğlan ve D. Ozan Tozluca’nın hazırladığı kitapta, bu araştırmalar sırasında açığa çıkartıl­mış yeni buluntular da yer almaktadır. Ege ile Akdeniz’in buluşma noktası olan Knidos’u, aktif olarak kentin kazılarını sürdürenlerin çeşitli veriler ışığın­daki yorumlarıyla anlamaya çalışmak da önemlidir.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Özgür KAYA (PhD.)</strong><br />
<strong>ozgurkayaa91@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">Ö. Kaya, <em>Knidos: Denizlerin Buluştuğu Kent. </em>Yazar: E. M. Doksanaltı, İ. Karaoğlan – D. O. Tozluca, <em>Libri</em> V (2019) 43-45.</p>
<p>.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0183" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0183</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Rise of Capital Al Fustat and Its Hinterland 18/639-132/750</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0182</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 13:32:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0182</guid>

					<description><![CDATA[J. BRUNING, The Rise of Capital Al Fustat and Its Hinterland 18/639-132/750. Leiden 2018. Brill Publishing, 212 sayfa (3 Harita, 3 Tablo ile birlikte). ISBN: 9789004366350 Tarihin diğer disiplinlerle geliştirdiği bakış açıları her geçen gün dönüşüm içe­risindedir. Coğrafya-Tarih ilişkisi de bu yeni bakıştan nasibini fazlasıyla almış­tır. Bu minvalde birçok “mekânsal” teori üretilmekte ve mekânın tarihi, ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201907.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4110_lbr.201907-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>The Rise of Capital Al Fustat and Its Hinterland 18/639-132/750</h2>
<h3>Jelle BRUNING</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789004366350<br />
<strong>Page:</strong> 212<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2018<br />
<strong>Location:</strong> Leiden<br />
<strong>Publisher: </strong>Brill Publishing</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 39-42</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 04.01.2019 | <strong>Acceptance Date</strong>: 11.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_9155fd7dd36de7fc9430941c8515d537" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201907.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201907.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>J. BRUNING, <em>The Rise of Capital Al Fustat and Its Hinterland 18/639-132/750</em>. Leiden 2018. Brill Publishing, 212 sayfa (3 Harita, 3 Tablo ile birlikte). ISBN: 9789004366350</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin diğer disiplinlerle geliştirdiği bakış açıları her geçen gün dönüşüm içe­risindedir. Coğrafya-Tarih ilişkisi de bu yeni bakıştan nasibini fazlasıyla almış­tır. Bu minvalde birçok “<em>mekânsal</em>” teori üretilmekte ve mekânın tarihi, tari­hin mekânı nasıl dönüştürdüğü üzerine düşünsel akımlar ortaya atılmaktadır. Bu tip akımların tarihsel metodolojiye uygulanması ise büyük önem arz eder. Zira Braudel ile hız kazanan “<em>mekân-tarih</em>” altyapısına sahip çalışmalara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Mekân, tarihin süreğen değişiminde en etkin faktörlerden biri olarak görülmektedir. İbn Haldun’un, coğrafyanın top­lumsal kader üzerindeki etkisi nazariyesi modern tarihçilikte kuramsal bir alt­yapıya kavuşmuş, bu altyapı kapsamında mekânın, tarihi “<em>yeniden</em>” ürettiğin­den, coğrafyaya bağlı iklimin tarihsel olaylar üzerine etkisine kadar birçok te­ori üretilmiştir. Tarihin bu denli disiplinlerarası bir hüviyete kavuşmuş olması yapılan çalışmaların da dönüşmesiyle sonuçlanmış ve coğrafî arka plana sa­hip çalışmalar her geçen gün artmıştır. Coğrafi bilinç, tarihi çalışmalarda -hangi kuramsal altyapıya sahip olursa olsun- daha sağlam temeller üzerine kurulmasına sebep olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Coğrafyanın bu denli önemli olduğu bir durumda coğrafi yapıların da önemi azımsanmamalıdır. Zira tanıtımını yaptığımız kitap adından da anlaşı­lacağı üzere “<em>Capital/Başkent</em>” olgusu üzerine kurulmuştur. Hele ki, sözü edi­len başkentin İslâm tarihi bakımından önemi düşünüldüğünde çalışmanın önemi daha da artmaktadır. Zira kitaba konu olan Fustat kenti, İslâm döne­minde Mısır’ın en önemli mekânlarından biri haline gelmiş ve bu doğrultuda Mısır’ı ve dolayısı ile İslâm’ın mekânsal tarihini dönüştürmüştür. Bizim bu ta­nıtımı yapmamızdaki temel gaye yukarıda sözünü ettiğimiz coğrafi kuramla­rın son derece revaçta olduğu bu dönemde “<em>mekan</em>”ın tarihinin yazıldığı bu eserin Türkiye’deki okuyucuların dikkatine sunulmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">J. Bruning tarafından kaleme alınan bu eser yazarın doktora çalışmasına dayanmaktadır. Doktora çalışması 2014 senesinde tamamlanmış, 2018 se­nesinde ise Brill Yayınları vesilesiyle okuyucu ile buluşmuştur. Eser bir Giriş, dört ana bölüm ve bir Sonuç kısmından oluşmaktadır. Çalışma muhteviyatı bakımından “<em>geleneksel</em>” tarih çalışmalarının oldukça dışında görünmektedir. Zira yazar sadece dönemin “<em>tarih</em>” anlatılarına başvurmamış, yine ilgili döne­min fiskal ve idari dokümanlarına, arkeolojik verilerine, nümizmatik malze­meye ve topografiye başvurmuştur. Eser 639 ile 750 seneleri arasındaki dö­neme odaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eserin Giriş kısmında bölgenin İslâm öncesi tarihi ve İslâm idaresinin tesisi hakkında kısa bir giriş yapılır ve çalışmanın metodolojisi ayrıntıyla anlatılır. Ayrıca ilgili bölümde kaynaklardan bahsedilerek bu kaynakların hangi dö­nemde yazıldığı ve anlatılan döneme ne derece ışık tutabileceği tenkit edilir. Bu bölümde bölgedeki diğer dini gruplardan da bahsedilerek okuyucuya böl­gedeki sosyal tabakalaşma hakkında bir altyapı sunulur. Yazar bu bölümde özellikle arkeolojik buluntuların öneminden ve bölgede yapılan İslâmî arkeo­loji çalışmalarının kökeninden bahsetmektedir. Bu arka plan üzerine ilk bö­lüm “<em>The Administrative Relationship between Alexandria and al-Fusṭāṭ (Fus­tat ve İskenderiye Arasındaki İdari İlişkiler)</em>” başlığını taşımaktadır. İlgili bölüm İslâm kuvvetlerinin Mısır’a ilk girişiyle başlayan idari yapılanmayı konu edin­mektedir. Bu bölümde “<em>merkez</em>” ve “<em>çevre</em>” ilişkisi ciddiyetle ele alınır ve ko­nuya “<em>İslâm Kenti</em>” perspektifinden bir yorum getirilir. Bu başlıkta fetih son­rası kente yapılan ilk yerleşimler İslâm kaynaklarının anlatıları dikkatle ince­lenerek ele alınır. Bu durumda hilafet makamının duruma yaklaşımı ve idari tutum değerlendirilir. Ayrıca bölgede kurulan İslâm garnizonu ve fetih ordu­ları hakkında da bu bölümde ayrıntılı bir inceleme bulunur. Tüm bu perspek­tiften baktığımızda her ne kadar olayların arka yüzü ve bağlantıları inceleni­yor olsa da ilk bölüm esasen “<em>siyasi</em>” tarih üzerine kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci bölümün başlığı “<em>The Commercial Development of Alexandria after the Foundation of al-Fusṭāṭ (Fustat’ın Tesisinden Sonra İskenderiye’de Ticari Gelişim)</em>”dir. Bu bölüm tamamen bölgenin ticari yapısı üzerine odaklanmak­tadır. Nil nehri de bu bölüm için oldukça önem taşımaktadır. İlgili bölümün en önemli kaynak grubunu ilgili döneme ait fiskal evrakları oluşturmaktadır. Ticaret yolları ve ticaretin işletilmesi, üretim ve İslâm döneminde dönüşen ticari ilişkiler bu bölümde incelenmektedir. Zira bölgedeki siyasi teşekkülün değişimi ticareti de belli bir ölçüde etkilemiştir. İlgili bölümde bu dönüşüm titizlikle incelenir. Hammaddeden, ticareti yürüten topluluklara kadar birçok mesele bu bölümde açıklanır. Başlığından anlaşılabileceği üzere bu bölüm ta­mimiyle bir “ekonomi” tarihi gözler önüne sermektedir. Ama bunu yaparken “<em>mekan</em>”ın şartları ve ekonomiye etkisi dikkatle incelenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bölüm “<em>Changes in the Military Administration of Upper Egypt and Its Relationship with al-Fusṭāṭ (Yukarı Mısır’ın Askeri Yönetimindeki De­ğişimler ve Bunun Fustat ile İlişkisi)</em>” başlığını taşır. Bu bölüm ağırlıkla “<em>merkez çevre ilişkisi</em>” üzerinedir. Bir başkent halini alan Fustat’ın “<em>çevresindeki</em>” kent­lerle olan ilişkisi birçok disiplin bağlamında incelenir. Bu bölüm ağırlıkla yazılı kaynaklara dayanmaktadır. Kentlerin dikkatle ele alındığı ilgili bölümde, bu ilişkinin İslâm öncesi durumu da incelenmekte ve bu minvalde İslâmi dönem ele alınmaktadır. Tüm bu süreçte esas dikkate alınan “<em>askeri organizasyon</em>” dur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü bölüm “<em>Al-Fusṭāṭ and the Legal Administration of Upper Egypt (Yukarı Mısır’ın Hukuki Yönetimi ve Fustat)</em>” başlığını taşır. Bu bölüm Fustat ve hinterlandı arasındaki hukuki, yönetimsel meseleleri incelemektedir. İslâm fethi sonrası sosyal yapıların nasıl oluşturduğu, hukukî düzenin nasıl sağlandığı, insan ilişkilerinin nasıl şekillendiği gibi meseleler bu bölümde tar­tışılır. Bunlar yapılırken fetih öncesi dönemle de karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu bölümde saydığımız tüm bu meseleler Mısır’da değişen iktidarlar bağla­mında ele alınır ve bunların İslâmi dönemde kendi iç dönüşümleri de söz ko­nusu edilir. Bu bölümde idari görevler ve görevliler hakkında da gerekli bilgi­ler yer almaktadır. Bu bölümün bir diğer önemli meselesi de Müslüman ve Müslüman olmayan grupların kendi aralarındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin ta­rihsel süreç içerisindeki dönüşümüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın son bölümü genel bir değerlendirme mahiyeti taşır ve “<em>General Conclusion: On the Development of al-Fusṭāṭ’s Relationship with Its Hinter­land (Fustat’ın Hinterlandı ile İlişkilerinin Gelişimi Üzerine Genel Değerlen­dirme)</em>” başlığına sahiptir. Yazar diğer bölümlerde her ne kadar “<em>merkez</em>”, “<em>çevre</em>” ilişkilerine dair nüveler sunsa da bu bölüm doğrudan bunun üzerine yazılmıştır ve kitabın değerlendirdiği dört başlığı genel olarak burada baş­kent- hinterlant ilişkisi içerisinde inceler. Burada başkenti, çevreden besle­yen unsurlar incelenmiş, kurumlar, politika ve merkezileşme sonuç bağla­mında incelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak tanıtma gayreti gösterdiğimiz bu eser erken İslâm tarihinde enderine az rastlanan bir metotla, sıklıkla göz ardı edilen bir meseleyi incele­miştir. Burada esas özne “<em>Fustat</em>” kenti olmasına rağmen yazar bu örnek üze­rinden İslâmi başkent olgusunu dikkatle incelemiştir. Eser yukarıda bahsetti­ğimiz üzere “<em>mekan</em>”ın tarihini yazmaya odaklansa da, konuyu coğrafya ile sınırlı tutmamış, ilgili mekandaki idari sistem, ekonomi ve siyasi olaylar hak­kında da, birçok disiplin kapsamında tatminkar bilgiler sunmuştur.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Tarih Anabilim Dalı<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Doğan Mert DEMİR (PhD.)</strong><br />
<strong>doganmdemir@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">D. M. Demir, <em>The Rise of Capital Al Fustat and Its Hinterland 18/639-132/750. </em>Yazar: J. Bruning, <em>Libri</em> V (2019) 39-42.</p>
<p>.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0182" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0182</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Medieval Nile: Route, Navigation, and Landscape in Islamic Egypt</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/the-medieval-nile-route-navigation-and-landscape-in-islamic-egypt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 12:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/the-medieval-nile-route-navigation-and-landscape-in-islamic-egypt</guid>

					<description><![CDATA[J. P. COOPER, The Medieval Nile: Route, Navigation, and Land­scape in Islamic Egypt. Kahire 2014. American University of Cairo Press, XVIII+422 sayfa (45 adet figür ve 16 adet tablo ile birlikte). ISBN: 9789774166143 Anadolu’nun İpek ticaret yolu üzerinde bulunuşuna ve jeopolitik konumuna benzer şekilde, Mısır da Baharat ticaret yolunda önemli bir noktada bulun­maktadır. Doğa tarafından ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201906.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4109_lbr.201906-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>The Medieval Nile: Route, Navigation, and Landscape in Islamic Egypt</h2>
<h3>John P. COOPER</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789774166143<br />
<strong>Page:</strong> 422<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2014<br />
<strong>Location:</strong> Kahire<br />
<strong>Publisher: </strong>American University of Cairo Press</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 35-38</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 03.01.2019 | <strong>Acceptance Date</strong>: 11.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_254fa3aa305e245b77b2635316783830" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201906.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201906.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>J. P. COOPER, <em>The Medieval Nile: Route, Navigation, and Land­scape in Islamic Egypt</em>. Kahire 2014. American University of Cairo Press, XVIII+422 sayfa (45 adet figür ve 16 adet tablo ile birlikte). ISBN: 9789774166143</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’nun İpek ticaret yolu üzerinde bulunuşuna ve jeopolitik konumuna benzer şekilde, Mısır da Baharat ticaret yolunda önemli bir noktada bulun­maktadır. Doğa tarafından bahşedilen bu konuma Nil Nehri’nin yaptığı katkı ile Antikçağ’dan günümüze bölgenin tarımsal çeşitliliği ve bu su yolu üzerin­deki ulaşım ile gelişen ticaret dikkate değerdir. İbn Haldun tarafından sarf edilen ‘<em>’Coğrafya kaderdir</em>’’ sözü Mısır’ın bu özelliklerine vurgu yapmaktadır adeta.</p>
<p style="text-align: justify;">Exeter Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr. John P. Cooper’ın doktora tezinden hazırlanan ve <em>Medieval Nile: Route, Navigation, and Landscape in Islamic Egypt</em> adıyla yayınlanan (Ortaçağ’da Nil: İslâm Mısırı’nda Rota, Seyir ve Tabiat) olarak çevirebileceğimiz kitap 2014 yılında Kahire’de basıldı. Eser, Kahire Amerikan Üniversitesi Basımevi tarafından, birinci hamur, şömizli cil­diyle araştırmacı ve kitapseverlerin iştahını kabartmaktadır. Bugüne kadar Mısır ve Nil’in tarihi coğrafyası üzerine, benzeri iki yüz yıl evvel <em>Description de l’Egypt</em> ve yaklaşık yüz yıl önce Stanley Lane-Poole tarafından yazılan <em>Egypt</em> adlı kitaplar bu konuyu işleyenlere örnek verilebilir. Ancak, modern ha­ritacılık ve grafik teknikleri ile uydu fotoğrafları kullanılmış olan son yılların Nil Nehri ve hinterlandı konusunda hazırlanmış en derli toplu eser elimizdeki bu kitap olarak görünmektedir. Eserde, Nil Nehri’nin kaynağından itibaren değil, nehrin; Birinci Katarakt’tan (Asvan yakınında) itibaren Yukarı Mısır (Ka­hire’nin güneyinde kalan Nil) ve Aşağı Mısır’da (Delta/Kahire’nin kuzeyi) ka­lan kısmı, daha çok Ortaçağ/İslâm dönemi (640-1517) zaman diliminin içeri­sinde incelenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Introduction</em> (Giriş Bölümü [1-11]) sonrasında Nil coğrafyasının anlatıldığı ilk kısımdaki <em>Geography</em> (Coğrafya [13-102]) üst başlığı altında <em>Imagining the Nile</em> (Nil’i Hayal Etmek [15-28]) ve buna dâhil iki alt başlık bulunmaktadır. Bunlar, <em>Sources</em> (Kaynak Tahlili [22-26]) ve <em>Methodology</em> (Metodoloji [26-28]) alt başlıklarıdır. Eser, <em>The Pre-Islamic Nile Delta</em> (Nil Deltası’nın İslam öncesi tarihi [29-41]) ile devam etmektedir. Bu kısımda Herodotos’tan Yaşlı Plinius’a kadarki Grek kaynaklarından bahsedilmektedir. Herodotos, Psuedo-Syklax, Diodorus Siculus, Strabon, Plinius, Ptolemy Claudius, George of Cyprus’un eserlerinde Nil Nehri’nin kollarına verilen adların bir tablosu bulunmaktadır. <em>Geographia</em> ve buna ek olarak <em>Tabula Peutinger </em>ve <em>Madaba</em> haritalarındaki Nil tasviri üzerine ilgi çekici bir anlatı bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap, adından da anlaşılabileceği üzere asıl olarak Ortaçağ’da nehrin du­rumunu ele almaktadır. İslam döneminde Batı Deltası ve Doğu Deltası ayrı bölümler halinde ele alınmıştır. Dördüncü Bölüm, <em>The Western Delta in the Islamic Era</em> (İslâm Hâkimiyeti Döneminde Batı Deltası [43-74]) olan Batı Del­tası başlığı altında Rosetta ve İskenderiye kolları, Mareotis gölü ve Burullus gölleri anlatılmaktadır. Beşinci Bölüm, <em>The Eastern Delta in the Islamic Era</em> (İslâm Hâkimiyeti Döneminde Doğu Deltası [75-99]) olan Doğu Deltası başlığı altında ise Dimyat ve Tınnis kolları ile Manzala Gölü ve Ortaçağ’da kapanan Pelusiac kolu ele alınmıştır. Bu bölümde Qulzüm (Süveyş yakınında) ile Nil Nehri arasında bulunan ve Kızıldeniz’e açılan kanal hakkında bilgi verilmiştir. <em>The Bahr Yusuf</em> (Bahr Yusuf [101-102]) başlıklı bölümde Bahr el-Yusuf adıyla anılan Fayyum Gölü ele alınmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısım <em>Navigation</em> (Navigasyon/Seyr ü Sefer, [103-183]) başlığını taşı­maktadır. Bu kısmın ilk başlığı olan <em>The Nile Flood Cycle</em> (Nil Nehri’nin Taşkın Döngüsü [107-123]) Nil Nehri’nin taşkın döngüsü ele alınmıştır. Bu döngünün devamlılığı ve o yılın taşkın niceliği Nilometre adlı tesisler ile ölçülmekteydi. Bu sayede taşkın miktarına bağlı olarak ekilebilecek arazilerin ya da zarar gö­rebilecek ekinlerin miktarı ya da kuraklık durumu olduğuna karar verilip o yıl toplanacak vergi miktarı tayin edilmekteydi. Nil nehrinin bu doğal döngüsü­nün önemine istinaden, yazar tarafından bu olguya kitapta ayrı bir bölüm ay­rılmıştır. Sekizinci Bölüm <em>Propulsion: Wind, Current, and Human Labor</em> (İtici Güç: Rüzgâr, Akıntı ve İnsan Gücü [125-142]) insan gücü, nehirdeki akıntı ve rüzgâr rejiminin taşımacılık için önemi ve bunun nasıl kullanıldığına dairdir. Dokuzuncu Bölüm <em>Local Hazards: Mouths, Cataracts, and Mountains</em> (Yerel Tehlikeler: Geçitler, Çağlayanlar ve Kayalıklar [143-153]), Nil Nehri üzerindeki yerel tehlikeleri ele almaktadır. Bu tehlikeler: Irmak boyundaki boğazlar, ka­tarakt adı verilen şelaleler ve daha çok Yukarı Nil’de bulunan kayalıklardır. Onuncu Bölüm <em>Nile Journey Times </em>(Nil Nehri’nde Seyahat Süreleri [155-166]) Nil Nehri’nde seyahat sürelerini gezginlerin notları üzerinden incelemekte­dir. Bu bölümde ek olarak karadan Kızıldeniz bağlantısı ve 4 harita ile konu özetlenmiştir. Kızıldeniz ve Akdeniz’deki akıntı ve rüzgâr rejimlerinin incelen­diği On birinci Bölüm <em>Onward Connections: The Mediteranean and Red Sea</em> (İleri Bağlantılar: Akdeniz ve Kızıl Deniz, [167-183]) nehir taşımacılığının dış dünya ile bağlantısı açısından önemi incelenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">III. kısım <em>Ports and the Navigational Landscape</em> (Limanlar ve Seyr ü Sefer Yardımcılarının Görünümü, [185-261]) nehir ile bağlantılı limanlar ve nehir boyundaki seyir yardımcıları hakkındadır. Bu kısmın ilk başlığı olup <em>The Ports of Fustat and Cairo</em> (Fustat ve Kahire Limanları [187-194]) burada, Fustat ve Kahire limanları; sonrasında Nil Deltası’nın Batı kısmındaki limanlar <em>Ports of the Western Delta</em> (Batı Deltası’nın Limanları [195-207]) başlığında ve delta­nın Doğu kısmındaki limanlar <em>Ports of the Eastern Delta</em> (Doğu Deltası’nın Li­manları [209-227]) bağlığı altında incelenmiştir. Bu bölümleri, Kızıldeniz’de bulunan limanların incelendiği On beşinci Bölüm <em>Ports of the Red Sea</em> (Kızıl Deniz Limanları [229-251]) takip etmektedir. Eserin son bölümü <em>Conclusion</em> (Sonuç [253-261]) başlıklı sonuç yazısını içeren On altıncı Bölüm’dür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlara, üç adet ek bölüm eklenmiştir: <em>Appendix 1: Historical Cartog­raphy</em>’de (Ek 1: Tarihsel Kartografi [263-291]) Antik kaynaklar, İslâm dönemi coğrafyacıları, Madaba mozaik haritası, Tabula Peutigeriana, Piri Reis ve 18. yüzyıl gezginlerinin anlatılarına dayanılarak Nil coğrafyasının haritaları yeni­den çizilmiştir. Bu bölüm 35 adet levha içermektedir. Devamındaki <em>Appendix 2: Geographic Reconstructions</em>’da (Ek 2: Coğrafi Canlandırma Denemesi, [293-310]) ise Nil coğrafyası uydu görüntüleme ve CBS kullanılarak hazırlan­mış 16 kroki ile Nil Nehri’nin günümüzdeki ve Antikçağ’daki, İslam dönemin­deki durumu rekonstrukte edilmiş; nehir yatağının günümüze dek olan deği­şimi belgelenmeye çalışılmıştır. <em>Appendix 3: Gazetteer of Delta Place Names Mentioned by Ibn Hawkal and al-Idrisi</em>’de (Ek 3: İbn Havkâl ve İdrîsî’ye göre Delta’daki Yer Adları [311-322]) İbn Havkâl ve İdrîsî’nin eserlerine dayanıla­rak Nil boyundaki yer adlarının bir listesi koordinatları ile verilmiştir. Eser,<em> Notes</em> (Son Notlar [323-375]), <em>References</em> (Kaynaklar [377-407]) ve<em> İndex</em> (İn­deks [409-421]) kısımları ile son bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel coğrafya bilgisinden faydalanmanın araştırmalarımız açısından önemine istinaden, işbu eserin dikkatle okunup değerlendirilmesi hem araş­tırmacılar hem de meraklı okurlar için önemli görünmektedir. <em>The Medieval Nile: Route, Navigation, and Landscape in Islamic Egypt</em>, adlı eser Mısır ve Nil coğrafyası alanında önemli bir boşluğu doldurmaktadır.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Hasan ATİK (MA)</strong><br />
<strong>hasanatik88@yandex.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">H. Atik, <em>The Medieval Nile: Route, Navigation, and Landscape in Islamic Egypt. </em>Yazar: J. P. Cooper, <em>Libri</em> V (2019) 35-38.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0181" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0181</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 12:43:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0180</guid>

					<description><![CDATA[O. Karatay, Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi. İstanbul 2018. Ötüken Yayınları, 301 sayfa. ISBN: 9786051557229 Bulgarlara dair haber veren kaynakların genellikle Latince, Macarca, Arapça ya da Rusça gibi yabancı dillerde yazılmış olması, tarih literatürümüzde Bul­gar tarihinin aydınlatılmasına yönelik eğilimleri azaltmıştır. Oysaki Bulgaris­tan başta olmak üzere bugünkü Balkan devletlerinin birçoğunun oluşum ev­resinde Bulgarların yadsınamayacak ölçülerde katkısı ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201905.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4108_lbr.201905-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi</h2>
<h3>Osman KARATAY</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786051557229<br />
<strong>Page:</strong> 301<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2018<br />
<strong>Location:</strong> İstanbul<br />
<strong>Publisher: </strong>Ötüken Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 29-33</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 02.01.2019 | <strong>Acceptance Date</strong>: 10.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_e3570c39fdaaa97f9eb8dca19c7d46da" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201905.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201905.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>O. Karatay, <em>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi.</em> İstanbul 2018. Ötüken Yayınları, 301 sayfa. ISBN: 9786051557229</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bulgarlara dair haber veren kaynakların genellikle Latince, Macarca, Arapça ya da Rusça gibi yabancı dillerde yazılmış olması, tarih literatürümüzde Bul­gar tarihinin aydınlatılmasına yönelik eğilimleri azaltmıştır. Oysaki Bulgaris­tan başta olmak üzere bugünkü Balkan devletlerinin birçoğunun oluşum ev­resinde Bulgarların yadsınamayacak ölçülerde katkısı olmuştur. Bu sebeple “<em>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi</em>”, Bulgar tarihinin gün yüzüne çıkartılmasının gerekliliğini hatırlatması açısından önemli bir araştırma eserdir. Daha çok Doğu Avrupa Türk tarihi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Osman Karatay, bu eserinde Eskiçağ ve Ortaçağ kaynaklarına başvurarak Bulgarların ilk yurdu­nun neresi olduğu, etnik dağılımlarının nasıl gerçekleştiği ve siyasi oluşumla­rına giden süreçte neler yaşandığı gibi hususlar üzerinde durmuştur. Eser son yirmi yıl içerisinde Bulgarların merkeze alınarak kaleme alınan makalelerin derlemesi şeklinde ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi</em> (5-301), <em>Özgeçmiş</em> (5-6), <em>İçindekiler </em>(7), <em>Su­nuş</em> (9-10), <em>Önsöz</em> (11-16), <em>Giriş</em> (17-22), <em>Ziezi Ex Quo Vulgares: Orta Asya’da Bulgar Aramak</em> (23-44), <em>Bulgarların Orta Asya Bağlantısı: Yeni Bir İpucu</em> (45-54), <em>Kafkasya Bulgarları Tarihi</em> (55-86), <em>Kuzey Kafkaslardaki “Vlendur Bulgar” Halkı Üzerine</em>, <em>Kuber Han’ın Göçü ve Türk İsimli Sırp Kralları</em> (107-135), <em>Tuna Bulgarları</em> (136-166), <em>Tuna Bulgar Devleti’nin İlk Asrı: Balkanlarda Tutunma ve Pekişme (681-803)</em> (167-191), <em>Kurum Han Döneminde (803-814) Tuna Bul­garları</em> (192-205), <em>Omurtak Han’ın Rüyası: Bulgarların Türklükten Çıkışının Hikâyesi </em>(206-249), <em>İdil Bulgarları</em> (250-257), <em>Toros Bulgarları Anadolu’ya Ne­reden Geldi? </em>(258-272), <em>Svyatoslav’ın 965’te Saldırdığı Doğudaki Bulgarlar Kimlerdir?</em> (273-288) ve <em>Kaynaklar</em> (289-301)’dan oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sunuş</em>’ta (9-10) yazar eserin nasıl ortaya çıktığı ve eserin muhtevasının ne olduğu üzerinde durmuş; bununla birlikte eserin hazırlanmasında katkıda bu­lunanlara teşekkürlerini sunmuştur. <em>Önsöz’</em>de (11-16) yazar 1999 yılında “<em>Omurtag Han’ın Rüyası</em>” adlı çalışmasında kullandığı önsözü vererek, Türk tarihinin yazımı hususunda neden yabancı ilim adamlarının ön plana çıktığını eleştirel bir dille kaleme almıştır. Bununla birlikte bu eseri neden kaleme al­dığını şu ifadelerle aktarmıştır: “<em>Bu kitap sadece Bulgarları anlatmıyor. Türk­lüğün Oğur boyunun Orta ve Doğu Avrupa’da hâkim unsur olduğu bir döne­min, 460-960 arasındaki beş yüz yılın bir kesitini sunuyor.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Giriş’</em>te (17-22) yazar Büyük Bulgar Devleti’nin Kubrat Han tarafından ku­rulduğuna değinerek, Büyük Bulgar Devleti’nin yıkılmasından sonra dağılan Bulgarların, Orta İtil’de kurmuş oldukları İtil Bulgar Devleti ve Moldova’da As­paruh önderliğinde kurulan Tuna Bulgar Devleti tarihinin kısa bir özetini sun­muştur. <em>Ziezi Ex Quo Vulgares: Orta Asya’da Bulgar Aramak</em>’ta (23-44) yazar IX. yüzyıl nüshasından (<em>Codex Luxemburgensis</em>) çoğaltılan eski bir Roma tak­viminin <em>Liber Generationis</em> (Soylar Kitabı) bölümünde geçen “<em>Ziezi ex qua Vul­gares</em>” (Ziezi, ondan olan Bulgarlar) ifadesinden yola çıkarak, Bulgarların Ma­veraünnehir-Horasan bölgesinden Kafkaslara gelmiş olabileceği ihtimalini or­taya atmıştır. Ve bu ihtimali ortaya atarken hem Ortaçağ İslam müelliflerinin eserlerine, hem de Ptolemaeus ve Mar Abbas Katina gibi Eskiçağ müellifle­rine başvurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bulgarların</em> <em>Orta Asya Bağlantısı: Yeni bir İpucu’</em>nda (45-54), XIII. yüzyılda Simon Kezai tarafından yazılan <em>Gesta Hungarorum</em> adlı Macar vakayiname­sinde, son Slovak yöneticisi Svatopluk’un Baktriya’da hâkimiyet kurduktan sonra Bulgarların hükümdarı olmasıyla ilgili ifadeden yola çıkılarak, Bulgarla­rın Orta Asya ile olan bağlantısı ele alınmıştır. Yazar burada kendine göre Ke­zai’nin eserinde geçen yanlışlıkları saptamış, Baktria-Bulgar ilişkisini İslam müelliflerinin eserleri çerçevesinde değerlendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kafkas Bulgarları Tarihi</em>’nde (55-86) yazar daha çok Ermeni ve Doğu Roma kaynaklarına başvurarak Bulgarların kökenlerinin Kafkaslarda ne zamandan beri görülmüş olabileceği sorunsalı üzerinde durmuştur. Yazar aslında bu bö­lümde ele alınacak hususları şu şekilde özetlemiştir: “<em>Bulgarların Kafkasya merkezli varlıkları hususu, kimlikleri ve devletlerinin yükselişi konusu ile bir­likte ele alınacak, VII. yüzyıl sonlarına kadarki etnik-siyasi süreçler incelene­cektir</em>”. Bu hususta Kutigur ve Utigurların tarihsel süreçleri, Oğur, Onoğur ve Sarıoğur kavimlerinin bu iki kavimle olan bağlantısı, bölgeye ne zaman gel­dikleri ve Bulgar ismi altında toplanan yeni etnosun oluşum süreci, Bulgarla­rın Avar ve Doğu Roma devletlerine tutumu, Büyük Bulgar Devleti’nin dağıl­masıyla birlikte Kafkaslardaki mevcut Bulgar kimliğinin yapısı gibi belli başlı konular ele alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kuzey Kafkaslardaki ‘Vlendur Bulgar’ Halkı</em> <em>Üzerine</em>’de (87-106) yazar VII. yüzyıl Ermeni tarihçisi Horenli Musa, Şiraklı Ananias (Ermeni Coğrafyası’nın yazarı) ve bazı Müslüman coğrafyacıların (Mesudî, Yakut, Gerdizi vd.) eserle­rine başvurarak <em>vlendur/valandar/vlndr</em> vb. ifadeleriyle <em>Belencer/Belender</em> ifadelerinin arasındaki bağlantıyı çözmeye çalışmıştır. Belen adını taşıyan oy­mağın yurduna Belen-cer, halkına ise Belendur denildiği ifade eden yazar, bu nazariyesi için dilbilimsel yaklaşımları kullanmayı tercih etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kuber Han’ın Göçü ve Türk İsimli Sırp Kralları</em>’nda (107-135) Balkanların Slavlaşması sürecinde Bulgar Türklerinin oynamış oldukları rol değerlendiril­miştir. Bu bölümde yazar, Avarların Balkanlara göçü, Slavların Avar hâkimiye­tindeki konumu gibi konulara Doğu Roma kaynakları çerçevesinde değinmiş; Hırvatların (Hırvat/Horvat/Korbat-Kubrat) aslında Türk asıllı, Sırpların ise si­yasi teşekküllünün Büyük Bulgar Hanı Kubrat’ın batıya göç eden oğlu Kuber Han önderliğinde kurulmuş olabileceğini iddia etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tuna Bulgarları</em>’nda (136-166) ilk olarak Büyük Bulgar Devleti’nin yıkılma­sından sonra Kubrat Han’ın oğlu Asparuh’un Tuna boylarına göçüşü ve yer­leşimi, Asparuh Han’ın oğlu Tervel ile Doğu Roma imparatorları II. Iustinia­nus, III. Leo ve II. Anastasius arasındaki siyasi, askeri ilişkiler, Tervel Han’ın ölümüyle devlette başlayan sancılı dönem ele alınmıştır. Daha sonra ise yazar Kurum Han’ın tahta geçişi (803), Doğu Roma imparatorları Nicephorus, I. Mi­hail Rangabe ve V. Leo dönemlerindeki Bulgar- Doğu Roma ilişkileri, Krum Han’ın oğlu Omurtag’ın Slavlara karşı tutumu, Tuna Bulgar Devleti’nin Hristi­yanlık dinini kabul ederek Slavlaşması gibi konulara değinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tuna</em> <em>Bulgar Devleti’nin İlk Asrı: Balkanlarda Tutunma ve Pekişme (681-814)</em>’de (167-191) Tuna Bulgar Hanları Asparuh ve Kardam’ın hükmettiği yıl­lar arasında çoğunlukla Doğu Roma ile yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler anlatılmıştır. Yazar tarafından bu süreç hâkimiyetin pekişme çağı olarak nite­lendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kurum Han Döneminde (803-814) Tuna Bulgarları</em>’nda (192- 205) Krum Han’ın tahta geçişi, Krum isminin manası, Krum Han döneminde Doğu Roma ile olan askeri ve siyasi ilişkiler, Krum Han döneminde Tuna Bulgar Devleti’nin ulaştığı sınırlar ve bu çerçevede Krum Han’ın diğer hükümdarlardan olan farklılığına değinilmiştir. Yazar tüm bu konuları ele alırken daha önceki bö­lümlerde olduğu gibi Doğu Roma kaynaklarına ve Avrupalı tarihçilerin araş­tırma eserlerine başvurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Omurtak Han’ın Rüyası: Bulgarların Türklükten Çıkışının Hikâyesi’nde</em> (206-249) ilk olarak Slavlık nedir çerçevesi altında Bulgarların Slav kavimleri ile olan ilk temasları, Slavların Bulgar etnonimi altındaki konumları, Slavların örgütlenmesinin arka planında yatan gerçeklerin neler olduğu, Tuna Bulgar Devleti’nin Slavlara, Slavların ise Tuna Bulgar Devleti’ne etkisi ele alınmıştır. Daha sonra ise Sever, Kormış, Kardam, Omurtak Han gibi Tuna Bulgar hü­kümdarlarının Slavlara yaklaşımı ve politikaları, Omurtak Han’ın iç ve dış si­yasette izlediği yollar, başta Boris (864 yılında Hristiyanlığı kabul ettiği söy­lenmektedir) olmak üzere Omurtak Han’ın haleflerinin Hristiyanlaşmaya ve aynı ölçüde Slavlaşmaya giden yoldaki tutumları, son olarak ise Tuna Bulgar Devleti’nin çoğunlukla literatürde kabul edilen kuruluş ve yıkılış (681-864) ta­rihlerinin neden yanlış yazıldığı, yazar tarafından (679-969) aktarılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İdil Bulgarları</em>’nda (250-257) İtil Bulgar Türklerinin İtil kıyısına nasıl göç et­tikleri, yeni yurtlarının sınırlarının ve dillerinin ne olduğu, kaynaklarda bu halk ile ne tür bilgilerin geçtiği gibi hususlar aktarılmıştır. Yazar bu bölümde İtil Bulgarlarının tarihini, Tuna Bulgarlarının tarihinde olduğu gibi ayrıntılı bir bi­çimde ele almamış, daha çok genel geçer konular üzerinde durmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Toros Bulgarları Anadolu’ya Neden Geldi</em>’de (258-272) XIV. yüzyılda ka­leme alınan <em>Karamanname</em> adlı eserde geçen bilgilerden ve bölgede bulunan tamgalardan yola çıkılarak Bulgarların, İtil’den hareketle Adriyatik üzerinden Toroslara göçmüş olabileceği varsayımı üzerinde durulmuştur. Yazar bu iddi­ayı sağlamlaştırmak için Arap ve Doğu Roma kaynaklarında geçen bilgilerden de faydalanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Svyatoslav’ın 965’te Saldırdığı Doğudaki Bulgarlar Kimlerdir</em>’de (273-288) kaynaklarda “<em>Kara Bulgar</em>” şeklinde geçen ifadeden yola çıkılarak, Knez Svya­toslav’ın 965’de Hazarlar üzerine yapmış olduğu askeri seferde İtil Bulgarla­rına değil de Don Nehri’nin güneyinde yaşayan ve Bat Bayan ardılı olduğu düşünülen Bulgarlara saldırmış olabileceği öne sürülmüştür. Bu hususta ay­rıca Kara Bulgarların varlığına dair doğulu kaynaklarda (Porphyrogenitus, İbn Havkal, Rus vakayinamesi, Kenize Mektubu vb.) geçen ipuçları da ortaya kon­maya çalışılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Karatay’ın Bulgarlar ile ilgili farklı yıllarda ve farklı mecralarda ya­yınlamış olduğu makalelerinin derlemesi şeklinde ortaya çıkan bu eser, daha çok ortaya atılan tarihsel varsayımlarla ön plana çıkmaktadır. Bu varsayımla­rın hakikatliği tartışmaya açık olmakla birlikte, yazar iddialarını batı dünya­sında bu konularla ile ilgili var olan tartışmalara ve ana kaynaklara dayandı­rarak ortaya atmıştır. Bu hususta “<em>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi</em>” ülkemizde eksik kalan konuların aydınlatılması, tarihe yeni bakış açılarının kazandırıl­ması ve işe yeni başlayan araştırmacılara farklı usuller göstermesi bakımın­dan oldukça faydalı bir eser olmuştur.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Tarih Bölümü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Meltem AKINCI (PhD)</strong><br />
<strong>mltm.akinci@hotmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">M. Akıncı, <em>Bulgarlar Yitik Bir Türk Kavmi. </em>Yazar: O. Karatay, <em>Libri</em> V (2019) 29-33.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0180" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0180</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıllar)</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0179</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 12:35:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0179</guid>

					<description><![CDATA[K. ÜNLÜSOY, Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıllar). Ankara 2015. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 354 sayfa. ISBN: 9789751631572 İslâm İmparatorluğu’nun idaresini, Hz. Muhammed (571-632)’in vefat et­mesi sonrasında devralmış Hulefâ-yi Râşidîn namıyla maruf devlet başkanla­rının dör­düncüsü ve nihayetinde sonuncusu –Hz. Hasan’ın kısa halifeliğini ve akabinde Muaviye’ye olan bey’atını bir kenara bıraktığımızda– olan Hz. Ali ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201904.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4107_lbr.201904-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıllar)</h2>
<h3>Kamile ÜNLÜSOY</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9789751631572<br />
<strong>Page:</strong> 354<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2015<br />
<strong>Location:</strong> Ankara<br />
<strong>Publisher: </strong>Tarih Kurumu Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 15-27</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 30.12.2018 | <strong>Acceptance Date</strong>: 09.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_e3a2e5ca7a38f09d8786c6657251c720" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201904.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201904.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>K. ÜNLÜSOY, <em>Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıllar)</em>. Ankara 2015. Türk Tarih Kurumu Yayınları, 354 sayfa. ISBN: 9789751631572</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İslâm İmparatorluğu’nun idaresini, Hz. Muhammed (571-632)’in vefat et­mesi sonrasında devralmış Hulefâ-yi Râşidîn namıyla maruf devlet başkanla­rının dör­düncüsü ve nihayetinde sonuncusu –Hz. Hasan’ın kısa halifeliğini ve akabinde Muaviye’ye olan bey’atını bir kenara bıraktığımızda– olan Hz. Ali (600-661)’nin, İslâmiyet Tarihi çerçevesindeki ehemmiyeti ziyadesiyle yük­sektir. Bu nedenle, mezkûr ki­tabımızın tanıtımına geçmeden evvel onun şah­sına dair resmî verileri kısaca sunmak, çalışmamızı zen­gin­leştirip daha da an­laşılabilir kılacaktır. Hz. Mu­hammed’in amcası konumunda bulunan Ebu Ta­lip’in çocuğu Hz. Ali, haliyle Pey­gamber ile akrabaydı ve babasının iktisadi sı­kıntıları hasebiyle de ufak yaşla­rın­dan itibaren Hz. Muhammed’in yanında, onun gözetimiyle yetişti. Mekke’den Medine’ye gerçek­leştirilen göçün ardın­dan, ev sahipleri (Ensar) ile muhacirlerin (Göçer) sıcak bir ilişki yeşertebilme­leri açısından Peygamber tarafından geliştiri­len kardeşlik uygulamasının ilk örneği Hz. Muhammed ile Hz. Ali arasında kar­deşlik tesis edilerek verildi. Pey­gamber göçün ikinci senesinde kızını, Hz. Fâtıma‘yı, ye­ğenine yani Hz. Ali’ye verdi. Halife Ali ile Hz. Fâtıma’nın evliliğinden doğan Hasan ile Hüseyin, onun so­yunun yegâne devam ettiricisi oldular. Hz. Ali pek çok gazvede (Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Huneyn) cengâverane kahra­manlıklar gösterdi. Ken­dinden önceki Hulefâ-yi Râşidîn’in; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın saltanatlarında namuhalif tavrıyla yaşamına devam etti. Halifeliği vaktinde (656-661) İslâm dünyası, çeşitli odakların (Muâviye I., Amr b. Âs, Hz. Âişe, Talha-Zübeyr, Haricîler) sosyo-politik ve ekonomik amaçları netice­sinde bir­takım karışıklıklara maruz kaldı. Hz. Ali, miladî 661 senesinde, Abdur­rah­man b. Mülcem nam bir Haricî tarafından suikasta uğrayarak yaşamını kaybet­miş­tir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim öyküsü yüzyıllara uzanan bir hayatın, tarih patikasında dümdüz iler­leyerek hiçbir değişikliğe yahud deformasyona uğramaması gibi bir duru­mun bizzat tabiatın kanunlarına aykırı olduğunu belirt­mek gerekir. Hz Ali; Arabistan coğrafyasında doğmuş, aşiretçi anlayış ile yetişmiş, çöl paganizmi­nin yaygınlığına karşı çıkarak yeni bir din kurmuş Hz. Muhammed’e küçüklü­ğünden itibaren yol­daş/des­tekçi olmuş ve onun kurduğu teşkilatı tüm inan­cıyla savunarak bu uğurda da suikasta kurban gitmiştir. Mamafih tarihin rüzgârı Arap illerinden Türk sahalarına estiği vakit ona dair resmî-Ortodoks bilgiler; İran-Hind mistisizminin, bilhassa MS XII ve MS XIII. yüzyıllarda yay­gınlaşan tasavvufi tarikatların, iptidai menkabevî Türkmen öykücülüğünün heterodoks süzgecinden geçerek bam­başka biçimlere bürün­müştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanıtımını yapacağımız <em>Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıl­lar) </em>adındaki yapıtımızda bu ahval ve şartları göz önünde bulundurmuş bir doktora tezi olup, Kamile Ünlüsoy tarafından telif edil­miştir. 2015 yılında ki­tap halinde basılmış eserimizin Akademi serüvenine de değinmek istiyoruz: 25.11.2011 tari­hinde, Süleyman Demirel Üniversitesi’nde, Sosyal Bilimler Enstitüsü &#8211; Temel İslâm Bi­limleri Ana Bilim Dalı’nda: “<em>Tarihî Şahsiyeti ve Ana­dolu İnanç Kültürün­deki Tasavvuruyla Hz. Ali (XIII-XVI. Yüzyıllar)</em>” başlığıyla; Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Prof. Dr. M. Saffet Sarıkaya, Prof. Dr. Musa Kaçar, Prof. Dr. M. Necmettin Bar­dakçı, Doç. Dr. –şu an Prof. Dr.- Ramazan Uçar huzurunda savunulmuş ve tez oybirliği ile kabul edilmiştir. Adı geçen kitabı­mız klasik mahiyette <em>İçindekiler </em>(V-VII), <em>Önsöz </em>(IX-XI), <em>Kısaltmalar </em>(XII-XIV), <em>Gi­riş </em>(1-20) şeklinde başlangıç yapılarını ihtiva etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eserin <em>Önsöz </em>(IX-XI) nısfında; yazar ortaya çıkan dinlerin ardından, gelecek yüzyıllarda tesis edilen o inançlara mensup olduğunu iddia eden çeşitli tari­katla­rın, grupların veya kişiliklerin dini algılama biçimlerinde birtakım farklı­laşmalar vuku bulacağını ve bunun da tarihi süreç içerisinde kalıplaşarak yeni algılar yara­tacağını belirtmiştir. Aynı zamanda, her ne kadar namı geçen top­lum ögelerinin başka baş­ka karışımlar/farklılaşmalar üretseler dahi yine de bu değişikliklerinin yarattığı birliğin kökenlerini, dinin ilk kaynağına bağla­maya çalışacaklarını söyle­miştir. Bu savını örneklendirmek içinse Hz. Mu­ham­med ile onun çevresindeki sahabeleri göstermiş ve Hz. Ali’nin bahsini aç­mıştır. Sünnî İslâm atmosferi bir ke­nara bırakıldığında; Şiî gelenekte (İsmâiliyye, İmâmiyye, Zeydiyye v.d.) şahsına verilen olağanüstü özelliklerin, payelerin ihtivasından pencereyi aralayarak, Asya steplerinden İran’a ve de­vamında Anado­lu’ya boylar halinde ulaşan Türk taifele­rin bu destansı anlatı­ları çeşitli koşullarda benimsemelerini aktarmıştır. Hz. Ali’nin kişiliğine dair sorulması gereken birtakım ilmi meselelerden dem vurarak, XIII. ve XVI. yüz­yıllar boyunca Anadolu’da faaliyetler yürütmüş çeşitli tarikatların-tasavvufi ekollerin (Kâdirîler, Halvetîler, Kızılbaşlar, Bayrâmiler, Ekberîler v.d.), halk edebiyatının ortaya koyduğu kitabî verilerin de­ğerlendirilmesinin gerektiğini ortaya sürmüştür. Tezin yazılma sürecinde şahsına verilen destekler için bir­takım hocalara teşekkür edilerek nısfın içeriği sonlandırılmıştır.<em> Kısaltmalar </em>(XII-XIV) nısfında, top­lamda çoğunluğu dergi ve kurum adı olan kırk altı unsu­run kısaltılma biçimi verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Giriş </em>(1-20) nısfında; araştırmanın amacını, yöntemini ve ulaşacağı hudut­ları sunabilmek için üç alt başlık oluşturulmuştur. Bunlar; <em>I. Araştırmanın Önemi ve Sınırları</em> (1-2), <em>II. Araştırmanın Metodu</em> (3-4), <em>III. Araştırmanın Kay­nakları</em> (4-20) halindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Araştırmanın Önemi ve Sınırları</em> (1-2) alt başlığında yazar; Hz. Ali’nin ha­yatı­nın bütün olarak her devirde önemli konumda bulunduğunu ve özellikle miladî VIII. yüzyıl ile birlikte ona atfedilen insanüstü Şiî temayüllerin, dahi ki­tapların, Alevî kültürde aksederek Sünnî çevreyle aralarında Hz. Ali bağla­mında farklılık meydana getirdiğini yazmıştır. Bu tezine karşılıkta Alevî-Kızıl­baş literatürünün te­rennüm ettiği Hz. Ali’nin teşkilini göstermiştir. Ardından çalışmanın MS XIII. ile MS XVI. yüzyıllar (1200’lü-1500’lü sene­ler) arasında işleneceğini ve bunun sebe­binin, konuyla ilgili toplanacak malzemelerin mik­tarının bir hay­li fazla olduğunu belirterek böylece de sınırlandırmaya gitmiş­tir. Mezkûr devirlerin Osmanlı’nın mer­kezi erk haline geldiği ve ayrıca Türk­men Alevî-Kızılbaş zümrelerin, Sünni ta­rikat kuruluşlarının külli­yatlarını ka­leme alarak Anadolu’nun dört bir yanına yay­dığı zamanlardır. Yani işlenmesi son derece man­tıki veriler bütününün vücuda getirildiği asırlardır.<em>Araştırmanın Metodu</em> (3-4) alt başlığında yazar; İslam Mezhepleri Tarihi bağlamında bir eserin bi­limsel dille ortaya çıkarılabilmesi için bazı özelliklere sa­hip olması lüzumuna değinmiştir. Sözü geçen norm­ların ilki bir düşüncenin, yay­gınlaşmış fikrin, tarikatlaşmış inanç teşekküllerinin yaşamlarını sür­dür­düğü de­virdeki koşullarla incelenmesini şart koşmaktadır. Bu babda tetkik edilecek veri­lerin gerek müellifi ve gerek dönem şeraiti neticesi itibarıyla ele alınması mühim­dir. Yazar, “kişiler üzerinde yoğun­laşma” tarzında açıkladığı ikinci yöntemiyle, yu­karıda belirttiğimiz devirdeki birtakım isimleri (Şah İsmâ­il, Hacı Bektaş Velî, Fuzûlî, Nesîmî v.d.) odak alarak mefhumları anlatma ga­yesi gütmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>III. Araştırmanın Kaynakları</em> (4-20) alt başlığında, tetkikat aralığı kısıtlan­mış halde bile hayli eser iz­len­mektedir ki, bu durum seçilen olgusal mesele­nin ne denli debdebeli vaziyette olduğunu zihinlere aks­et­tir­mektedir. Yazarı­mız, Hz. Ali’nin konumunun müspet yansımasını keşfedebilme arzusuyla ya­rar­lanacağı kitaplardan ilk başta tarihi kişiliğinin yer aldığı ana –Sünni/Şia- kaynakların kün­yesini vermiştir (İbn Hişam, Taberi, İbn Kesir, Yakubi, Meclisi v.d.). Buna binaen mezhepsel Şii farklılaşmalar yolunda İmâmiyye, Zeydiyye, İsmâiliyye ile Sünni perspektife haiz Maturudi, Hanefi vs. gibi mecraların Hz. Ali kabullerini de esas yazılı kaynaklara dayandırdığı görülmektedir. Ardın­dan, MS XIII. yüzyıldan itiba­ren Anadolu mevkiinde yayılarak mürid celp eden tasavvufi kuruluşların; Yesevi, Ekberi (İbnü’l-Arabi v.d.), Ahi (Fütüvvetname­ler), Bektaşi (dervişlerin <em>menakıp­name</em>leri-<em>velayetname</em>leri, <em>Erkanname</em>ler), Safevi-Kızılbaş (<em>Buyruk</em>lar), Mevlevi (Celaleddin Rumi, Ulu Arif Çelebi v.d.), Kadiri (Abdulkadir el-Geylani v.d.), Halveti (Şemşeddin Sivasi v.d.), Bayrami gibi büyük grupların mensur/manzum yapıtla­rının kullanılacağı belirtilmiştir. Şanı geçen kapsamların yanında Fuzûlî, Yemînî, Seyyid Hüseyin Gaybî, Erzu­rumlu Mustafa Darîr (Siyer-i Nebî), Eşrefoğlu Rûmî (Tarikatname) gibi tekil hususta ehemmiyet arz eden şahısların eser­lerinin de künyeleri okuyucuya sunulmaktadır. Hz. Ali’nin tarihi kişiliğinin, tasavvufi ekolle­rin kayıt­larında ge­çen ahvalinin dışında kuşkusuz daha farklı bir yorumlama saliki bulunmakta­dır ki, bunun adı: Ana­dolu halk edebiyatıdır. Biz gerçekten de muaz­zam ilginç ve düşündürücü söylenceleri doğrudan bu kaynakta -Anadolu halk edebiyatı- bulabiliyoruz. Yazarımız kitabın gayesi çerçevesinde, Halife Ali’nin türlü kah­ramanlıklarının, din ve şeriat uğruna gerçekleştirdiği maceralarının des­tansı bir üslupla anlatıl­dığı çok sayıdaki <em>Cenknamelere</em> başvurmaktadır. Müellifi­miz ana mecraların dışında faydalandığı mo­dern tarihçilerin araştırmalarının ve tezlerinin bilgilerini de vererek, alt başlıktaki bahsi kapatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İçindekiler </em>(V-VII) nısfında ayrıntılı şekilde gösterildiği üzere kitabımız, <em>Bi­rinci Bölüm</em> (21-110), <em>İkinci Bölüm</em> (111-232), <em>Üçüncü Bölüm</em> (233-304) ana parçala­rından mürekkeptir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Giriş</em> (1-20)’den sonra karşılaştığımız <em>Birinci Bölüm</em> (21-110), <em>Tarihî Gele­nekte Hz. Ali</em> (21) ana baş­lığına sahip olup <em>Hz. Ali’nin Tarihsel Kişiliği</em> (21-46) ve <em>Mezhebî Hz. Ali Tasavvurları</em> (46-110) olarak iki ayrı alt başlığa sahiptir. <em>Hz. Ali’nin Tarihsel Kişiliği</em> (21-46) alt başlığıysa iki parçaya ayrılmıştır. Bunlardan ilki olan <em>Hz. Pey­gamber Döneminde Hz. Ali</em> (21-31) nısfında Ünlüsoy; Hz. Ali’nin soyunu, doğu­munu, künye ile lakaplarını, Müslümanlığı seçmesini, Hz. Muhammed ile dini iliş­kilerini, Hz. Fatıma ile evlili­ğini, savaşlardaki gözü pek­liğini, siyasi/sosyal faaliyet­lerini dönemin ana kaynaklarına sadık kalarak ak­tarmıştır. İkinci parça olan <em>Hz. Peygamber’in Vefatından Sonra Hz. Ali</em> (31-46) nısfındaysa; Hz. Ali’nin Pey­gam­berin cenazesiyle meşguliyetini, Halife seçim­lerindeki tavrını, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer hüküm­darlığı vaktindeki davranış­larını, Hz. Osman devrinin bilhassa son altı yıllık yönetiminde vuku bulan türlü sıkıntılara karşı tutumunu, kendi yönetimi devrinde Muaviye, Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr, Harici vs. kişi ve gruplarla iç çekiş­melerini, suikasta uğramasını, fiziki-ruhi özelliklerini ve kaleme aldığı evrakı aynı şekilde sunmuştur. <em>Mez­hebî Hz. Ali Tasavvurları</em> (46-110) alt başlığı, üç parçaya bölünmüştür ki bun­lar: <em>Şia</em> (49-95), <em>Nusayrilik</em> (95-98), <em>Ehli Sünnet</em> (99-109) te­şekkülündedir. Ün­lüsoy, parçaların beyanına dâ­hil olmadan evvel mevcut alt başlığı aydınlat­mıştır. Buna göre Peygamberin vefatı sonrasında tevellüd bulan mezheple­rin; sosyolojik, siyasi ve psikolojik farklı sebepler, yaklaşımlar, yorumlar hase­biyle doğ­du­ğu anlatılmış ve ilk Şia farklılaşmaları Ezarika, Mürcie, İbadiyye açıklanmıştır. Kitabın konusunun Ana­dolu içinde geçeceği için sadece orayı etki­leyen Şii, Nusayri, Sünni yönelimlerin aktarılacağını belirt­miştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parçalarımızdan ilki olan <em>Şia</em> (49-95) beş nısfa bölünmüştür: <em>Zeydiyye</em> (49-55<em>), Şiî Nitelikli Gulat Fır­kalar</em> (55-62), <em>İsmâiliyye/Batıniyye</em> (62-67),<em> İmâmiyye/İsnaa­şeriyye</em> (68-87), <em>Şiî Fırkaların Hz. Ali Hakkın­daki Akli ve Nassi Temellendirmeleri</em> (87-95). <em>Şia</em> (49-95) alt parçasının beş temel noktasına ge­linmeden evvel kısaca Şia tanımının beyanı sunulmuştur. Buna göre; Hz. Ali, Hz. Muhammed’den sonra kesinlik ve tayin ile halifeliğe geçmiştir. İmamlıksa kıyamet anına değin onun Fa­tıma’dan gelen soyu ile devam edecektir. <em>Zey­diyye</em> (49-55) nısfında; MS VIII. yüz­yılda Zeyd b. Ali b. Hüseyin ile oğlu Yahya b. Zeyd şahıslarınca geliştirilen bir Şii ekol olduğu ve MS IX. yüzyılda Kasım b. İbrahim er-Ressi, MS X. yüzyıl­daysa Yahya b. Hüseyin gibi din âlimleri tarafın­dan geliştirildiği anlatılmıştır. Bu vecihle, Zey­diyye eko­lünün Hz. Ali’nin üs­tünde bulundurduğu özelliklerle Hz. Muham­med’den sonra imamet maka­mına geç­me­si gerektiğini öne sürdükleri aktarıl­mıştır. <em>Şii Nitelikli Gulat Fırka­lar</em> (55-62) nısfında; Halife Ali’nin Muhammed İbnü’l-Hanefiyye adlı oğlu ile onun oğlu Ebu Haşim’in ölümünden sonra, MS VIII. yüzyılda geliştirilen Key­saniyye/Muhtariye akımlarından bahsedilmiştir. Dinde “çok aşırıya çıkma” anlamındaki gulat adı, Keysaniyye/Muhtariye öncülüğünde zuhur eden Be­yaniyye, Harbiyye, Cehahiyye, Muğiriyye, Albaiyye ve Şuraiyye gibi mezhep­lerdeki Hz. Ali’nin namındaki imamlık davasını kendi fertlerine aktar­ma (hu­lul) amacının da ihtivaları beyan edilmiştir. Hz. Ali’nin şahsına getirilen birta­kım olağanüstü ekle­melerin vaziyetini tektik etmenin fazlasıyla önemli oldu­ğunu düşünmekteyiz. <em>İsmâiliyye/Batıniyye</em> (62-67) nısfında; Hz. Ali ile oğulla­rının imamlığının Ca’fer es Sadık’a kadar ulaştığını ve ardından adı geçeni­nin büyük çocuğu İsmail b. Ca’fer’e gelerek onun da soyundan evladın devralma­sıyla ima­metin devam ettiği açıklanmıştır. Yazarımız kaynaklarda Karmatiyye, Zenadika, Babekiyye gibi nitelendirilmelerle yer alan bu mezhebin ilk üç ha­lifenin Hz. Ali’nin halifelik hakkını çaldıklarını düşündüklerini belirtmiş ve Hz. Ali’nin ilahi ile maddi yapısı hasebiyle Hz. Muhammed’den sonra başa gele­cek kişinin o olması gerek­ti­ğine inandıklarını sunmuştur. Bununla beraber; İsmâiliyye/Batıniyye anlayışının Hz. Ali babında efkârı, zahir/batın (açık/gizli) çeşitli tasavvurları Ünlüsoy tarafın­dan incelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İmâmiyye/İsnaaşeriyye</em> (68-87) nısfında; imamet dizininin Peygamber Mu­hammed’den sonra Hz. Ali’ye ve devamında da onun soyundan gelen on bir ki­şiye aktarıldığının kabul edildiği yazılmış, mezkûr inanç salikinin imamet mahiye­tine ait görüşleri, Hz. Ali algısı (bilgeliği, kahramanlığı, mucizeleri), te­o­risyen âlim­leri, evvel üç halifeye yaklaşımları noktasında tafsilatlı/yetkin malumatlar veril­miştir. Ayrıca Şii yargıların, kabullerin ve türlü uygulama ile geleneklerin pratik tavra yansıması için bilhassa MS X – MS XI. yüzyıllarda Şii önde gelenlerin, Bü­veyhi Devleti’nin çabaları bahsedilmiş ve halkın ritüelle­rinden örnekler nakledil­miştir.<em> Şia</em> (49-95) parçamızın <em>Şii Fırkaların Hz. Ali Hakkındaki Akli ve Nassi Temel­len­dirmeleri</em> (87-95) adlı son nısfında müellifi­miz; Şia taifesinin Hz. Muham­med’in vefatından sonra Hz. Ali’nin en önde olan kişi kimliğiyle hulefanın başına gelmesinin düşünce birliğiyle savunuldu­ğunu ve bu­nun için çeşitli temellendir­melere, delillere başvurduklarını esaslı mecralara mesnet ederek betim­lemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Mezhebî Hz. Ali Tasavvurları</em> (46-110) alt başlığının ikinci parçası <em>Nu­sayrîlik</em> (95-98)’te; MS IX. yüz­yılın sonlarına doğru Muhammed b. Nusayr en-Nemiri ön­derliğinde temerküz bulan Nusayriliğin, İsmâi­liyye/Batıniyye fırka­sından koptuğu açıklanmış, hulul kapsamını yorumlamaları, Hz. Ali ve içinde kabul edildiği üç­leme, Hz. Ali’nin Nusayri alt dalları Kilazi-Şimali taraftarla­rınca efsanevi özellik­lere sokulması, nur-ışık anlayışı problemleri tasvir edil­miştir. Üçüncü parçamız olan <em>Ehli Sünnet</em> (99-109)’te; Şii gelene­ğin dışında MS VIII. yüzyıl dâhilinde gelişim göstermiş gerek fıkhi gerekse de kelami ekol­lerin Hz. Ali’nin kişiliği üzerindeki yargılarının boyutu, halife sıralamasındaki kararları, MS X – MS XI. yüzyıllarla bir­likte vaki olan sistemleşmeleri, inşa et­tikleri inanç metinleri, İslâm historiyografi­sine getirdikleri şemalar: İbn Sa’d, İbn Hacer, Ebu Hanife, eş-Şafii, Ahmed b. Han­bel, el-Buhari, el-Müslim, en-Nesai, el-Eş’ari, el-Maturudi, en-Nesefi ve es-Sa­buni nam çeşitli bilginlerin asarına başvurularak irdelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Birinci Bölüm</em> (21-110)’ün devamında kaim <em>İkinci Bölüm</em> (111-232), <em>Tasav­vufî Kültürde Hz. Ali Tasavvurları (VII/XIII.-X/XVI. yüzyıl)</em> (111) ana başlığına musahip vaziyetle, <em>VII./XIII. yüzyıla Kadar İlk Dönem Tasavvuf Kaynaklarında Hz. Ali </em>(111-136) ile <em>VII./XIII.-X./XVI. yüzyılda Anadolu’da Görülen Tasavvufî Zümrelerde Hz. Ali </em>(136-232) şeklinde iki alt başlığa ayrılmıştır. Müdekkikimiz alt başlıkların su­numuna başlamadan önce kısaca tasavvuf olgusuna dokuna­rak, Türkler kapsa­mında yayılan dini akımların tasav­vur ettiği Hz. Ali’nin ko­numunun tetkik edile­ceğini belirtmiştir. <em>VII./XIII. yüzyıla Kadar İlk Dönem Ta­savvuf Kaynaklarında Hz. Ali </em>(111-136) nısfında Ünlüsoy; Hz. Ali’nin nuru (Nûr-ı Muhammedî), velayeti, ke­rameti, tasavvuf ekollerindeki pirliği ve silsi­lelerdeki yeri, ona yakıştırılan unvan­ları, fazileti (melamet-fütüvvet), ba­tın/saklı-zahiri ilmi derinliği, zahidane hayatı biçimindeki mefhumları: et-Tüs­teri, Hallac-ı Mansur, et-Tirmizi, es-Sülemi, Feri­düddin Attar, es-Serrac, el-Kelabazi, el-Hucviri, İbnü’n-Nedim, Os­man­zade Hü­seyin Vassaf, Sadık Vic­dani, Ahmed b. Mahmud Hazini, Ebu Nu’aym ve el-Gazzali gibi bü­yük çoğun­luğu tasavvuf babında klasikleşmiş eserlerin yazarlarından faide sağlayarak Sünni/Şii plat­formlarda aşikâr etmeye çabalamıştır. <em>VII./XIII.-X./XVI. yüzyılda Anadolu’da Görülen Tasavvufî Zümrelerde Hz. Ali </em>(136-232) alt başlığı, dokuz parçaya taksim olunmuştur: <em>Ekberîlik</em> (137-144), <em>Ahîlik</em> (144-157), <em>Bektâşîlik</em> (158-175), <em>Safevîlik-Kızılbaşlık</em> (175-195), <em>Kâdirîlik</em> (195-202), <em>Mev­levîlik</em> (202-211), <em>Halvetîlik</em> (211-217), <em>Bayramîlik</em> (218-225), <em>Diğer Tarikatlar</em> (226-232).</p>
<p style="text-align: justify;">Dokuz nısfın açıklanması öncesinde; yazarımız Türkmen kabilelerinin İslâmî yaşayış dairesine hangi ko­şullarda, nerede ve nasıl girdiklerine dair kısa bir mu­kaddime ile başlamaktadır. Sayın Ünlüsoy bura­da bizzat kendisi ile Prof. Dr. M. Saffet Sarıkaya tarafından yazılan makaleden atıf yapmıştır. Türk grup­larının Hz. Ali ve çevresine olan saygı-sevgi bağının iki kaynağının bulun­duğunu söylemiş­lerdir. On­la­rında birincisinin Hz. Hüseyin soyundan Zeyd b. Ali’nin oğlu Yahya’nın Emevîlerce öldürülmesi, ikin­cisi­nin de Muhammed İbnü’l-Hanefiyye önderli­ğinde ilk defa vuku bulan ve Emevîleri inkıraza sü­rük­leyen Ab­basi İnkılâbı&#8217;nın mu­zaffer komutanı Ebu Müslim el-Horasani ile yükselen Şii-Keysani hareke­tidir. Sözü geçen malumatımızın devamında İslâmî vaktin ilk Türk-Müslüman edebi ürünlerinden Kutad­gu Bi­lig’deki Hz. Ali vurgusundan ve Anadolu’yu aşamalı şe­kilde yurt haline getiren Malazgirt ile Miryo­kefalon harplerinden söz edilerek bahsi kapatılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ekberîlik</em> (137-144) nısfı; mevcut tarikatın-tasavvufî okulun kurucu lideri İbnü’l Arabi (ö. 1240)’nin Ana­­dolu topraklarına göç ederek fikirlerini yayması hu­susu ile başlamıştır. Hz. Ali’nin vahdet-i vücut görüşündeki anlamı-yeri, ri­caü’l-gayb zikrindeki hali ve bu babda Sadreddin Konevi (ö. 1273) ile Davud el-Kayseri (ö. 1350)’nin fikirleri, hilafet sıralamasının durumu, Halife Ali’nin batıni ilimler­deki dere­cesinin ahvali ile ona binaen adı geçen sufilerin (Ab­dürrazzak el-Ka­şani’yi de zikredelim) konu huzu­rundaki görüşleri, Hz. Ali’nin dervişane-zühdi tarzı biçimindeki meselelerin tetkikatıyla son bulmuştur. <em>Ahîlik</em> (144-157) nıs­fında; kadim Türk, Arap ve İran kahramanlığının-cengâverliğinin İslâm evreni ile di­ya­lektik bir bağ tesis ederek aynı potada erimesinden teşekkül bulan Ahîliğin tarik içi inanç evrakı olan <em>Fütü­vvetname­ler</em> eşliğiyle Hz. Ali’nin fütüvvet naklin­deki-silsilesindeki durumu (Burgazi, ö. MS XIII. yüzyıl – Nasıri, ö. MS XIV. yüzyılın başı – Seyyid Hüseyin, ö. 1481; müelliflerine istinaden.), halifelerin sıra­laması, libas ve ayinlerde Hz. Ali tesiri, tuzlu su içme geleneği, alındaki saçın kesilmesi âdeti, kuşak bağ­lama ritüeli, tevelli-teberri uygulaması, Hz. Ali’nin fetalığı (yiğit­lik-delikanlılık) ve ilmi ulu­luğu zikri yukarıda yer alan kişiler tarafından “Sûfîlik ka­bullerince” anlatılmış­tır. Ünlüsoy, Ahîlik yolunun MS XVI. yüz­yıldaki evrimini (Sünni baskın algıdan Şiiliğe doğru kayma) özellikle de er-Razavi’yi (Safevî ve Bektâşî dominantlı­ğıyla) konu ederek neticelendirme girişiminde bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bektâşîlik</em> (158-175) nısfında; Yesevî ekolünden (Bu malumatın doğruluğu kri­tiktir. Fakat kitapta de­ği­nil­memiştir) kopup farklı bir yapının temellerini atan Hacı Bektâş Velî (ö. 1271) ile onun teşkil ettiği Sûfî dergâhını (Bektâşîliği) kurumsallaş­tıran Balım Sultan (ö. 1516?)’dan söz açılmış, MS XV. yüzyılda rûfî hareketinden ve MS XVI. yüzyılda Safevî İmparatorluğu’nun Kızılbaş-Alevî propagandasından etkile­nildiğinden bahsedilmiştir. Araştırmacımız, tarihya­zımı klasmanında halen çeşitli terminolojik anlaşmaz­lıklar, farklı yaklaşımlar var olduğunu belirtmiş ve Hacı Bektâş Velî haleflerinden Abdal Musa, Seyyid Ali Sultan, Otman Baba, Kay­gusuz Abdal (Kimliklerine ve hangi gelenekte yer aldıklarını mahiyetinin açık bu­lunmamasına rağmen.) gibi mezkûr <em>baba</em> ile <em>abdal</em>ların <em>Menakıpname</em>lerinden ve bu kültürde incele­nebilecek edebi in­sanlardan faydanılacağını söylemiştir. Bu hususta; Hz Ali ile Ehl-i Beyt’e his­sedilen mu­habbet, yaratılış nazariyatı, Bektâşîlerin nur-ışık ve vahdet-i vücut görgüleri, Hz. Ali’nin velîlik ma­kamı, vela­yeti, Kur’anî ilmi, pîrliği, rehberliği irdelenmiştir. Tarikatın sembol ve kıyafetleri­nin Hz. Ali ile ilgisi çözümlenmiş­tir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Safevîlik-Kızılbaşlık</em> (175-195) nısfında, ilkin “Kızılbaşlık” teriminin tanımı su­nularak, Safevî İmpara­torluğu’nun başlangıçta sade bir Sünni tasavvuf tek­kesi halindeyken Şiî temayüllere geçişi işlenmiştir. Kızılbaşlığı vücuda getiren birtakım unsurun beyanından sonra Seyyid Hüseyin (ö. MS XV. yüzyılın ikinci yarısı), Nesîmi (ö. 1432), Şah İsmâil (ö. 1524), Pir Sultan Abdal (ö. MS XVI. yüzyıl), Kul Himmet (ö. MS XVII. yüzyılın ilk yarısı?), Fuzûlî (ö. 1556) ve Yemînî gibi Alevî ya­zınının önde gelen edebiyatçılarına nispetle; Hz. Ali’nin Nûr-ı Mu­hammedî mef­humundaki arzı, Muhammed-Ali birlikteliği, Hak-Muhammed-Ali üçle­mesi, Hz. Ali’nin sonsuz vasıflı saklı bilgisi lafz edilmiştir. Nitekim Hz. Ali’nin fazileti <em>Buyruk</em> metin­lerinde geçmektedir ki yazarımız buraya da atıfta bulunmuştur. Tevellî-te­berrî dışavurumları, Hz. Âdem’e kadar geri çekilip Hz. Ali’ye dayandırılan silsileyle tarikatın köken-biçimini inşa etme, Kırklar Kültü, Hz. Ali’nin hilafet-imamet hak­kındaki kesin önceliği,<em> Buyruk</em>ların temellendir­diği ayin, kıyafet ve sembollerde Hz. Ali’nin varlığı, musâhiplik, tarik çalma geleneği tasvir edilerek aktarılmıştır. <em>Kâdirîlik</em> (195-202) nısfında, okulun ku­rucusu Abdülkâdir el-Geylânî (ö. 1166-67)’den söz açılmıştır. Daha sonra ta­rikatı Anadolu’ya ulaştıran Eşrefoğlu Rûmî (ö. 1469)’nin sınırlı alana kapan­mış faaliyetlerinden dem vurul­muş ve ekolün inanç metinleri açısından zen­gin olmadığı vurgulanmıştır. Efkâr tetkiki babında Abdülkâdir el-Geylânî’nin nûr-ışık, yaratılış verileri aktarılmıştır. Hemen ardın­dan, Eşrefoğlu Rûmî esas alınarak türlü menkabe niteliği taşıyan rivayetler, lah­muke lahmî hadisesi, Hz. Ali’nin fazileti, halifelere alınacak tavır, tevellî-teberrî, Hz. Ali’nin kutbu’l-aktap (“kutupların kutbu” manasında) derecesi, zikrin kö­keni sunulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Mevlevîlik</em> (202-211) nısfına, Mevlânâ Celâleddin Rûmî (ö. 1273)’nin Ana­dolu’ya intikali ve dinî man­zumesini kitlelere aktarması verisiyle başlanmıştır. Sonrasında, Mevlânâ’ya nispet edilen Na’t-ı Alî’ye mesnet biçimde, onun Hz. Ali’yi yücelten pasajı sunulmuştur. Ünlüsoy bu ahvale dair ilmî düşüncesini belir­tip ardından çeşitli nur telakkilerini göstermiştir. Yazarımız; halifeliğin sı­ralaması, velayet mevzusu, Hz. Ali’nin; kahramanlığı, ahlâkî bünyesiyle ilmi, Mevlevîlerin tevellî-teberrî faaliyetine olan vaziyetleri hususlarına açıklık ge­tirmiştir. Mevlevî dervişlerinden Sultan Veled (ö. 1312) ile Ulu Arif Çelebi (ö. 1320)’nin görüşleri muhtasaran verilmiş ve MS XVI. yüzyılda (Ünlüsoy’un bu cümlesinde “muhteme­len” ibaresi bulunmaktadır ki, biz de böyle kullanma­nın doğruluğunun daha yük­sek olduğunu düşünmek­teyiz) Safevî etkisiyle On İki İmam namına manzumların da yazıldığı (Örneğin Divâne Mehmed Çelebi [ö. 1546]) belirtilmiştir. <em>Halvetîlik</em> (211-217)’te; dergâhın/tarikatın Ömer el-Halvetî (ö. 1397-98) şah­sınca Azerbay­can’da tesis edildiğini söyleyen araştır­macı, bu ekolün Anadolu’da şube açmasını sağla­yan kişinin Amasyalı Pir İlyas olduğunu aktarmıştır. Tarikat hakkında çeşitli bilgiler sunum edildikten son­­ra; Erzincânî (ö. 1464), Dâvud el-Halvetî (ö. 1507), Nev’î (ö. 1599) ve Şem­seddin Sivâsî nam ve­sairenin eserlerine başvurarak hali­felerin dizilişi, fazilet kapsamındaki durumları, Hz. Ali’nin Halvetîler nez­­dindeki elkabı, ilmi, pirliği, Muhammed-Ali ortaklığı tetkike tabi tutulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bayramîlik</em> (218-225) nısfında; Hacı Bayram Velî’nin teşkilatlandırdığı eko­lün, Halvetî ve Nakşibendî diya­lektiğiyle meydana getirildiği anlatılmıştır. Ya­zıcıoğlu Ahmed Bicân (ö. 1454)’ın aktardığı men­ka­beyle Nûr-ı Muham­medî’ye ışık tutul­muştur. Akşemseddin (ö. 1459) vasıtasıyla <em>Bayramî</em> “yaratı­lış naza­riyesi” hikâye edilmiştir. Bununla beraber araştırmacı, ilk iki adla be­raber Şeyhî (ö. 1431) ve Abdurrah­man el-Askerî (ö. 1550)’deki söylemlerin bütüncül okumasını yaparak, dört halifenin de sırayla tarik çapında onurlan­dırıldığını göstermektedir. Hz. Ali’nin yukarıda bahsedilen birtakım ortak öge­leri, bura­da da incelenmiştir. <em>Diğer Tarikatlar</em> (226-232) isimli son başlığımız; üstte zikredilen ekollere nazaran daha dar bir yapı ve çerçeveye sahip olan: <em>Rifâîlik</em>, <em>Kübrevîlik</em> ve <em>Zeynîlik</em> okullarının Hz. Ali ile ilgili ka­bullerini ihtiva et­mektedir. Nısfın son aşamasındaysa umumî tari­katların ilerleyen süreçle bir­likte değer­lendirilmesi yapılarak bir sonuca varılmış­tır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İkinci Bölüm</em> (111-232)’ün sona ermesine takiben karşımıza çıkan <em>Üçüncü Bö­lüm</em> (233-304), <em>VII./XIII.-X./XVI. yy. Anadolu Halk Edebiyatında Menkıbevî Hz. Ali Tasavvurları</em> (233-236) ana başlığına sahiptir. Bölümümüz <em>Alpe­ren/Gazi Hz. Ali Tasavvuru</em> (236-260) ve <em>Velî Hz. Ali Tasavvuru</em> (260-304) bi­çiminde iki farklı alt başlığa ayrılmıştır. Alt başlıkların sunumu yapılmadan ev­vel Ünlüsoy, ana başlığın beyanını ver­miştir. Buna göre; yazarımız dinlerin ortaya çıkışının sonrasında çe­şitli sosyo-politik, ekonomik vecibe­lere sahip halkların birtakım farklı yönlerle, gerçekdışı şeylere inanma durumunda ol­duklarını belirt­mektedir. İslâm kavram ve tefekkür deryasında mezkûr ahva­lin izlerine miladî IX. yüzyılda, velî maka­mına layık görülmüş-çıkartılmış Allah ile Hz. Muhammed takipçilerinin; kerametle­rinde, hikmete nail cümlele­rinde, faziletlerinde rastlandığı aktarılmıştır. Hz. Os­man devrinde zuhur bu­lan menkabelerin özellikle Müslüman olan farklı halk çev­relerince yayılması ve onlarında kendi aklî öyküsel geleneklerine İslâmî bir cila vermeleriyle mi­tos değerine haiz anlatı verileri yaratılmıştır. Müdekkikimiz ta­nımı geçen hal vesilesiyle, Türklerin İslâm’a aşamalı geçişlerine değinmiştir. Türk­men züm­relerinin Şamanizm ve Asya-İran dinleriyle beraberinde getirdikleri mi­tolojik anlatıların MS XIII. yüzyıl Anadolusu’nda yok ol­madığından bahsetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Menkabevî geleneğin etik-doğrucu veya yararcı temeline (Doğru veya yanlış olsun, tarihi gerçekliğe zıt hale gelsin veya gelmesin; herhangi bir İslâmî öykünün amacı dinleyicisine “doğru yolu” göstermek, ders vermekti.) dair yazılan satırlar­dan sonra, İslâm Anadolusu’nda (MS XIII. yüzyılla başlayan Türk dev­letleri devri) kuşkusuz en fazla öyküye-masala yahut bir başka de­yişle efsanelere konu olan dinî odağı, Hz. Ali’yi işaret etmiştir. Ardından Hz. Ali’nin efsanevi-olağanüstü ya­şamının, tarihî hayatının aleyhine yükselmesi­nin geçişinin izlenebileceği kaynak­ları saymıştır: <em>Hz. Ali Cenknâmeleri</em>, <em>Gaza­vatnâmeleri</em>, Erzurumlu Mustafa Darîr (ö. MS XV. yüzyılın başlarında)’in <em>Siyer-i Nebî</em> ile <em>Vilâyet-nâme Manâkıb-ı Hün­kâr Hacı Bektâş Velî </em>isimli eserleri, Yemînî (ö. MS XVI. yüzyıl)’nin <em>Faziletnâme</em> man­zumu, Fuzûlî (ö. 1556)’nin <em>Hadîkatü’s-Sü’edâ</em> nam kitabı, Seyyid Hüseyin Gaybî (ö. MS XVI. yüzyıl)’nin <em>Şerhu Hutbeti’l-Beyân</em>’ı, Yazıcıoğlu Ahmed Bicân (ö. 1454)’ın <em>Muhammediye</em> adlı manzum eseri, Eşrefoğlu Rûmî (ö. 1469)’nin <em>Tari­katname</em> çalışması, Şem­seddin Sivâsî (ö. 1597)’nin <em>Menâkıb-ı Çehâr Yâr-i Güzîn</em> külliyatı. Ek olarak; Yunus Emre, Bâkî, Nev’î, Şâhidî İbrahim Dede, Hayâlî, Hayretî, Ahmed-i Da’i ve Necâti Bey gibi Anadolu’nun önemli şairlerinin <em>divan</em>ları kullanıl­mıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Alperen/Gazi Hz. Ali Tasavvuru</em> (236-260) alt başlığında; Türklerin İslâm di­nine girmelerinden evvelki <em>alplık</em> anlayışlarının ve alplık geleneğinin İslâm pos­tunu kuşanmış boy ile gruplar nezdindeki hali olan ga­ziliğin Hz. Ali kapsa­mındaki durumları sunulmaktadır. Hz. Ali’nin MS XIII ve MS XVI. yüzyıllardaki Ana­dolu’nun yiğitlik ve cihada gönül vermiş savaşçılık imgeleminin en önemli teza­hürü kabulü-gerçeği veri­sinden yola çıkan Ünlüsoy, Hz. Ali’nin yukarıda adı geçen kaynaklardaki <em>Tanrı aslanı</em>, <em>Haydar</em>, <em>Allah’ın arslanı</em>, <em>şah-ı merdân</em> gibi sıfatlarını keşfetmiştir. <em>Fütüvvetnameler</em>, <em>Dede Korkut Kitabı</em>, <em>Battal Gazi Destanı</em>, <em>Saltuk-Nâme</em> ve <em>Dânişmend-Nâme</em> eserlerinde Hz. Ali’ye yapılan atıflar irdelenmiştir. Hz. Ali hak­kında neşredilmiş <em>Cenknâme</em>ler pek çoktur. Hazreti Ali’nin putperest krallarla, ejderha, cin, yılan ve dev şeklindeki ütopik-mitolojik canavarlarla dövü­şüp onları saf dışı bırakarak, “din adına” cenk et­mesi babında yaratılan <em>Hz. Ali Cenknâmeleri</em>: MS XIII – MS XVI. yüzyıl Türk­menlerinin halet-i ruhiyesin ilginç ve ziyadesiyle araştırılmaya değer bir se­rencamıdır. Araştırmacımız, bu amaç doğ­rultusunda Hz. Ali’nin olağanüstü gücünü, kılıcıyla ve bedeninin türlü uzuvlarıyla gerçekleştirdiği akıl almaz ha­reketleri, kulak­ları delen narası, göz alıcı heybeti, ona her zaman yoldaşlık eden Düldül namlı atı ve Zülfikâr adlı kılıcı ile gece gün­düz süren maceralarını ilmî hudutlar içerisinde çözümlemeye çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Velî Hz. Ali Tasavvuru</em> (260-304) alt başlığında; Türklerin kadim yaşamla­rın­dan getirdikleri dinî ata-ulu kişi kültü ile İslâm dairesinde yer alan velî mo­tifinin kesiştiği yolda karşımıza çıkan en müessir in­sanlardan biri de Hz. Ali’dir. Müdek­kik Ünlüsoy, Hz. Ali’nin bu yönünü yetkince ortaya koyabilmek için alt başlığı üç nısfa taksim eylemiştir: <em>Genel Velî Tipleriyle Benzerlik Arze­den Menkıbeler</em> (260-265), <em>Şiî Kaynaklardan Aktarılan Menkıbeler</em> (266-299), <em>Kaynağı Belli Olmayan Menkıbeler</em> (299-304). <em>Genel Velî Tipleriyle Benzerlik Arzeden Menkıbeler</em> (260-265) nısfında; genel anlamda İslâm büyüklerinin, uluhiyet atfe­dilmiş zatların ki­şiliğine yüklenen tayy-i mekân (az bir vakitte çok uzun ve zorlu bir yolun bitiril­mesi) – bast-ı zaman (az zamanda çok işin ger­çekleştirilmesi), canı olmayan nes­neler ve hayvanat cinsiyle ile­tişim kurma, rüyayla mâlûm olma vs. teşekkülün­deki hususlar konu olmuştur. Parça kendi içinde altı parçaya ayrılmıştır: <em>Tayy-i Mekân &amp; Bast-ı Zaman</em> (261-262), <em>Suyun Üzerinden Geçmesi</em> (262), <em>Rüyayla Bilgi Sahibi Olması</em> (262-263), <em>Cansızlarla ve Ağaçlarla Konuşmas</em>ı (263-264), <em>Kuyu­daki Kovayı Eliyle Çı­karması</em> (264), <em>Hastalıkları İyileştirmesi</em> (264-265).</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Şiî Kaynaklardan Aktarılan Menkıbeler</em> (266-299) nısfında; Şia İslâm’ın yaygın kollarından biri olan İmâmiyye’nin önde gelen din insanlarının eserle­rinden fay­dalanılmıştır. Bunlar; es-Saffâr adlı müellifin <em>Besâiru’d-Derecât</em> is­mindeki eseri, el-Mes’ûdî isimli yazarın <em>İsbâtu’l-Vasiyye</em> telifi, eş-Şeyh el-Müfîd’in <em>el-İrşâd</em>’ı, es-Seyyid er-Râzî namlı düşünürün <em>Hasâisu’l-Eimme</em> adın­daki araştırması, el-Fettâl’ın <em>Ravza­tu’l-Vâizîn</em> tetkiki, Âlim el-Hillî’nin <em>Keşfu’l-Yakîn</em> adlı çalışması, Allâme el-Meclisî’nin <em>Bihâru’l-Envâr</em> teli­fâtıdır. Üstte yer işgal eden zikre şayan asarın, Anadolu’nun Türkçe yazın kütüphanesine ne şekilde bir tesiri olduğu bu­lunmaya çalışılmıştır. Nısfımız on altı parçaya ay­rılmış olup, dizilişi: <em>Harikulâde Doğumu</em> (266-273), <em>Çocukluk Dönemi</em> (273-275), <em>Evliliği</em> (275-277), <em>Ölüleri Dirilt­mesi</em> (277-279), <em>Ateşte Yanmaması</em> (279-281), <em>Demiri Eritmesi</em> (281), <em>Bel Sapını Ejderhaya Dönüştürmesi</em> (281-282), <em>Güneşin Geri Çevrilmesi</em> (282-284), <em>Fırat Nehri’nin Suyunun Azaltılması</em> (284-285), <em>Su Kaynağını Bulması</em> (285-286), <em>Gaybî Bilgisi</em> (286-288), <em>Bedenini Hz. Peygamber’in Bedeniyle Birleştirmesi</em> (288-289), <em>Miraç</em> (289-293), <em>Yalancı Bir Kimseyi Kör Etmesi</em> (293-294), <em>Muhaliflerinin Musi­bete Uğraması</em> (294), <em>Ha­yatın Son Anları</em> (295-299)’ndan meydana gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlarla birlikte araştırmacının kaynağını müspet nazarda bulamadığı Hz. Ali’ye ait birtakım olağan­üstü ögeler de mevcuttur. <em>Kaynağı Belli Olmayan Men­kıbeler</em> (299-304) adındaki son nısfımızda yer alan menkabelerin türü bu halde­dir: <em>Balığın Üzerinden Denizi Geçmesi</em> (299), <em>Namazın Bekletilmesi</em> (299- 300), <em>Cansız Bir Nesneyi Canlıya Dönüştürmesi</em> (300), <em>Kurumuş Ağacı Canlan­dırması</em> (301), <em>Cennetten Yiyecek Gelmesi</em> (301-302), <em>Bedeninin Bütün Evi Kaplaması</em> (302-304). <em>Bedeninin Bütün Evi Kaplaması</em> (302-304) parçasının sonunda Hz. Ali’nin velîlik mefhumu sonuç babında yorumlanarak <em>Üçüncü Bölüm</em> (233-304) bitirilmiştir. Genel hatlarla yukarıdaki sunumumuzda gös­terdiğimiz şekle haiz ki­tap: <em>Sonuç</em> (305-310), <em>Kaynakça</em> (311-347), <em>Dizin</em> (349-354) bölümleriyle sonlan­dırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Velhasıl; <em>Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıllar)</em> adındaki ki­tabı­mızın yazarı Sayın Ka­mile Ünlüsoy, Türkiye’de 20. yüzyılın son çeyreğine doğru daha da ilgi celp etmiş olan Alevîlik-Bektâşîlik tarihî sahasına yaptığı yetkin-inter­disipliner ve alanında ilk en geniş –şu anki halde <em>son</em>– literatür tara­masını ihtiva eden bu çalışmasıyla muazzam bir katkı sunmuştur. Akade­misyen araştırmacı­mız, Hz. Ali’nin XIII ve XVI. yüzyıllar dâhilindeki Türk-İslâm Anadolusu’na yansı­masının türlerini ulaşılabilecek en eski İslâmî ana kaynak­lardan başlayarak Ana­dolu’nun Türkçe neşredilmiş edebî ürünleriyle karşılaş­tırıp keş­fettiği sonuçları modern tetkiklerin bulgularıyla kuvvetlendirmiştir. Eser, günümüzde gerek Sünnî gerek Alevî inanç kesimlerince (ya da şöyle de­meliyiz; <em>kendisini hangi ekole, dinî ritüeller yoluna bağ­ladığı fark etmeksizin</em>) oldukça dar bir kutba ko­numlandırılan Hz. Ali’nin, realite tabanını göz önünde tutarak tarihî süreçte nasıl ve ne şekilde bir evrim ile gelişim izlediğini metodolojik tavırla göstermiştir. Bun­dan mütevellit tanıttığımız araştırma ki­tabı, Alevîlik-Bektâşîlik ve sair tarikatlar nezdinde sosyal araştırmalar yürüten kişiler, talebeler ve ilgili kimseler için baş­vurulması kesinlik arz eden kaynak­lardan biridir.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Tarih Bölümü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Ufuk Ali KAFTANLI (Lisans Öğrencisi)</strong><br />
<strong>ufukalikaftanli@outlook.com.tr</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">U. A. Kaftanlı, <em>Anadolu’da Hz. Ali Tasavvurları (XIII. – XVI. Yüzyıllar). </em>Yazar: K. Ünlüsoy, <em>Libri</em> V (2019) 15-27.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0179" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0179</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koranza ile Lagina</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 11:51:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0178</guid>

					<description><![CDATA[M. AYDAŞ, Koranza ile Lagina. İstanbul 2018. Ege Yayınları, 155 sayfa (1 çizim, 1 harita ile birlikte). ISBN: 9786059680769 Odak noktası olarak Koranza ile Lagina yazıtları ve bu yerlerle ilgili yazıtlar alınmış olan kitapta, Giriş öncesinde; İçindekiler (5-10), Önsöz (11), Kısaltma­lar (13-15), Eski Yunanca Sözcüklerin Telaffuzu (17), Latince Sözcüklerin Te­laffuzu (18) ve Bibliyografya (19-22) okuyucuya ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201903.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4106_lbr.201903-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>Koranza ile Lagina</h2>
<h3>Murat AYDAŞ</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786059680769<br />
<strong>Page:</strong> 155<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2018<br />
<strong>Location:</strong> İstanbul<br />
<strong>Publisher: </strong>Ege Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 11-14</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 30.12.2018 | <strong>Acceptance Date</strong>: 09.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_a2854c3b13bd3b1741f22957906b27e6" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201903.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201903.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>M. AYDAŞ, <em>Koranza ile Lagina. </em>İstanbul 2018. Ege Yayınları, 155 sayfa (1 çizim, 1 harita ile birlikte). ISBN: 9786059680769</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Odak noktası olarak Koranza ile Lagina yazıtları ve bu yerlerle ilgili yazıtlar alınmış olan kitapta, <em>Giriş</em> öncesinde; <em>İçindekiler </em>(5-10), <em>Önsöz </em>(11), <em>Kısaltma­lar </em>(13-15), <em>Eski Yunanca Sözcüklerin Telaffuzu</em> (17), <em>Latince Sözcüklerin Te­laffuzu</em> (18) ve <em>Bibliyografya </em>(19-22) okuyucuya sunulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Giriş</em>’te (23-27) öncelikle kitapla ilgili <em>Açıklamalar </em>(23-25) yer almaktadır. Burada Koranza, Lagina ve Stratonikeia üçgenine kısaca değinildikten sonra çalışmanın kapsamı ve yöntemiyle ilgili bilgiler verilmiştir. <em>Koranza’nın Yeri ve Koranza Bölgesi</em> (25) ile <em>Lagina’nın Yeri </em>(26-27) başlıkları altında Lagina’nın konumu (Koranza’nın lokasyonunun henüz bulunamadığı belirtilmiştir), yer­leşim ve kutsal alan karakteri, bağlı bulunduğu kentler ile birlikte başlıklarda belirtilmiş yerlerin yakın çevresinden, birçoğunun yeri saptanamamış olsa da varlığı yazıtlar aracılığıyla bilinen yerleşim ya da araziler tanıtılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Stratonikeia’dan Önce</em> (29) ana başlığı altında, belirtilen kentin birinci ve ikinci kuruluş tarihleri verildikten sonra kitabın ilk ana bölümü olan <em>Koranza Yazıtları</em> (31-47) (<em>İçindekiler</em> bölümünde <em>Stratonikeia’dan Önce </em>ifadesi bu başlığın yanında, parantez içinde verilmiştir) başlığı atılmıştır. Bu başlık al­tında verilen yazıtlar; bunların harf, noktalama işareti ve sayılardan oluşan kısaltmaları ile içeriğini anlatan birkaç sözcükten oluşan alt başlıklarda ince­lenmiştir. Eğer belirlenmişse yazıtların tarihi de parantez içinde, alt başlıkla­rın sonuna eklenmiştir. Yazıtlar incelenirken öncelikle yazıtın daha önce ya­yımlandığı kaynaklar belirtilmiş; ardından bulunduğu yer, eğer varsa envan­ter numarası, özgün (Eski Yunanca) metni, Türkçe çevirisi verilip yazar tara­fından gerek görülen durumlarda da yazıtla ilgili açıklayıcı bilgi ve görüşler paylaşmak yolu izlenmiştir. Bu bölümde ele alınan 15 yazıttan yalnızca 2 ta­nesinin bulunduğu yer olarak Koranza verilmiş olup diğer yazıtlar Koranza dolaylarından ya da buraya çok uzak olmayan yerlerdendir. Koranza dışından yazıtların da burada değerlendirilmesinin nedeni, bunların Koranza ya da buna benzer addaki yerlerle ilgisinden dolayı olmalıdır. Yazıtların içeriği; si­yasi, idari, dinî, toplumsal ve yapısal faaliyetlerle ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Stratonikeia’dan Sonra </em>(49) ana başlığı altında da yine bu kentin birinci ve ikinci kuruluş tarihleri (bu kez atıf yapılmadan) verilmiştir. Ardından kitabın ikinci ana bölümü olan <em>Lagina Yazıtları ve Antik Yazarlar</em> (51-117) (<em>İçindekiler</em> bölümünde <em>Stratonikeia’dan Sonra </em>ifadesi bu başlığın yanında, parantez içinde verilmiştir.) konusuna girilmiştir. Bu bölüm kendi içerisinde beş alt başlığa ayrılmıştır. Bu beş başlık da; <em>Koranza Yazıtları</em> için yapılanla aynı yön­tem izlenerek hazırlanmış, çoğunlukla yazıtları okuyucuya sunan alt başlık­lara ayrılmıştır. Yazıtlarla ilgili alt başlıkların içeriğinde izlenen yöntem de ge­nel olarak <em>Koranza</em> <em>Yazıtları</em>’nda uygulanmış olanla aynıdır. Bu bölümde, ya­zıtlar dışında bazı antik yazarlara ait metinlere de dört alt başlık altında yer verilmiştir.<em> LK. Kutsal Alan’ın Kuruluşu </em>(51-70) başlığı altında verilen 19 yazı­tın tümü Lagina’dan olup bunlar Lagina’daki inşa faaliyetleri, mimari yapılara ilişkin ayrıntılar; Hekate heykeli, kültü ve kutsal alanı ile ilgidir. Burada, Stra­bon’un eserinde Lagina Hekate Tapınağı’nın mimarının verildiği saptanan (Bu saptama Murat Aydaş tarafından daha önce yayımlanmış bir makalede yapıl­mıştır) bölüm ve aynı eserden, MÖ I. yüzyıldaki Lagina’nın durumu üzerine bilgi alınabilen bir başka bölüm daha aktarılmıştır. Stephanos Byzantinos’tan ise Lagina’da yapılan tapınağın neden Hekate’ye adandığıyla ilişkilendirilen ve MS VI. yüzyılda Lagina ve Laginalılar ile ilgili bilgi alınabilen bölümlerin çe­virilerine yer verilmiştir. Ayrıca Hesiodos’un anlatımından yola çıkılarak <em>Üçlü Hekate Heykelleri </em>(54) de yorumlanmıştır. 16 yazıtın yer aldığı<em> LHS. Hekate’ye Sunular </em>(71-81) adlı bölümde yalnızca Hekate kültünün merkezi Lagina’dan değil, aynı zamanda Stratonikeia ve Panamara’dan da Hekate ile ilgili yazıt­lara yer verilmiştir. <em>LKİSN. Kutsal Alan’da İlahlar, Sunaklar, Naiskos’lar </em>(82-90) başlığı altında 22 yazıt yayımlanmıştır. Bunlardan 12’si Lagina yazıtı olup Helios, Kanebos, Tykhe, Zeus, Hekate ve Augustus kültleriyle birlikte bazı din görevlilerinin onurlandırılmasıyla ilgilidir. Bu bölümde verilen yazıtlardan ge­riye kalanlarsa yine kült yazıtlarıdır. Bunlar birbiriyle bağlantılı düşünüldü­ğünden ya da Lagina çevresinden olduğu için burada değerlendirilmiştir. <em>LKH. Kutsal Alan’da Heykeller </em>(91-100) bölümündeki tümü Lagina’dan 20 yazıt; Hermes, bir <em>consul</em>, rahip-rahibeler, anahtar taşıyıcısı kızlar, sporcular ve çe­şitli kişilerin heykelleriyle ilgilidir. <em>LS. Stratonikeia’nın Yapıları. Mimari’de ve Toplumsal Yaşamda </em>(101-117) başlığı altında yayımlanan dördü Panamara, diğerleri Lagina’dan olmak üzere toplamda 16 yazıt; Stratonikeia yapılarının onarım ve inşa faaliyetleri ya da Stratonikeia’ya yapılan buğday alımı, bağışlar gibi konular içermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın üçüncü ve son ana bölümü, <em>Lagina’da, Panamara’da, Stratoni­keia’da Koraza’lılar (Stratonikeia’dan Sonra) </em>(119-145) başlığını taşımakta­dır. Bu bölümdeki ilk alt başlık <em>Lagina</em> (119-124) ya da <em>İçindekiler</em>’de belirti­lene göre <em>LKZ. Lagina’da Koraza’lılar</em>dır. Burada verilen Lagina’dan 15, Ka­faca-Akçehisar’dan 1 yazıt; Koranzalılardan (Korazalılar) söz etmektedir. Ar­dından da yine Koranzalılardan söz edilen <em>Panamara</em>’dan (125-138) (<em>İçinde­kiler</em> bölümünde başlık: <em>PKZ. Panamara’da Koraza’lılar</em>) 19, <em>Stratonikeia</em>’dan (139-145) (<em>İçindekiler</em> bölümünde başlık: <em>SKZ. Stratonikeia’da Koraza’lılar</em>) 14 [biri sur dışından (Börükçü)] yazıt yayımlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sonuç </em>(147-148) bölümünde öncelikle çalışmanın kapsamı üzerine kısaca bilgi veren yazar; Koranza, Lagina ve Stratonikeia üçgeni üzerine değerlen­dirmelerini dile getirmiştir. Ardından Stratonikeia, Lagina, Panamara ve Ko­ranza (?) ile birlikte bunların dolaylarında bulunan yerleri (Türk dönemi ad­landırmalarıyla) gösteren harita verilmiştir. Haritanın ölçeği, bunların böl­gede nerede olduğunu göstermekten çok birbirlerine olan uzaklığını göste­recek düzeydedir. Ancak ölçek belirtilmemiş olduğundan bu uzaklıkların da bölgeyi bilmeyenlerce anlaşılması olanaksızdır. <em>İndeks</em> (151-155) bölümüyle kitap sona ermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplamda 157 yazıtın yayımlandığı bu çalışmada daha önce yayımlanma­mış bir yazıt bulunmamaktadır. Kitap, tüm ve yalnızca Koranza ile Lagina ya­zıtlarının toplandığı bir katalog çalışması da değildir. Koranza ve Lagina do­laylarındaki yerlerden yazıtlara da gerekli görüldüğü durumlarda yer verilen kitapta, Lagina’dan gerekli görülmeyen bazı yazıtlara yer verilmemiştir. Ya­zıtlardan tartışmaya açık olan, <em>facsimile</em>’si eklenmiş birinin görseli verilmiş; bunun dışında yazıtlarla ilgili herhangi bir görsel yayımlanmamıştır. Yazıtlar kronolojik bir sırayla verilmemiştir. Bununla birlikte Stratonikeia’nın kurulu­şundan önce ve sonraya tarihlenenler arasında ayrım yapılmıştır. Yayımlanan <em>Koranza Yazıtları</em> başlıkta belirtildiği üzere -genellikle- Stratonikeia’dan ön­ceye tarihlenmekteyken bu yazıtlardan ikisi istisnai olarak Stratonikeia’nın kuruluşundan sonraya tarihlenmektedir. <em>Açıklamalar</em>’da bazı yazıtların <em>yeni­den makul ve bilimsel </em>olarak tarihlendirildiği belirtilmiştir. Ancak tarihlendir­melerin <em>makul ve bilimsel</em> nedenleri, metin içerisinde okuyucuya açıklanma­mıştır. Yazar tarafından da nedenleriyle belirtildiği üzere bazı yazıtlar satır numaralı bazıları bunlardan yoksun verilmiştir. Kimi çevirilerde Eski Yunanca sözcük ile sözcüğün Türkçe karşılığı aynı anda yer almaktadır. Bu durum her ne kadar yazar tarafından belirtilmiş olsa da Eski Yunanca bilmeyen okuyucu için yanlış anlamalara neden olabilir. Bazı durumlarda ise -yöntem açısından tutarsızlık yaratmak pahasına- Türkçe karşılıklar dipnot ile verilerek bu karı­şıklığın önüne geçilmiştir. Kitaba özellikle Koranza, Lagina ve Stratonikeia üzerine çalışan kişilerce başvurulabilir.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Özgür KAYA (PhD)</strong><br />
<strong>ozgurkayaa91@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">Ö. Kaya, <em>Koranza ile Lagina. </em>Yazar: M. Aydaş, <em>Libri</em> V (2019) 11-14.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0178" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0178</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbn Haldun’un Mukaddime’sinde Maişet Yolları</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0177</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 11:44:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0177</guid>

					<description><![CDATA[O. SAĞSÖZ, İbn Haldun’un Mukaddime’sinde Maişet Yolları. İstanbul 2018. Vakıfbank Kültür Yayınları, 171 sayfa ( 3 Tablo ile birlikte). ISBN: 9786057947253 Tarihin, diğer disiplinler ile diyalektik bir anlatı inşası çabaları genel olarak modern tarih çalışmalarına dair bir kaygıymış gibi görülmektedir. Bu doğrul­tuda geçtiğimiz yüzyılda özellikle batı menşeili tarih yazımında önemli çaba­lar gösterilmiş, geliştirilen kuramsal altyapılarla ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201902.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4105_lbr.201902-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>İbn Haldun’un Mukaddime’sinde Maişet Yolları</h2>
<h3>Ozan SAĞSÖZ</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786057947253<br />
<strong>Page:</strong> 171<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2018<br />
<strong>Location:</strong> İstanbul<br />
<strong>Publisher: </strong>Vakıfbank Kültür Yayınlar</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 7-10</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 28.12.2018 | <strong>Acceptance Date</strong>: 07.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_b9381b98e0041ffc6ed010d2adc661b9" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201902.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201902.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>O. SAĞSÖZ, <em>İbn Haldun’un Mukaddime’sinde Maişet Yolları</em>. İstanbul 2018. Vakıfbank Kültür Yayınları, 171 sayfa ( 3 Tablo ile birlikte). ISBN: 9786057947253</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin, diğer disiplinler ile diyalektik bir anlatı inşası çabaları genel olarak modern tarih çalışmalarına dair bir kaygıymış gibi görülmektedir. Bu doğrul­tuda geçtiğimiz yüzyılda özellikle batı menşeili tarih yazımında önemli çaba­lar gösterilmiş, geliştirilen kuramsal altyapılarla “<em>tarih olgusu</em>” yeniden şekil­lendirilmeye çalışılmıştır. Düşünce tarihinden, mekân-tarih ilişkisine kadar birçok mesele yapı sökümüne uğramış, yer yer bu söküm doğrultusunda yeni tarih anlayışları inşa edilmiştir. Tüm bunların temel sebebinin sosyoloji, fel­sefe ve siyaset bilimi gibi beşerî bilimlerin geçtiğimiz yüzyıllarda kendilerine yeni yollar çizmesiyle bağlantılıdır. Bu minvalde tarih “<em>bilimi</em>” de diğer beşerî bilimlerin dönüşümüne dâhil olmuş, tüm bu bilimlerin dönüştürülmesinde katkısı olduğu gibi, bu bilim dallarınca da büyük bir dönüşüme uğramıştır. Günümüz tarihçiliği tüm bu süreci “<em>modern</em>” tarihçilik ile açıklama eğilimi gösterse de tarihin diğer disiplinler ile etkileşiminin kökenlerini “<em>moderni­teye</em>” atfetmek oldukça yetersiz bir çabadır. Zira henüz bu kavramların hiçbiri oluşmamışken yaşadığı dönemin tarih perspektifinin çok daha dışında bir metin ortaya koyan İbn Haldun hâlihazırda bu disiplinlerarası altyapıyı çok daha öncesinde kurmuştu. İbn Haldun’u doğrudan tarihçi olarak adlandır­mak bu sebepten ötürü oldukça yetersiz görünmektedir. Günümüz perspek­tifinden bakıldığında onun için “<em>antropolog</em>”, “<em>sosyolog</em>” ve “<em>siyaset bilimci</em>” gibi yakıştırmalarda bulunmak abartılı değil, eksiktir. Bu açıdan bakıldığında onu disiplinlerarası bir beşerî bilimci olarak görmek bir mecburiyet olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1332 senesinde Tunus’ta dünyaya gelen İbn Haldun, uzun seneler siya­setle uğraşmış ve siyasetin doğal bir sonucu olarak siyasi çalkantıların orta­sında kalmıştır. Hiçbir zaman ilimden uzak kalmamasına rağmen onun tam manasıyla eser üretmeye kendini adadığı dönem 1375-1383 seneleri arası olarak görülmektedir. 7 cilt olarak kaleme aldığı e<em>l-İber</em> adlı eseri onun tarihe dair telif ettiği en ayrıntılı metindir. Fakat bu eseri giriş olmaksızın sunmak istemeyen İbn Haldun, eserine giriş mahiyeti taşıyan “<em>Mukaddime</em>”yi kaleme alır. 5 ayda kaleme aldığı bu eser İslâm tarih yazımında eşsiz bir nitelik taşı­maktadır. Hatta Mukaddime’nin muhteviyatı günümüz bilimsel çalışmaları ile karşılaştırıldığında bir girişten daha çok teorik arka plan izlenimi uyandır­maktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İbn Haldun kendisinden sonra yaşayan birçok düşünce insanı ve tarihçiyi etkilemiştir; hatta Osmanlı döneminde İbn Halduncu isimler karşımıza çık­maktadır. Fakat İbn Haldun’un tam manasıyla uluslararası bir üne kavuşması geçtiğimiz yüzyılda olmuş, bu minvalde geniş bir İbn Haldun kitaplığı oluş­muştur. Bu açıdan Türkiye’de de telif metinler üretilmekle beraber, dünyanın diğer yerleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’de yapılan İbn Haldun çalışmaları niceliksel açıdan oldukça cılız kalmıştır. Tanıtımını yapmakta olduğumuz Ozan Sağsöz’ün <em>İbn Haldun’un Mukaddime’sinde Maişet Yolları </em>eseri bu açı­dan dilimizde yapılan önemli bir telif çalışması olarak görülüyor. Kendisinin eseri Ahmet Tabakoğlu danışmanlığında hazırladığı yüksek lisans çalışmasına dayanmaktadır. Bizim bu kitabı tanıtmaktaki temel gayemiz, İbn Haldun ki­taplığı açısından büyük önem arz ettiği kanaatinde olduğumuz bu kitabın daha geniş kitlelere ulaşabilmesi ve okuyucu adaylarının nelerle karşılaşaca­ğına dair bir içerik oluşturmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vakıfbank Kültür Yayınları’ndan 2018 senesinde çıkan bu çalışma 3 ana bölümden oluşmaktadır. Eserin temel gayesi İbn Haldun’un maişet üzerine değindiği hususları iktisadi bir gözle incelemek ve değerlendirmektir. Çalış­manın “<em>Giriş” </em>bölümünde çalışmanın metodolojisi ve amacı açıklanır ve bi­rinci bölüme geçilir. Birinci bölüm “<em>İbn Haldun’dan Önce Yakındoğu’da Tarih Bilimi” </em>başlığını taşımaktadır. Yazar bu bölümde antik çağdan başlayarak İbn Haldun’a kadar gelen süreçte tarih biliminin nasıl bir dönüşümden geçtiğini gözler önüne serer. Lakin bunu yaparken İbn Haldun’un perspektifi gözden kaçırılmamıştır. Zira ilgili bölümde İbn Haldun’un kendisinden önceki tarihçi­ler üzerine yaptığı sınıflandırmalar, eleştiriler ve övgüler perspektifinde bir anlatı sunulur. İbn Haldun’un “<em>büyük tarihçiler</em>” olarak atıfta bulunduğu ta­rihçiler titizlikle incelenmiştir. Bu bölümde İbn Haldun’un <em>el-İber</em> adlı eseri hakkında da bilgiler sunulmuş ve onun tarihçiliği incelenmiştir. Yazar bu bö­lümde İbn Haldun’un hayatı ve Mukaddime’yi yazma sürecini paralel ele al­mış ve onun deneyimlerinin esere katkısını gözler önüne sermiştir. İlgili bö­lümde Mukaddime’nin modern dillere yapılan çevirilerinden söz edilir. Ayrıca Mukaddime’nin tarihçiliğe getirdiği yeni perspektif ele alınır. Bölümün diğer bir konusu ise Mukaddime’nin kısımları ve nazariyelerinin incelenmesidir, burada İbn Haldun’un toplumsal kategorizasyonu incelenir ve onun perspek­tifinden bu kategorizasyona ışık tutulur. İlk bölüm esas olarak İbn Haldun’un tarihe nasıl baktığı ve onun Mukaddimesinin nasıl şekillendiği üzerine kurul­muştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci bölüm ise “<em>İbn Haldun’da İktisadî Vaziyetler”</em> başlığını taşımaktadır. Bölüm, İbn Haldun’un tarihi nasıl disiplinlerarası incelediğinin anlaşılması ba­kımında büyük önem arz etmektedir. Zira İbn Haldun içerisinde bulunduğu ve kendisinden önce yaşayan devletlerin iktisadî vaziyetleri hakkında tefer­ruatlı bilgiler sunmaktadır. Bu bölümde İbn Haldun’un iş bölümüne dair fikir­leri, modern iktisat teorisyenlerinin fikirleri ile karşılaştırmaları bir şekilde ele alınmıştır. İbn Haldun ve öncesindeki İslamî yazarların iş bölümü meselesin­deki örnekleri, modern teorilerle kıyaslanmış, benzerlikleri ve çelişkileri de­ğerlendirilmiştir. İhtiyaçlar meselesi de ilgili bölümün önemli bir başlığıdır. Yazar bu başlıkta İbn Haldun üzerine telif edilen diğer eserlerdeki İbn Haldun ihtiyaçlar meselesini dikkatle ele alarak kendi anlatısını geliştirmiştir. Burada temel olarak İbn Haldun’un ihtiyaç türlerini sınıflandırma şekli ve bu sınıflan­dırmanın onun nazariyeleri kapsamında incelenmesidir. Bu bakımdan onun görüşleri Gazali gibi ilim insanları ile de kıyaslanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bölüm’ün başlığı “<em>İbn Haldun’a göre Geçim Yolları</em>”dır. Bu bö­lümde İbn Haldun’un perspektifinden geçim meselesi ele alınır. Bu konu ele alınırken toplumsal kategorizasyon temelli görüşleri incelenir. İbn Haldun’un “tabiî” ve “tabiî” bulmadığı geçim yolları üzerin geliştirdiği fikirler incelenir. Bu bölümde geçim üzerinden vergi meselesi de ele alınır ve vergi/refah iliş­kisi modern iktisat teorileri ile karşılaştırılarak anlatılır. Bu bölümde İbn Hal­dun’un fikirleri sadece iktisadi kuramlar ile karşılaştırılmakla kalmamış antro­polojik verilerle de kıyaslamalar yapılmıştır. Geçim meselesi incelenirken İbn Haldun’unda bir parçası olduğu “<em>İslâm</em>” perspektifi incelemeye dâhil edilmiş­tir. Hatta yazar İbn Haldun’un geçim meselesine “<em>dini</em>” mi, yoksa “<em>iktisadi</em>” mi, baktığını dikkatle incelemiştir. Yazar bahsi geçen mesleklere de titiz bir bakış sunmuştur. Eser üçüncü bölümünün ardından sonuç bölümüyle son bulur. İlgili bölümde tüm bu meselelerin genel bir tartışması ve incelemesi bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak ilgili eser ortaçağ iktisat tarihi ve İbn Haldun çalışmaları ba­kımından önemi haiz bir çalışmadır. Yazar İbn Haldun’un iktisadi durumlar hakkındaki görüşlerini “<em>maişet</em>” üzerinden inceler. Burada en dikkati geçen İbn Haldun’un geliştirdiği birçok nazariyenin sonraki yüzyıllarda habersiz bir biçimde erken modern ve modern iktisat teorisyenleri tarafından tekrarlan­mış olmasıdır. Bu durum hem eserin önemini arttırırken hem de İbn Hal­dun’un çok bilinmeyen bir yönüne daha ışık saçar. Zira İbn Haldun’un “<em>tarih</em>”, “<em>sosyoloji</em>” ve “<em>antropoloji</em>” gibi alanlardaki öncül fikirleri uzun yıllardır bilinse de, onun iktisat üzerine olan fikirleri bu eser sayesinde daha anlaşılabilir kı­lınmıştır.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Tarih Anabilim Dalı<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Doğan Mert DEMİR (PhD)</strong><br />
<strong>doganmdemir@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">D. M. Demir, <em>İbn Haldun’un Mukaddime’sinde Maişet Yolları. </em>Yazar: O. Sağsöz, <em>Libri</em> V (2019) 7-10.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0177" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0177</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pro Rege Deiotaro/Kral Deiotaros Savunması</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2019-en/lbr-0176</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 11:21:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2019]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0176</guid>

					<description><![CDATA[CICERO, Pro Rege Deiotaro/Kral Deiotaros Savunması. İstanbul 2017. Kabalcı Yayınevi, 126 sayfa. Çev. E. N. AKDOĞDU-ARCA. ISBN: 9786059872508 Orta İtalya’daki Arpinum kasabasında, equites sınıfına mensup bir ailede dünyaya gelen Marcus Tullius Cicero, MÖ 63 yılında Roma’da consul seçildi­ğinde 43 yaşındaydı. Roma devlet düzeninde en üst memuriyeti ifade eden bu makama seçilmeden önce, 23 yaşındayken avukatlık ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201901.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/4104_lbr.201901-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>Pro Rege Deiotaro/Kral Deiotaros Savunması</h2>
<h3>CICERO</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786059872508<br />
<strong>Page:</strong> 126<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2017<br />
<strong>Location:</strong> İstanbul<br />
<strong>Publisher: </strong>Kabalcı Yayınevi</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> V (2019) 1-5</strong><br />
<strong>Received Date</strong>: 28.12.2018 | <strong>Acceptance Date</strong>: 06.01.2019<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 17.01.2019<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2019</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_4870eb7c5886aaf4a5f4eed6b781b4a9" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201901.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2019/01/lbr.201901.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div>
<p style="text-align: center;"><strong>CICERO, <em>Pro Rege Deiotaro/Kral Deiotaros Savunması</em>. İstanbul 2017. Kabalcı Yayınevi, 126 sayfa. Çev. E. N. AKDOĞDU-ARCA. ISBN: 9786059872508</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Orta İtalya’daki Arpinum kasabasında, <em>equites</em> sınıfına mensup bir ailede dünyaya gelen Marcus Tullius Cicero, MÖ 63 yılında Roma’da <em>consul</em> seçildi­ğinde 43 yaşındaydı. Roma devlet düzeninde en üst memuriyeti ifade eden bu makama seçilmeden önce, 23 yaşındayken avukatlık mesleğine adım at­mış ve zamanla Roma’nın en önemli hatiplerinden biri haline gelmişti. Elde ettiği başarılarla <em>cursus honorum</em> kariyerinde sırasıyla; MÖ 75 yılında <em>quaes­tor</em>, MÖ 69 yılında <em>aedilis</em> ve MÖ 66 yılında da <em>praetor</em> görevlerini yürüt­müştü. Caesar’ın, emrindeki lejyonlarla 10 Ocak MÖ 49 tarihinde Rubicon Nehri’ni geçerek Roma’ya yürümesi sonucu çıkan İç Savaş’ta Pompeius’un yanında yer aldı. Ancak Pompeius ve taraftarları, 9 Ağustos MÖ 48’de Phar­salos Savaşı’nda Caesar’ın lejyonları karşısında yenilgiye uğradılar. Savaşın ardından Pompeius’un yanında yer alan birçok Romalı gibi Cicero da Caesar tarafından affedildi ve böylece yeniden Roma’ya döndü. Caesar’ın 15 Mart MÖ 44 tarihinde suikaste kurban gitmesinin ardından çıkan kargaşa orta­mında bu kez kazanan taraf olan Octavianus’un yanında yer aldı. Ancak bu durum, Octavianus’un da dâhil olduğu <em>II. Triumvir</em> Dönemi (MÖ 43-27) baş­larken, M. Antonius’un emriyle idam edilmesini engelleyemedi. İdamının ar­dından dili ve elleri, büyük bir ironi örneği olarak, zamanında çok sayıda et­kileyici söylevler verdiği <em>Senatus</em>’un kapısına çivilendi. Cicero’nun, günümüze önemli bilgilerin aktarılmasına vesile olan siyaset, felsefe ve retorik konulu eserlerinin yanı sıra, farklı zamanlarda verdiği birçok kaydedilmiş söylevi de bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cicero’nun <em>Orationes Caesarianae</em> olarak isimlendirilen 3 söylevinden so­nuncusu olan <em>Pro Rege Deiotaro/Kral Deiotaros Savuması</em>, Akdeniz Üniversi­tesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü, Latin Dili ve Ede­biyatı Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Ebru N. Akdoğu Arca tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştır. Kitabın ana bölümü, MÖ 45 yılında Galatia kralı ve Gala­tia’daki üç <em>tetrarkhes</em>’ten biri olan Deiotaros’a yöneltilmiş suçlamalara karşı Cicero’nun yaptığı savunma konuşmasından oluşmaktadır. Eser; <em>Önsöz</em> (6-8), <em>Çeviri Yöntemi</em> (9-10), <em>Antik Eser Kısaltmaları</em> (11- 12) ve <em>Diğer Kısaltmalar</em> (13) bölümleriyle başlatılmıştır. <em>Giriş</em> (14-44) bölümü 5 alt bölüme ayrılmıştır. Bu alt bölümler; <em>Pro Rege Deiotaro Oratio – Deiotaros Özelinde Metnin Ta­rihsel İçeriği </em>(14-20), <em>Cicero ve Caesar Özelinde Tarihsel Ardalan</em> (20-31), <em>Metnin Değerlendirilmesi</em> (23-31), <em>Caesar’ın Deiotaros’a İlişkin Kararı</em> (31-34) ve <em>Metnin Rhetorik Öğeler ve Yargılama Usülleri Eşliğinde İrdelenmesi ve Özetlenmesi</em> (34-44) şeklinde isimlendirilmiştir. <em>Pro Rege Deiotaro – Kral Deiotaros Savunması</em> (48-95) isimli ana bölümdeki metnin Latince ve Türkçe olarak sunulduğu görülmektedir. Kitap<em> Son Notlar </em>(96-121) ve <em>Kaynakça</em> (122-126) bölümü ile tamamlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Önsöz</em> (6-8) kısmında Kral Deiotaros Savunması’nın içeriğinden ve diğer Türkçe çevirisinden bahsedilmekte, çevirinin amacı ifade edilmektedir. <em>Çeviri Yöntemi</em> (9-10) kısmında çeviride esas alınan kaynaklara ve edisyonda kulla­nılan kısaltmalara yer verilmiştir. <em>Antik Eser Kısaltmaları</em> (11-13) ve <em>Diğer Kı­saltmalar</em> (13) kısımlarında eserde yapılan kısaltmalar açıklanmaktadır. <em>Giriş</em> (14-44) bölümü 5 alt bölüme ayrılmıştır. <em>Pro Rege Deiotaro Oratio – Deiota­ros Özelinde Metnin Tarihsel İçeriği </em>(14 -20) alt bölümünde, kral Deiotaros ile Roma ilişkilerine değinilmekte, karşılıklı beklentiler ve talepler çerçevesinde ilişkinin gelişimi anlatılmaktadır. <em>Cicero ve Caesar Özelinde Tarihsel Ardalan</em> (20 -31) alt bölümünde, Cicero’nun Cilicia valiliği sırasında (MÖ 51-50), Deiotaros’la irtibatı, Caesar’ın MÖ 48 kışını İskenderiye Savaşı ile geçirmesi­nin ardından Suriye ve Karadeniz’e geçerek Mithradates VI Eupator’un (MÖ 134-63) oğlu Pharnakes’e karşı MÖ 2 Ağustos 47 tarihinde Zela’da kazandığı zaferin ardından Roma’ya dönüşü aktarılmaktadır. <em>Metnin Değerlendirilmesi</em> (23 – 31) başlıklı alt bölümde, Pharsalos Muharebesi’nden (MÖ 48) sonra Roma’ya dönen Cicero’nun MÖ 46-45 yılları arasında verdiği söylevlere yer verilmektedir. Ardından Caesar konuşmaları <em>orationes Caesarianae</em> olarak bi­linen söylevler hakkında kısaca bilgi verilmekte ve Cicero’nun Deiotaros’u sa­vunma stratejisi üzerinde durulmaktadır. Cicero’ya göre kralın Pompeius’un yanında yer alması bir hatadır <em>error</em> ve bu hataya birçok kişi düşmüştür. Bu durum, Caesar’ın ünlü <em>clementia</em>’sını hak etmektedir. Alt bölümde ayrıca Deiotaros’un savunmasını üstlenen Cicero’nun bu dönemde Caesar ve yan­daşlarına ölçülü ve temkinli bir tavırda yaklaştığı, üstlendiği savunmaların so­nucunda dostlarının Caesar tarafından <em>Senatus</em>’ta affedilmesi üzerine, bir an için Roma Cumhuriyet Dönemi’nin <em>Senatus</em>’una dönüldüğünü zannetmesi aktarılmaktadır. Aynı alt bölümde Deiotaros konuşmasının uzunluğu hak­kında yapılan değerlendirmeler yer almaktadır. <em>Caesar’ın Deiotaros’a İlişkin Kararı</em> (31-34) alt bölümünde, Ceasar’ın Deiotaros hakkındaki kararının bilin­mediği, ancak nihayetinde kralın ölüm cezasına çarptırılmadığı belirtilmekte­dir. <em>Metnin Retorik Öğeler ve Yargılama Usülleri Eşliği­nde İrdelenmesi ve Özetlenmesi</em> (34-44) alt bölümünde metnin retorik özelliklerine değinilmek suretiyle genel bir özeti sunulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Pro Rege Deiotaro Kral Deiotaros Savunması</em> (48-96) isimli bölümde met­nin Türkçe çevirisinin, Latince aslı ile birlikte sunulduğu görülmektedir. Bu bölüm, <em>Metnin Rhetorik Öğeler ve Yargılama Usülleri Eşliğinde İrdelenmesi ve Özetlenmesi</em> (34-44) alt bölümünde belirtildiği şekilde; giriş [exordium], anlatım [narratio], çürütme [reprehensio] ve sonuç [conclusio] ayrımlarına uygun olarak tanıtılacaktır. Savunmanın giriş [exordium] (48-55) kısmında Ci­cero, tecrübesi ve yaşına rağmen bu davada kendisini alt üst eden çok şey olduğunu ifade ederek söze başlamaktadır. Deiotaros’un hayati tehlikesi bu­lunmaktadır ve <em>bir kralın kellesinden davalı olması</em> duyulmuş şey değildir. Ci­cero, <em>Senatus</em> tarafından birçok hizmeti nedeniyle taçlandırılan kralın, şimdi kendi torunu ve kölesi tarafından suçlandığını söylemektedir. Bu kısımda aynı zamanda davanın yasal geçerliliği üzerinde de durulmaktadır; Roma’da dü­zenlenen yasaların temelinde yer alan köklü geleneğe göre, Roma’da bir köle işkence altında olsa dahi efendisi aleyhine bir tavır içinde bulunamaz. Dava­nın yargıcının ve davanın görüldüğü yerin de Cicero’yu rahatsız ettiği anlaşıl­maktadır. Nitekim dava Caesar’ın yargıçlığında ve Caesar’ın evinde görül­mektedir. Cicero, Caesar’ı övmesine rağmen, kendi yaşamına kastettiği iddia edilen birinin yargıçlığını yürütmesinin güç olacağına değinmektedir. Ci­cero’nun üstü kapalı olarak söylemeye çalıştığı durum, Roma hukukunun te­mel teamülü olan ‘hiç kimse kendi davasında yargıç olamaz’ <em>nemo iudex in propia causa </em>ilkesinin çiğnenmesidir. Bu tür davaların genelde <em>forum Roma­num</em>’da kalabalık eşliğinde görüldüğünü belirten Cicero, şimdi Caesar’ın evinde ve sadece ikisinin olduğu bir mekânda savunma yapacak olmasının kendisini rahatsız ettiğinden bahsetmektedir. Burada yine gizli bir eleştiri bu­lunmaktadır; davanın bu şekilde görülmesinin krallık döneminde yapılan bir uygulama olduğu bilinmektedir. Savunmanın anlatım [narratio] (55-62) kıs­mında Cicero, Caesar’ın Deiotaros’a öfkesinin nedeni olarak gördüğü, kralın Pompeius yanlısı tutumunun gerekçelerini ifade etmektedir. Deiotaros, Cae­sar ile savaşan Pompeius’a <em>yardımcı kuvvetlerini ya da hatta oğlunu</em> <em>dahi gön­dermişse</em> bile, bu tutumuyla sadece o anda birçok Romalının içine düştüğü duruma sürüklenmişti. Cicero, iletişimsizlik nedeniyle Caesar’ın uzlaşma ça­balarına yönelik hiçbir bilginin krala ulaşmadığını, kralın da bu nedenle kendi ülkesi için endişelenerek Pompeius’un yanında yer aldığını, Pharsalos Muha­rebesi’nden (MÖ 48) sonra Pompeius’tan ayrıldığını, İskenderiye ve Zela çar­pışmalarında ise (MÖ 48-47) Caesar’ı desteklediğini ifade etmektedir. Savun­mada en geniş yer ayrılan çürütme [reprehensio] (63-91) kısmında ise Cicero, Deiotaros’a yöneltilen suçlamaların tutarsızlığından bahsetmektedir. Esas suçlama, Deiotaros’un İskenderiye Savaşı sonrasında Bloukion Sarayı’nda ko­nuk ettiği Caesar’a iki kez suikast girişiminde bulunmuş olmasıdır. Cicero kra­lın böyle bir girişimde bulunmayı istemesi için tamamen aklını kaçırmış ol­ması gerektiğini ifade eder. Suçlamayı yapanların Deiotaros’un siyasi men­faat peşinde koşan torunu Castor ile kralın hekim kölesi Phidippus olduğu anlaşılmaktadır. Cicero davadan önce Phidippus’un iddialarını dinlemiştir. Ci­cero’nun izleminine göre köle, Castor tarafından rüşvetle yoldan çıkarıldığı için kral hakkında düzmece hikâyeler anlatmaktadır. Nitekim Phidippus’un ifadesine göre ilk suikast girişimi, Deiotaros’ın Caesar’ı şereflendirmek ama­cıyla armağanlar sunmak istediği özel odada gerçekleşmiştir. Odada silahlı adamların bulunduğunu iddia eden köle, Ceasar’ın bu oda yerine yemek oda­sına gitmeyi tercih etmesi nedeniyle kurulan tuzaktan kurtulduğunu söyle­mektedir. Cicero bu iddiaları komik bulmaktadır; bir zehirle kolayca halledi­lebilecek bir girişim için çok fazla çaba harcanmaktadır. İkinci suikast girişimi­nin ise ertesi gün Caesar’ın yemekten sonra banyoya gitmek istediğinde ger­çekleştirildiği iddia edilmektedir. Ancak Caesar’ın bu kez de banyo yerine ya­tak odasına gitmeyi tercih etmesi nedeniyle suikast girişiminin başarısız ol­duğu öne sürülmektedir. Cicero suçlamayı <em>bu adam banyoya bronzdan bir bölük mü yerleştirdi ki, onlar banyodan yatak odasına geçemediler</em> sözleriyle eleştirmektedir. Diğer yandan, sözde tüm olaylara şahit olduğu bilinen bu ki­şilerin Deiotaros tarafından elçi olarak Roma’ya gönderilmesinin tutarsızlığı ifade edilmektedir. Suikast suçlamalarının yanı sıra Deiotaros’un Caesar kar­şıtı Caecilius’a adam yolladığı da iddia edilmektedir. Cicero Deiotaros’un bu hareketini mazur göstermeye çalışır, hem oğlu hem kendisi Caesar tarafın­dan kral olarak adlandırılmışken böyle bir düşmanlık yapmayacağını belirtir. Deiotaros’un torunu Castor’u da eleştiren Cicero onu nankörlükle suçlamak­tadır. Deiotaros’un elçi heyeti üyelerinden biri olan Blesamius’un adı kulla­narak yapılan iddialardan bahsedilen kısım özellikle dikkat çekmektedir. Ni­tekim Cicero aslında bir iddiayı dile getirirken Caesar’ın <em>tiran</em> olarak adlandı­rılmasından, heykelinin kral heykellerinin arasına dikilmesinden bahsetmek­tedir. Ancak gerçekte kendisinin de içten içe katıldığı bu ‘iddiaları’, yaptığı savunmanın devamında derhal çürüttüğü görülmektedir. Savunmanın sonuç [conclusio] (91-95) kısmında Caesar’ın vereceği kararın önemi üzerinde du­rulmaktadır. Cicero, olumsuz bir kararın şimdiye dek Caesar tarafından affe­dilen kişilerde bir korkuya sebebiyet vereceği ifade edilmektedir. Son olarak Caesar verdiği kararla Deiotaros’a yüz karası bir leke ve acınası bir felaket getirecek ya da onu bağışlayarak hayatını kurtaracaktır. Kitap, ana bölümün bitmesini takiben, metne ilişkin açıklamaların yer aldığı <em>Son Notlar</em> (96-121) ve kitapta yararlanılan eserlerin listelendiği <em>Kaynakça</em> (122-126) bölümleri ile tamamlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cicero, <em>Pro Rege Deiotaro Kral Deiotaros Savuması</em>’nı MÖ 45 yılında, eski bir devlet adamı ve deneyimli bir hatip olarak alışkın olduğu koşullar dışında yapmıştır. Cumhuriyete ilişkin değerlerin giderek terk edilmeye başlandığına işaret edecek şekilde; <em>dictator </em>unvanına haiz bir yargıca karşı, yargıcın evinde, yine yargıcı öldürmeye teşebbüs etmekle suçlanan bir kralın savun­masını yapmaya çalışmıştır. Caesar’ın önünde tedirginliği açıkça ifade eden Cicero ölçülü bir tavırla, Romalı olmayan, dava görülürken huzurda dahi bu­lunmayan kralı, işlemediğine inandığı suçlardan aklamaya gayret göstermiş­tir. Tüm bu nedenlerle, oldukça kendine özgü bir şekilde dönemin siyasi or­tamını yansıtan metnin, sadece bu özelliğiyle bile büyük bir öneme haiz ol­duğu düşünülmektedir.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>B. Deniz ATİLLA (PhD)</strong><br />
<strong>denizatilla@gmail.com</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">B. Deniz Atilla, <em>Pro Rege Deiotaro/Kral Deiotaros Savunması. </em>Yazar: Cicero, Çeviren: E. N. Akdoğu-Arca, <em>Libri</em> V (2019) 1-5.</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0176" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0176</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanların İktisadi Düşünce ve Analize Katkıları</title>
		<link>http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykan A.]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 15:26:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2018]]></category>
		<category><![CDATA[Book-Notices-2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.libridergi.org/2015-en/trans-2015-en/lbr-0175</guid>

					<description><![CDATA[A. A. ISLAHİ, Müslümanların İktisadi Düşünce ve Analize Katkıları. İstanbul 2017. İktisat Yayınları, 188 sayfa. Çev. F. F. Akosman – M. Özer. ISBN: 9786056701061 Müslüman bilim insanlarının matematik, tıp, coğrafya, tarih, sanat ve kültür alan­larında Ortaçağ Avrupası üzerindeki etkileri belgelenmiştir. Ancak ikti­sa­di düşünce ve kurumlar üzerindeki etkisi tam anlamıyla aktarılamamıştır. Bazı batılı araştırmacılar İslam medeniyeti ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="one_fourth"><a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2018/12/lbr.2018045.jpg"><img decoding="async" width="175"  alt="" src="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/strikingr/images/3959_lbr.2018045-175.jpg" /></a> </div>
<div class="three_fourth last"><h2>Müslümanların İktisadi Düşünce ve Analize Katkıları</h2>
<h3>Abdul Azim ISLAHİ</h3>
<div class="divider_line"></div>
<p><strong>ISBN:</strong> 9786056701061<br />
<strong>Page:</strong> 188<br />
<strong>Publication Date:</strong> 2017<br />
<strong>Location:</strong> İstanbul<br />
<strong>Publisher: </strong>İktisat Yayınları</p></div><div class="clearboth"></div>
<div class="two_third"><div class="divider_line"></div>
<p><strong><em>LIBRI</em> IV (2018) 387-390</strong><br />
<strong>DOI</strong>: 10.20480/lbr.2018045<br />
<strong>Received Date</strong>: 06.12.2018 | <strong>Acceptance Date</strong>: 06.12.2018<br />
<strong>Online Publication Date</strong>: 06.12.2018<br />
Copyright © Journal of Book Notices, Reviews and Translations, 2018</p>
<div class="divider_line"></div></div>
<div class="one_third last"><div id="framed_box_2db4b4723e62ea766bc591df9d8fc443" class="framed_box">
	<div class="framed_box_content">
		
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/pdf.jpg" alt="pdf" width="18" height="18" />  <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2018/12/lbr.2018045.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>Get PDF</strong></a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-46" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/references.jpg" alt="references" width="18" height="18" /><strong> </strong> <a href="http://www.libridergi.org/wp-content/uploads/2018/12/lbr.2018045.pdf" target="_blank" rel="noopener"><strong>View PDF</strong></a></p>
<p><a href="#refs"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-44" src="http://journal.phaselis.org/wp-content/uploads/2015/06/info.jpg" alt="info" width="18" height="18" />  </a><b><a href="#refs">Citation</a><br />
</b></p>
<p style="text-align: center;">
		<div class="framed_box_space"></div>
	</div>
</div>
</div><div class="clearboth"></div><strong>A. A. ISLAHİ, <em>Müslümanların İktisadi Düşünce ve Analize Katkıları</em>. İstanbul 2017. İktisat Yayınları, 188 sayfa. </strong><strong>Çev. F. F. Akosman – M. Özer. ISBN: 9786056701061</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman bilim insanlarının matematik, tıp, coğrafya, tarih, sanat ve kültür alan­larında Ortaçağ Avrupası üzerindeki etkileri belgelenmiştir. Ancak ikti­sa­di düşünce ve kurumlar üzerindeki etkisi tam anlamıyla aktarılamamıştır. Bazı batılı araştırmacılar İslam medeniyeti tarihi boyunca iktisadi düşünce ala­nında herhangi bir ekol oluşmadığını ileri süren taraflı yaklaşımlarda bu­lunmaktaydı. Müslümanların iktisadi analize katkısını yadsıyan bu yaklaşı­mın sonucu olarak ise Hellen ve Roma ekonomi düşüncesiyle Skolastik dü­şün­ce arasındaki dönemi kapsayan “büyük boşluk” doğduğu yönünde iddia­lara rastlanmaktadır. Fakat Abdul Azim Islahi, batılı bilim insanlarının son yıl­­larda Müslümanların iktisada katkıda bulunduğu yönündeki değişen eği­lim­­lerini ve Avrupa Rönesans’ındaki Müslüman entelektüel mirasa borç­luluk hissinin arttığını savunmaktadır. Bu savunmasını “Müslümanların İkti­sadi Dü­şünce ve Analize Katkıları” başlıklı bu çalışmasıyla desteklemektedir. Çalış­mada genel olarak İslam’da iktisadi düşüncenin gelişim evreleri ve ik­tisadi düşüncede İslam geleneği gibi konulara yer verilmektedir. Esere Doç. Dr. Ka­dir Yıldırım’ın <em>Takdim</em>i ve Abdul Azim Islahi’nin <em>Önsöz</em>ü ile başlangıç ya­pılmak­tadır. Bu bölümlerde çalışmanın amacı kısaca okuyucuya sunul­mak­­tadır. Eserde Müslüman bilim insanlarının Ortaçağ Avrupası iktisadi dü­şünce ve ku­rumları üzerindeki etkileri anlatılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eserin <em>Giriş </em>(1-10) bölümünde iktisadi düşünce tarihindeki “kayıp halka” nın değerlendirmesi yapılmakta ve iktisadi problemlere çözümler su­nul­mak­tadır. Modern iktisadi analizin arka planında, geriye uzanan bir bilinç­len­me­nin varlığına dikkat çekilmektedir. Bununla birlikte iktisadi düşünce ta­rihinin analizine dair bir literatür değerlendirmesi yapılmaktadır. Ayrıca yi­ne bu bö­lümde çalışmanın planı okuyucuya aktarılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi ana bölümden oluşan kitabın birinci bölümü <em>İslam’da İktisadi Dü­şün­­cenin Gelişim Evreleri</em> (13-30) başlığı altında detaylandırılmaktadır. Bu­rada ik­tisadi düşüncenin başlangıç noktasını vahye dayanan bilginin oluş­turduğu sa­vunulmaktadır. Ayrıca iktisadi fikirler oluşum dönemi, tercüme dö­nemi, ye­niden tercüme ve aktarma dönemi olarak üç ayrı evreye ay­rılarak değerlen­dirilmektedir. Yine bu bölümde geleneksel iktisadın kaynağı olan Hellen ve Arap fikirlerinin tercüme faaliyetleri yoluyla İslam bilim in­sanlarına ulaşması ve söz konusu fikirlerin onlar üzerindeki etkilerine deği­nilmektedir. İktisadi tartışmaların o günlerin etik ve felsefi söylemleri çer­çe­vesinde şekillendiği de savunulmaktadır. Böylelikle eserde Müslüman bilim in­sanlarının felsefi ça­lışma ve tercümeleriyle kendi iktisadi fikirlerinin akta­rıldığı sonucuna varıl­maktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın ikinci bölümü <em>İslam İktisadi Düşünce Tarihi</em> (31-46) ana başlığı al­tın­da <em>Değer Teorileri, Piyasa ve Fiyat Tespiti</em> alt başlıklarından oluşmaktadır. Bu­rada değer teorisinin unsurları ve Müslüman bilim insanlarının görüş­lerine yer verilmektedir. Bunun yanı sıra Adam Smith’in emek-değer teorisi, Ri­cardo ve Marx’ın bu teoriye katkıları kısaca değerlendirilmektedir. Ayrıca ter­minolojiyi kullanmaksızın marjinal faydaya dayalı değer tespitini kav­ra­yan Müslüman ilim adamlarının görüşleri incelenmektedir. <em>Değerin Üretim Ma­li­yeti Teorisi</em> konusu İbn Teymiyye’nin değerlendirmelerine yer verilerek ak­ta­rılmaktadır. <em>Değerin Emek Teorisi</em> ise İbn Haldun’un incelemeleriyle ele alın­maktadır. Bununla birlikte talep, arz ve fiyat, piyasa aksaklıkları ve fiyat kon­t­rolü konularıyla Müslüman ilim adamlarının katkı ve düşüncelerine yer veri­lerek bölüm sonlandırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>İktisadi Düşüncede İslam Geleneği: Üretim ve Dağıtım</em> (47-59) başlığı al­tında ele alınan üçüncü bölümde Müslüman bilim insanlarının üretim faali­yet­lerinin temel unsurlarından olan tarım ve ticarete olan eğilimlerine vurgu yapılmaktadır. Ayrıca bu kişilerin üretim fonksiyonunun optimizasyon ve sür­dürülebilirliği için gerekli olan üretim aktivitelerindeki ilişkiler, iş bö­lümü, be­şeri sermayenin rolü gibi üretime dayalı fikirleri olduğu savu­nul­maktadır. Sektörlerin bağlantıları ve karşılıklı bağımlılıklarıyla ilgili olarak özel­likle Ga­zali, Şeybani ve Dımeşki’nin görüşlerine yer verilmektedir. Bu­ra­da <em>Bölüşüm Ekonomisi</em> alt başlığında “kâr”, “ücret” ve “rant” kavramları açık­lanmakta ve Müslüman bilim insanlarının bu kavramlara yönelik yakla­şım­larına değinil­mektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın dördüncü bölümü ise <em>İktisadi Düşüncede İslam Geleneği: Para ve Faiz</em> (61-74) başlığıyla incelenmektedir. Burada parasal düşüncenin temel un­surları olan paranın karakteri ve fonksiyonları, paranın değer kaybı, enflas­­yon ve paranın miktar teorisi gibi konularda Müslüman bilim in­sanlarının yak­laşımları değerlendirilmektedir. “Faiz” kavramı ise “hastalıklı bir para kulla­nım şekli” olarak nitelenmektedir. <em>İktisadi Düşüncede İslam Ge­leneği: Devlet, Finans ve Büyüme</em> (75-101) başlığı kitabın beşinci bölü­münü oluşturmakta­dır. Burada devletin iktisadi rolü, İslam iktisat dü­şün­cesinin özel önem verdiği kamu maliyesi, kamu gelirlerinin ana kaynaklarını oluş­turan vergilendirme sistemleri, kamusal amaçlar için yapılan har­ca­ma­lar sonucundaki kamu borç­lanması, büyüme kavramına olan yaklaşımlar Müs­lüman bilim insanlarının görüşlerine yer verilerek açıklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın altıncı bölümü <em>Ortaçağ Avrupası’nın İktisadi Düşünceye Katkısı ve Etkisi</em> (102-126) başlığıyla ele alınmaktadır. Bu bölümde Müslüman bilim in­sanlarının Hellen iktisadi fikirlerini ilerletmek adına yaptıkları katkılar yüzey­sel olarak incelenmektedir. Bu inceleme ise Hellen iktisadı ve Müslüman bi­lim insanlarının katkıları orijinal kaynaklar referans alınarak değil; bir değer­lendirme düzeyinde yapılmaktadır. Erken ortaçağ Hristiyan Batısının iktisadi sorunlar için herhangi bir altyapıya sahip olmadığı vurgulanmakta ve bu tes­pitler örneklerle detaylandırılmaktadır. Ayrıca Müslümanların skolastik ikti­sat fikirlerine olan etkileri ve skolastik iktisadın yükselişine yönelik değerlen­dirmeler yapılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın son bölümü <em>İslami İktisat Düşüncesi ile Ana Akım İktisat Ara­sındaki İlişkiler</em> (127-152) başlığıyla ele alınmaktadır. Burada Ortaçağ Avru­pası’nın fi­kirlerini ilerletmek ve kurumlarını inşa etmek için Müslüman kay­naklarını ve bu kaynaklardaki mevcut bilgileri kullandıkları vurgulan­makta­dır. Bağlantı ka­nalları noktasında ise tercüme faaliyetlerinin, Avrupalı öğ­ren­ciler vasıtasıyla gerçekleşen sözlü iletimin, ticaret olgusu ve ticari iliş­ki­lerin, Haçlı Sefer­leri’nin, diplomatik görevlendirmelerin, hac yolculuklarının, manastırların ve misyoner faaliyetlerinin önemine dikkat çekilmektedir. Ay­rıca ana akım ikti­sadında Müslümanların yerini gösteren bir soyağacına yer verilmektedir ve burada Hellen fikirlerinin hemen sonrasında Müslüman kat­kıları gösterilmek­tedir. Bu sıralamayı ise skolastikler, merkantalistler ve fizyokratlar izlemekte­dir. Dolayısıyla Ortaçağ Avrupası iktisadi gelişim süre­cin­de İslam iktisadının etkileri önemli rol oynamaktadır. <em>Müslümanların İkti­sadi Düşünce ve Analize Katkıları</em> adlı bu çalışmanın <em>Sonuç</em> (153-162) bölü­münde eserin genel bir de­ğerlendirmesi yapılmakta ve okuyucuya özet bil­giler sunulmaktadır. Ortaçağ Avrupası’nın iktisadi öğretisine ilişkin yapılacak çalışmalarda Müslüman kat­kılarının göz ardı edilemeyeceği vurgulan­mak­ta­dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapta genel olarak iktisat alanında, özellikle iktisadi düşünce alanında, İs­lam medeniyeti ve Ortaçağ Avrupa kültürünün çok boyutlu bağlarına ve ba­tılı bilim insanlarının Avrupa Rönesans’ındaki Müslüman entelektüel mi­rasa borçluluk hissinin arttığına dikkat çekilmektedir.</p>
<div class="one_half"><p><strong>Akdeniz Üniversitesi<br />
kdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü<br />
</strong></p></div>
<p style="text-align: right;"><div class="one_half last"><p style="text-align: right;"><strong>Gizem MUSUL (Arş. Gör.)</strong><br />
<strong>gizemmusul@akdeniz.edu.tr</strong></p>
<p style="text-align: right;"></div><div class="clearboth"></div>
<div class="divider_padding"></div>
<p><a name="refs"></a><div class="tabs_container"><ul class="tabs"><li><a href="#">Citation</a></li><li><a href="#">Link</a></li></ul><div class="panes"><div class="pane">G. Musul, <em>Müslümanların İktisadi Düşünce ve Analize Katkıları. </em>Yazar: A. A. Islahi, Çevirenler: F. F. Akosman – M. Özer, <em>Libri</em> IV (2018) 381-385. DOI: 10.20480/lbr.2018045</p></div><div class="pane"><p>Link: <a href="http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0175" target="_blank" rel="noopener">http://www.libridergi.org/en/2018-en/lbr-0175</a></p></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
